ANAYASA MAHKEMESİ, HAZIRLADIĞI DOKTORA TEZİNDE MESLEK SIRLARINI İFŞA ETTİĞİ GEREKÇESİYLE İŞ SÖZLEŞMESİ FESHEDİLEN BAŞVURUCUNUN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN İHLAL EDİLDİĞİNE KARAR VERDİ
Anayasa Mahkemesi, belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışan başvurucunun aynı zamanda doktora eğitimine devam ederken yazdığı tezinde meslek sırlarını ortaya attığı gerekçesiyle sözleşmesi haklı feshedilmesinin ifade özgürlüğü kapsamında ihlal oluşturduğuna karar vermiştir. İş sözleşmesinin feshinin temeli ifade özgürlüğüne dayandığını, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu ifade etmiştir. Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmediği ve siyasi, sanatsal, bilimsel, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına aldığı hâlde ifade özgürlüğünün özel bir türü olan bilim ve sanat özgürlüğü Anayasa’nın 27. maddesinde özel olarak korunduğunu belirtmiştir. Eldeki mevcut başvurunun da Anayasa’nın 27. maddesinde koruma altında bulunan bilim özgürlüğünün farklı bir görünümü olan akademik özgürlüklerle yakından ilgisi bulunduğunu ve nitekim bir doktora öğrencisinin araştırma yapmasının bulgularını, fikir ve görüşlerini ödev biçiminde dahi olsa sunmasının akademik özgürlüğün bir parçası olduğunu ifade etmiştir.
Mahkemece yapılan değerlendirmede aşağıdaki ifadeler kullanılmıştır:
“Devletten, ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri çerçevesinde ifade özgürlüğünü kullanmak isteyenlerin yalnızca üçüncü kişiler tarafından herhangi bir saldırıya uğrama endişesi taşımadan bu hakkı kullanmalarını temin etmesi değil aynı zamanda iş sözleşmelerinin feshi gibi yapılabilecek her türlü müdahalelere karşı da önlem alması beklenir. Anayasa Mahkemesinin yapması gereken inceleme de devletin ifade özgürlüğüne yönelik söz konusu yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğine yönelik olacaktır. Bu nedenle başvuru ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.”(…)
“Somut olayda başvurucunun doktora ödevindeki bilgilerin meslek sırrı mahiyetinde olup olmadığına yönelik ilk derece mahkemesince bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve gerek inceleme sonucu oluşturulan rapor gerekse de tanık anlatımları bir bütün hâlinde değerlendirilerek başvurucunun doktora ödevinde yer alan bilgilerin teknolojik kritiklik arz etmediği ve genel geçer bilgiler olduğu tespitiyle feshin geçersiz olduğu belirtilmiştir. İlk derece mahkemesi ayrıca mevcut olayda feshin son çare olması ilkesine de uygun davranılmadığı kanaatine varmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi ise yalnızca başvurucunun imzaladığı bir taahhütnameyi gerekçe göstererek feshin geçerli olduğu tespitinde bulunmuştur. Bununla birlikte söz konusu taahhütnamenin ne tür hükümler içerdiği, başvurucunun hazırladığı doktora ödevi ile taahhütnamede yer alan hangi hükme ve ne şekilde aykırı davrandığı ve bu hükümlerin feshi hangi sebeplerle haklı veya geçerli kıldığı yönünde herhangi bir tespit ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesi kararında işçiye somut olarak hangi sözleşme yükümlülüğünün yüklendiği ve işçinin hangi davranışı ile hangi somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiği eksiksiz olarak tespit edilmemiş; işverenin zarar gören işletme menfaatlerinin neler olduğu açıklanmamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, soyut ve genel bir gerekçe ile yalnızca başvurucu tarafından taahhütnamenin imzalanmış olmasına dayanmıştır.”(…)
“Diğer yandan başvurucu tez niteliğinde olmayıp herhangi bir şekilde aleniyet kazandığı gösterilemeyen bir doktora ödevinden dolayı oldukça ağır bir sonuçla karşılaşmış ve işini kaybetmiştir. Karşılaşılan ağır sonuç nedeniyle Yargıtay’ın geliştirdiği ölçütlere göre feshin son çare olması prensibinin bu tür davalarda uygulanmasının temel hak ve özgürlüklerin korunması için hayati önemde olduğu açıktır. Buna karşın başvurucunun iş sözleşmesinin sonlandırılmasında feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği görülmüştür. Anayasa Mahkemesi daha hafif giderim yolları izlenmeksizin doğrudan iş sözleşmesinin feshedilmesinin kaçınılmaz olduğunun gösterilemediğini değerlendirmiştir.”
“Somut olayda ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmadan 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinin ifade özgürlüğünün dolaylı olarak sınırlandırılmasına dayanak yapıldığı ve Bölge Adliye Mahkemesince Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ilkelere uygun hareket edilmediği kanaatine varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”
Av. Yalçın TORUN
Stj. Av. Tunahan TIRAŞ
Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Stj. Av. Tunahan TIRAŞ’a ve Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.
