ÖZEL HUKUK YÖNÜNDEN KİŞİSEL VERİLERİN İHLALİ DURUMUNDA  TAZMİNAT DAVALARI

 

Genel Olarak

Roma’da  en eski devirlerde  başlıca borç kaynağını suçlar (haksız fiiller) teşkil ediyordu; sonradan  bunların  yanında  önemi gittikçe artan akitler de  yer almaya başladı[1].  Günümüzde ise  özellikle   Alman, İsviçre ve Türk   hukukunda  hukuk düzeninin kendilerine hukuki sonuç  izafe ettiği  fiil ve vakıalar  kişi iradesi ile birlikte dikkate alınarak , borçların sebepleri  olarak belirlenmiş ve temelde  iki ana gruba ayrılmıştır.  Bunlar  genel olarak  borç ilişkisinin doğumunun  kişi iradesine bağlı olduğu ve  borç ilişkisinin  doğumunun kişi  iradesine  bağlı olmadığı hallerdir[2].  İradeye dayanan borçlar,  hukuki işlemden  doğan borçlar veya iradenin kusurlu olması nedeniyle başkasına verilen zarardan kaynaklanan, diğer bir ifadeyle  haksız fiilden kaynaklanan borçlardır. Hukuk düzeninin  iradi olup olmadığına bakmaksızın  hukuki sonuç bağladığı diğer  borç sebepleri  ise  sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlar ve doğrudan kanunun  belirlediği  nafaka borcu gibi borçlardır. Türk Borçlar Kanununun  “Birinci Kısmını “ oluşturan “Genel Hükümler“ bölümünde  borç ilişkisinin kaynakları,  “sözleşmeden doğan borçlar”, “haksız fiillerden doğan borçlar”  ve “sebepsiz zenginleşmeden” doğan borçlar olarak üç başlık altında düzenlenmiştir.  Doktrinde  ise borç ilişkisinin kaynakları belirlenirken, yukarıda belirlenen sebeplere ilave olarak   Medeni Kanun 2. maddesinde  “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” şeklinde düzenlenen dürüstlük kuralına atıf yapılarak,  kişiler arasında  bir sözleşme olmasa dahi, haksız fiillere nazaran daha avantajlı olan sözleşmelere ilişkin düzenlemelerin  sözleşme benzeri  borç ilişkilerine de uygulanması gerektiğini ileri süren düşünce hakimdir.  Sözleşme  görüşmeleri sırasındaki kusurlu  davranış nedeniyle  doğan zararların  tazmini talebinin,  sözleşmeden kaynaklanacağına ilişkin  Culpa İn Contrehendo  sorumluluğu, sözleşme sona erdikten sonra  sözleşmenin ard etkisinden doğan zararın tazminini sözleşmeye dayandıran  Culpa Post Pactum Perfectum  sorumluluğu,  sözleşmenin nispiliğinin bazı durumlarda adaletsiz sonuç doğuracağından hareketle, sözleşmeye taraf olmayan fakat sözleşmeden etkilenen üçüncü kişilerin  zararını  sözleşmeye dayandırmaya olanak sağlayan  “üçüncü kişiyi koruyucu sözleşme”  sorumluluğu,    borç kaynağını sözleşmeye dayandıran durumlar kapsamında  kabul edilmektedir. Yargıtayın da bu düşünceyi destekleyen kararları mevcuttur. Yargıtay bir kararında “davalılar akdin geçerli şekilde yapılacağına dair güven yaratmıştır. Doktrinde “Culpa in Contrehendo” olarak tanımlanan bu sorumluluk nedeniyle de davalılar davacıya verdikleri zarardan dolayı sorumlu olup davacı akde güvenerek yaptığı tadilat ve tefrişata ilişkin masraflarını davalılardan talep edebilir.”[3] şeklinde hüküm kurmuştur. Sözleşmenin ard etkisine ilişkin Yargıtay “Her ne sebeple olursa olsun sona eren toplu iş sözleşmesinin hizmet akdine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadar hizmet akdi hükmü olarak devam eder”. TİS’in sona ermesinden sonra, kapsamına giren işyerlerinde çalışan işçiler için TİS’in iş sözleşmesini ilgilendiren hükümlerinin, yenisi yürürlüğe girene kadar devam edeceğine ilişkin kural, toplu iş sözleşmesinin “ard etkisi” olarak ifade edilir.[4] şeklinde  hüküm kurmuştur. Yargıtay  benzer şekilde “haksız eylem tarihi itibari ile alışveriş şantiyesinin güvenliğinden davalı güvenlik şirketinin sorumlu olduğu, adı geçen şirketin koruması altında iken şirket çalışanlarının ihmal ve kusuru nedeniyle hırsızlık olayının meydana geldiği, güvenlik sözleşmesinin üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme niteliği ve sözleşme hükümleri birlikte değerlendirilerek akdi sorumluluk kapsamında davalı güvenlik şirketinin sorumlu olduğu,”[5]  olduğuna yönelik karar vermiştir.

