AKIL HASTALARININ VERDİKLERİ ZARARLAR BAKIMINDAN İDARENİN SORUMLULUĞU
Giriş
Son zamanlarda akıl hastalarının kasten yaralama ve öldürme eylemlerini gerçekleştirdiğini haberlerden sıkça duymaktayız. ‘’ Akıl hastalığı bulunan bir adam sokaktan geçen 3 kişiyi bıçakladı , ‘’ akıl hastası bir kadın polis memurunu bıçakladı’’ gibi birçok haber son günlerde çokça konuşulur oldu. Böyle durumlarda akıl hastalarının ceza sorumlulukları nedir, emniyet ve asayişi, can ve mal güvenliğini korumakla görevli idarenin bu tür eylemler karşısında sorumluluğu var mı ? Hastanede tedavi gören bir akıl hastasının iyileşmeden toplum içine salınması ve bu şahsın başkasına zarar vermesi durumunda idarenin sorumluluğu doğar mı? Akıl hastası olan ve toplum için risk oluşturan bireylerin idarece tespit edilememesi, tespit edilenlerin yeterince tedavi edilememesi, tedavisi mümkün olmayanların kontrol altında tutulmaması ve toplum içerisine karışarak başkalarına zarar vermesi durumunda idarenin sorumluluğu doğabilir mi? gibi bir çok soru akla gelmektedir.
Böyle şahısların diğer kişilere zarar vermesinin engellenmesi gerekmektedir zira emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlanması devletin temel görevidi ve kamu hizmetidir. Devlet ülkesi içinde yaşayan insanların temel hak ve özgürlüklerini koruma görevi ile emniyet ve asayişi sağlama görevini öncelikle normlar düzenleyerek, kamu kurum ve kuruluşları kurarak gerçekleştirir. Anayasamızda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 2.maddesi kapsamında koruma altına alınan Yaşam Hakkı aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir. ” Yaşam Hakkı, 1. Herkesin yaşam hakkı, yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında, hiç kimse kasten öldürülemez. 2. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmış sayılmaz: a. Bir kimsenin yasadışı şiddete karşı korunması için; b. Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için; c. Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.” Yaşam hakkı, en önemli temel haklardan birisi ve hukuk devletinin de temel değeri olduğundan, yaşam hakkının korunması bakımından etkili bir hukuksal korumanın Devletçe garanti edilmesi gerekmektedir. AİHS 2. madde ile devlete yüklenen yükümlülükleri kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür: 1- Devlet, organları aracılığıyla, maddede sayılan istisnai durumlar haricinde bir kimsenin yaşamının ortadan kaldırılamaması, negatif yükümlülüğü altındadır. 2- Madde ile devlete yüklenen ikinci yükümlülük ise; insan yaşamının etkili olarak korunması için gerekli adımların atılması, bu çerçevede bireyleri diğer kişilerin hayati tehlike yaratan eylemlerinden korumak için uygun önlemlerin alınması; yaşama kast eden eylemlere karşı yasalarında caydırıcı, etkili ceza hükümlerine yer vermesi; bu hükümlerin ihlal edilmesini önlemeye ve cezalandırmaya yönelik etkin bir ceza kovuşturmasını sağlayacak bir yapı oluşturması ayrıca yaptırımların infazını sağlayan işler bir sistem oluşturması gerekmektedir. Bu kapsamda ilk tür normlar ceza hukuku normlarıdır. İşlediği suç ile diğer bireylerin yaşama hakkını elinden alan veya vücut bütünlüğüne saldıran akıl hastalarıyla ilgili olarak önce ceza hukukuna ilişkin düzenlemeleri incelemekte fayda vardır.
Akıl hastalarının ceza ehliyeti
Ceza ehliyeti; bir kimsenin belirli bir tarihte ve yerde işlediği bir suça ilişkin kusur yeteneğine sahip olmasını ifade eder. Cezai ehliyeti, isnat yeteneğine (failin doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayırabilme ve buna göre davranabilme yeteneğine sahip olmasıdır) göre belirlenir. Akıl hastalığı, isnat yeteneğinin bulunması için gerekli niteliklerin eksikliğine sebebiyet vermektedir.Türk Ceza Kanunu 32. madde akıl hastalığının cezai sorumluluğa etkisini düzenlemiştir Bu maddeye göre ;
TCK Madde 32: Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. Bu norm kapsamında develet akıl hastalığı olan bireyin suç işlemesi durumunda kişiyi tespit edecek, yeniden suç işlemesinin önlenmesi ve tedavisi için gereken güvenlik tedbirlerini alacaktır. Akıl hastası olan bireyin bu suçu işlemeden önce tespiti ve tedavisi, tedavi olmadan toplum içerisine salınmaması, diğer bir ifadeyle önceden tedbir alınması gerekirken tedbirlerin alınmaması durumunda devletin sorumlu olup olmayacağı hususu önem kazanmaktadır.Bu kapsamda idarenin/devletin sorumlu olarak kabul edilebilmesi için ya idareye kusursuz sorumluluk ya da hizmet kusuru yükleyebilmek gerekecektir. Kusursuz sorumluluk ya da hizmet kusuru kavramlarını açıklamakta fayda vardır.