Tüm yukarıda ifade edilen durumlar dikkate alındığında, kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi durumunda taraflar arasında bir sözleşme varsa  borcun kaynağını sözleşme,  sözleşme yok ise haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme oluşturacaktır. Eğer taraflar arasında bir sözleşme yokken, sözleşmeye hazırlık görüşmeleri esnasında hukuka aykırı olarak kişisel veriler işlenmiş ve kişisel verilerin korunması hakkı ihlal edilmiş ise  ise “Culpo In Contrehendo” ilkesi gereği   borcun kaynağını sözleşme oluşturacaktır. Benzer şekilde sözleşme son bulmuşken sözleşmenin artçıl etkisiyle sözleşme taraflarından birisi zarar görür ise “Culpa Post Pactum Perfectum” ilkesi gereği borcun kaynağını gene sözleşme oluşturacaktır.  Fakat unutulmaması gereken husus bütün yukarıdaki durumlarda,  hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle  kişisel verilerin korunması  hakkı ihlal edilmiş olmalı, ihlal neticesinde  maddi ve manevi zarar ortaya çıkmış olmalı, zarar ile eylem veya işlem arasında illiyet bağı bulunmalı, hukuka aykırı eylem veya işlemi gerçekleştiren  kişinin kusuru mevcut olmalıdır.

Sözleşmeden Kaynaklanan Tazminat Davaları

Sözleşme çerçevesinde kişisel verilerin korunması, hem veri sahiplerinin haklarını güvence altına almak hem de sözleşmeye taraf olanların yasal yükümlülüklerini yerine getirmek açısından son derece önemlidir. Kişisel verilerin işlenmesi, KVKK’nun belirlediği ilkelere uygun olmalıdır. Aksi takdirde, sözleşmesel ilişkilerde ciddi hukuki sorumluluklar söz konusu olabilir. Aşağıda taraflar arasında mevcut iş sözleşmesi ve eser sözleşmelerinde kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi nedeniyle zarar görenin tazminat ödemekle yükümlü olduğuna ilişkin Yargıtay’ca verilmiş emsal kararlar bulunmaktadır.

Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan;

“Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin gazeteci olduğunu, doktor olan davalıların sahibi oldukları ve çalıştıkları klinikte çenesine ve ağız çevresindeki çizgilere dolgu, yan çene kaslarına botoks işlemi şeklinde medikal estetik işlemi yaptırdığını, anılan klinikte her uygulama sırasında işlem öncesi ve sonrasına ait müvekkilinin yüzünün fotoğraflarının çekildiğini, yetkililerin bunun standart bir uygulama olduğunu, hasta dosyasına konularak arşivlendiğini, gizli kalacağını ve hasta mahrumiyetinin korunacağını taahhüt edildiğini, ancak fotoğraflarının Instagram’da yayınlandığının öğrenildiğini, müvekkilinin zor durumda kaldığını ve özel hayatına müdahale edildiğini ileri sürerek 35.000,00 TL manevi tazminatın ve şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın vekâletsiz işgörme hükümlerine göre davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, kişilik haklarına sürmekte olan saldırıya son verilmesine, fotoğrafların sosyal medya hesaplarından kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiş; 30.10.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 5.000,00 TL’ye yükseltmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu kliniğin fiilen davalılar Dr….ve Dr. …’ya ait olduğu, diğer davalı Dr. …’nun ise alt kiracılık ilişkisi kapsamında kliniği kullandığı ve aynı konuda faaliyette bulunduğu, bu nedenle kliniğe ait sosyal medya hesaplarının davalıların izni ve bilgisi haricinde kullanılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, açıklanan sebeple davalıların husumet ehliyetinin bulunduğu, dosyada mevcut onam formunda, “Uygulama esnasında fotoğraf veya video görüntülerinin alınabileceğini ve bunların eğitsel ve bilimsel çalışmalarda kullanılabileceğini anladım ve kabul ediyorum” şeklinde bir ifadenin bulunduğu, ancak bu iznin sosyal medya tanıtım ve reklamlarını kapsamayacağı, somut olayda davacı rızasının varlığından bahsedilemeyeceği, davacının kanun maddesini açıkça yazmasa bile iradesinin bu doğrultuda olduğunu yorumlama ve hukuku re’sen uygulama görevinin mahkemeye ait olduğu, bilirkişi heyeti raporunda yapılan tespitler ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 50 ve 51 inci maddeleri çerçevesinde mahkemece takdir edilen 5.000,00 TL tutarındaki maddi tazminat miktarı ile, somut olayın özelliklerine ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alındığında takdir edilen 10.000,00 TL manevi tazminat miktarının hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir…Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,” (Yargıtay 11. HD., E. 2022/6754 K. 2024/2724 T. 3.4.2024)

İş Sözleşmesinden Kaynaklanan;

“Somut uyuşmazlıkta davacının şirkete ait gizli bilgileri şirket dışına çıkardığını, bu hususun davacıya ait usb cihazının bulunması ile ortaya çıktığını savunmuş ise de, yargılama sırasında dinlenilen davacı ve davalı tanıkları davacının zaman zaman işini evden de yürütebildiğini ve bilgisayarının da diz üstü bilgisayar olduğunu ifade etmiştir. Davalı taraf, davacının işyeri dışına çıkarmaması gereken iş sırrı niteliğindeki bilgileri işyeri dışına çıkardığına dair somut bir delil sunmamıştır. Diğer taraftan, dosya kapsamına göre davacının çalışma süresi içinde kariyer sitelerine girdiği, sohbet sitelerinde zaman geçirdiği, bir başka arkadaşını işverenine bazı bilgileri vermemesi konusunda yönlendirdiği, şirketin araç vermemesi üzerine işvereni kötülediği, fuarlara katılmama konusunda çeşitli bahaneler ürettiği, iş sözleşmesinin başlangıcında kendisinde bulunması gereken vasıflar konusunda hatalı bilgi verdiği sabit ise de, davalı işverenin bu bilgileri işçinin bilgisayarına yerleştirdiği özel bir takip programı ile elde ettiği anlaşılmaktadır. Davacı taraf, gerek haberleşme ve iletişiminin kayda alınması gerekse kaybolan USB’ye usulsüz olarak el konulduğu iddiası ile davalı işveren hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirterek, devam eden hazırlık soruşturmasının numarasını bildirmiştir. Davalı işveren ise işçinin bu izlemeden haberdar olduğu veya izlemenin yapılacağı konusunda bilgilendirilmediğine dair somut bir delil sunmamıştır. Şu hâlde davacı işçinin, bilgisayarında bulunan klavye yakalayıcısı adı verilen programdan haberinin olmadığı, işverence bu konuda bilgilendirilmediği, davacının rızası hilafına tüm kayıtların özel yahut işe ilişkin bilgi ayrımı olmadan işverence günlük olarak elde edildiğinin anlaşılması karşısında, elde edilen bu bilgilerin fesih sebebi olarak ileri sürülemeyeceği değerlendirilmelidir. İşverenin yönetim hakkının bir sonucu olarak işçiyi elektronik ortamda izlemesi ve takip etmesi her zaman mümkündür. Ancak bunun için işçinin bu izleme hakkında bilgilendirilmiş olması şarttır. İşçinin izlendiğine dair bilgilendirilmemesi veya gizlice izlenmesi, bu izleme neticesinde elde edilen veriler, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edildiğini açıkça ortaya koysa dahi, hukuka aykırı olarak kabul edilmelidir. Hal böyle iken, somut olayda işverence gizlice izleme neticesinde elde edilen bilgilerin haklı fesih sebebi olarak ileri sürülmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Mahkemece feshin haklı bir sebebe dayanmadığı ve davacının ihbar tazminatına hak kazandığı sonucuna varılması gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 22.HD 2017/21857 E., 2019/9884 K., 07.05.2019 T.)