Devletin sorumluluğu
İdare hukukunda kusursuz sorumluluk, bir olayda idari kusur bulunmasa dahi bazı kayıt ve şartlar altında, idarenin oluşan zararı ödemekle yükümlü tutulması durumunu ifade eder. Kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca idarenin sorumlu tutulabilmesi için idareye veya kamu görevlisine izafe edilmesi gereken bir kusurun varlığına ihtiyaç yoktur. Kusursuz sorumluluk halinde idari davranış ile zarar arasında bir nedensellik bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Bu yönüyle kusursuz ifade edilmektedir. Bugün idare hukukunda kusursuz sorumluluk belli başlı iki ilkeye dayandırılmaktadır. Bunlar “risk ilkesi” ve “fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi” dir.
İdare Hukukunda Risk İlkesi
İdarenin hiçbir kusuru bulunmasa bile, yürüttüğü tehlikeli faaliyetler veya kullandığı tehlikeli araçlar nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlü olmasına “risk sorumluluğu” denilmektedir (Gözler,2003a:1075). Devletin ya da diğer kamu tüzel kişilerinin “risk (tehlike) ilkesi uyarınca sorumlu tutulmaları, ya kamu yararını sağlamak için yürütülen faaliyetin ya da bir kamu malının tehlikeli nitelik taşımasına bağlıdır (Ulusan, 1977:21). İdarenin faaliyetleriyle zararlı sonuç arasında illiyet bağının bulunması yeterli olup ayrıca bir kusurlu olma şartı aranmaz. İdare kusursuzu bulunmadığını ispat etmiş olsa da sorumluluktan kurtulamaz. Zaten ilkenin en belirgin özelliği kusur kavramından tamamen soyutlanması ve objektif bir esasa dayanmasıdır (Özgüldür, 1996:87).
2559 PVSK Ek Madde 7
Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.
Jandarma Teşkilat , Görev ve Yetkileri Kanunu Madde 3 Türkiye Cumhuriyeti Jandarması, emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan ve diğer kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin verdiği görevleri yerine getiren silahlı genel kolluk kuvvetidir. ” şeklinde tanımlanmıştır. Kanun kapsamında çıkarılan yönetmelikte “Asayiş: Hukuka uygun ve gerekli önlemlerin alınması sonucu, Devlete, topluma, kişilere, mal ve eşyalara yönelik tehlike, kaza ve sabotajların söz konusu olmadığı bir ortamı, düzensizlik ve karışıklıkların önlendiği, hayatın normal akışının sağlandığı hali, dirlik ve düzenin varlığı konusunda kamuda oluşan yerleşik ve yaygın inancı, ” ifade edilmiştir. Benzer şekilde yönetmelikte “Emniyet: Devlete, topluma, kişilere, mal ve eşyalara yönelik tehlike, kaza ve sabotajları önlemek için alınan hukuka uygun önlemlerin tümünü ve bu önlemlerin alınmış bulunduğu hali,” şeklinde açıklanmıştır.
Yukarıda da belirtildiği gibi devlet, Anayasada da koruma altına alınan yaşam hakkına ilişkin gerek kurum gerek teşkilatlanmasıyla toplumun genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirler almak zorundadır. Devlet toplumun huzur ve sükûnet içinde bir arada yaşaması için emniyet , jandarma ve diğer organları vasıtasıyla insanların yaşam hakkını güvence altına alması gerekmektedir. İnsan yaşamı devlet tarafından güvence altına alınmışken tehlikeli davranışlarda bulunan akıl hastalarının toplum içerisinde rahatça gezmesi ve sonrasında birçok suça vücut vermesi durumlarında vatandaşların yaşam hakkı ihlal edilecek ve devlet yükümlülüklerini yerine getirmemiş olacaktır. Kanaatimizce bu durumda çoğu zaman devletin kusursuz sorumluluk hali doğmuş olacaktır.
Türkiye’de İdarenin Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesinden Kaynaklanan Kusursuz Sorumluluğu
Sağlık hizmetleri, bünyesinde risk taşıyan hizmetler arasında değerlendirildiği için idarenin sağlık hizmetlerinin yürütülmesinden kaynaklanan kusursuz sorumluluğu da daha ziyade risk ilkesi çerçevesinde gündeme gelmekte ve yine bu ilke çerçevesinde tartışılmaktadır. Bu sebeple risk ilkesinin anlamını ve kapsamını doğru bir şekilde ortaya koymak gerekir.
Akıl Hastalarının Deneme Çıkışları
Akıl hastanesinde tedavi gören bir akıl hastasının normal yaşama alışması için hastane dışına çıkmasına izin verildiği durumlarda, dışarı çıkan akıl hastasının başkasına saldırarak zarar vermesi halinde, idare bu zarardan risk sorumluluğu esaslarına göre sorumludur. Bu şekilde deneme çıkışı yaptırılan akıl hastalarının dışarıda üçüncü kişilere zarar vermesiyle ilgili olarak Fransız danıştayı da 1967 tarihli Département de la Moselle kararında akıl hastalarının deneme çıkışları sırasında üçüncü kişilere verdikleri zararlardan dolayı devletin kusursuz olarak sorumlu olacağına karar vermiştir.
Département de la Moselle Kararı
Bakanlığın 4 Aralık 1957 tarihli genelgesinde belirtilen koşullar altında üç aylık bir “deneme gezisine” tabi tutulan ve yanına yerleştirildiği çiftçinin tesislerini ateşe veren akıl hastası kişi. “Deneme gezileri” terapötik yöntemi üçüncü şahıslar için özel bir risk oluşturmaktadır. Üçüncü şahıslara verilen ve doğrudan bu yöntemin uygulanmasıyla ilgili olan zarar, psikiyatri hastanelerinin onlara karşı kusursuz sorumluluğunu gerektirecek niteliktedir. Zararın mağduru, 3 Ocak tarihinde, 30 günlük bir süre için hastanın sorumluluğunu üstlenmeyi kabul etmiş olup, bu sürenin sonunda hasta kesin olarak taburcu edilecektir. Hasta aslında deneme taburcu rejimi altında kalmış ve bu nedenle yasal olarak 3 Nisan’a kadar yatan hasta statüsünü korumuş olsa da, 3 Şubat’tan itibaren hastaneye verdiği taahhütleri zımnen yenilemeyi kabul ettiği düşünülemeyen zarar gören, yangının çıktığı tarih olan 8 Mart’ta, kendisine karşı sorumlu tutulan bölge açısından üçüncü taraf statüsüne sahipti. Bakanlığın 4 Aralık 1957 tarihli genelgesinde belirtilen koşullar altında üç aylık bir “deneme gezisine” tabi tutulan ve yanına yerleştirildiği çiftçinin tesislerini ateşe veren akıl hastası kişi. “Deneme gezileri” terapötik yöntemi üçüncü şahıslar için özel bir risk oluşturmaktadır. Üçüncü şahıslara verilen ve bu yöntemin uygulanmasıyla doğrudan bağlantılı olan zararlar, psikiyatri hastanelerinin kusuru olmaksızın bu şahıslara karşı sorumluluğunu doğuracak niteliktedir.
Ev başkanının sorumluluğu
Akıl hastalarının eylem ve davranışlarından ev başkanının sorumluluğu da bulunmaktadır. Gözetime muhtaç küçüğün, kısıtlının, akıl hastasının ve akıl zayıfının üçüncü bir kişinin zarara uğramasına sebep olması halinde, otoritesine tâbi oldukları ev başkanının sorumluluğu ortaya çıkar (TMK. m. 369).
Türk medeni kanunu madde 369:
Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.
Bu sorumluluk, ev başkanının otoritesi altında bulunan gözetime muhtaç kişileri, denetim altında bulundurmak ve onların toplum yaşamına problemsiz bir şekilde katılmalarını sağlamak yükümlülüğünden kaynaklanmaktadır. Şöyle ki, ev başkanının hâkimiyet alanı içinde bulunan kişiler üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğü olduğundan zararlı sonucun meydana gelmesini engelleme imkânı da vardır. Ev başkanlığı ilişkisi, kanundan, sözleşmeden veya örf ve adetten doğabilir. Ev başkanının sorumluluğu kusursuz sorumluluk hallerinden kurtuluş kanıtı getirilebilen olağan sebep sorumluluğudur. Gözetime muhtaç bir kişinin hukuka aykırı bir şekilde kusurlu veya kusursuz bir davranışıyla üçüncü kişinin zarar görmesine sebep olması halinde, bu davranış ile ev başkanının özen ve gözetim ödevinin ihlâli arasında uygun illiyet bağının varlığının tespit edilmesi ve ev başkanının kurtuluş kanıtı getirememesi halinde ev başkanının sorumluluğu söz konusu olur.
Av. Yalçın Torun
Stj. Av. Ömer Faruk Aksöz
UYARI
Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’ ve Stj. Av. Ömer Faruk Aksöz’e aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.