Haksız Fiil İlişkisinden Kaynaklanan Tazminat Davaları

Haksız fiilden kaynaklı manevi tazminat davasının hukuki dayanağı TBK madde 58’de yer almaktadır.

MADDE 58- “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.”

Manevi tazminata konu kişilik haklarına saldırı teşkil eden fiil, konusu suç teşkil eden veya etmeyen, hukuk kurallarına, ahlaka, kişinin onur şeref ve haysiyetine aykırılık teşkil eden bir eylem ise TBK madde 58 uyarınca tazminat talep edilebilir. Konuya örnek teşkil eden Yargıtay kararı aşağıdadır.

“Somut olayda; davalının bayisi aracı kılınarak dava dışı kişi tarafından atılan imza ile davacının rızası olmaksızın kimlik bilgileri kullanılmak ve imzası taklit edilmek suretiyle davacı adına abonelik sözleşmesi yapıldığı ve telefon hattı çıkarıldığı, sahte olarak oluşturulan aboneliğe ait telefon faturalarının ödenmemesi sebebiyle davacı aleyhine icra takibi başlatıldığı, davacı tarafından suç duyurusunda bulunulması üzerine yapılan ceza yargılaması sonucunda takibe konu abonelik sözleşmesindeki imzanın davacıya ait olmadığı anlaşılmıştır. Davacının kişisel verilerinin haksız olarak ele geçirilmesi, kimlik bilgilerinin rızası dışında kullanılması, sorumlu olmadığı bir borç sebebiyle icra takibine maruz kalması ve haciz tehdidi ile karşı karşıya bırakılması davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eder. Davalı AŞ sahte abonelik yapılmasını engelleyecek tedbirleri almadığından bayiini iyi seçmediğinden ve denetlemediğinden davaya konu hukuka aykırı eylemin gerçekleşmesinden sorumludur. Hal böyle olunca uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu sebeple bozulması gerekir.” (Yargıtay 4.HD, 2017/2435 E., 2019/6055 K., 16.12.2019 T.)

“Davacı vekili; tarafların eski karı koca olduklarını, boşanma davasının devam ettiği dönemde davalının, davacının kimlik fotokopisi ile “e-devlet” şifresi almak istediğine dair taahhütnameyi imzaladığını ve davacıya ait “e devlet” şifresini aldığını, bu şekilde davalı tarafından davacının kişisel verilerine bilgisi dışında ulaşıldığını, davalının eylemi nedeniyle ceza mahkemesinde yargılandığını ve yargılaması sırasında fiilini ikrar ettiğini belirterek oluşan manevi zararının tazminini talep etmiştir.

Mahkemece; davalının, davacının kişisel verilerine hukuka aykırı olarak ulaştığı sabit ise de, bu eylemle davacının manevi açıdan ne gibi bir zarara uğradığının ispatlanamadığı ve Türk Borçlar Kanunu 58. maddesindeki şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davalı, ceza yargılaması sırasında davacıya ait “e-devlet” şifresini aldığını ve kızları ile birlikte davacının kişisel verilerine eriştiklerini beyan etmiştir. Bu husus mahkemece de kabul edildiğine göre davacının manevi zararı oluşmuştur. Davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 4.HD, 2016/2970 E., 2017/8273 K., 13.12.2017 T.)

Vekaletsiz İş Görme Nedeniyle Açılan Tazminat Davası

 

Bir kimsenin taraflar arasında bir vekalet sözleşmesi yokken,  başkasının hukuk alanında kendi veya iş sahibinin yararına müdahale etmesiyle oluşan hukuki ilişki vekaletsiz iş görme olarak tanımlanmaktadır.  Vekaletsiz iş görme’de vekil işi başkası yararına görmektedir. İş görme, vekaletsiz iş görmenin konusunu teşkil eder ve her makul insan fiili bu anlamda iş görmedir. İş görenin bu işi yapmaya mezun bulunmaması gerekir. Bu şart için TBK m. 526’da, “vekaleti olmaksızın” denilmektedir. Bundan anlaşılması gereken, iş görenin, iç ilişkide, iş sahibine karşı işi yapma konusunda yetki veren bir hukuki durumda bulunmamasıdır.

Sebepsiz Zenginleşmeden Kaynaklanan Tazminat Davası

 Taraflar arasında bir hukuki ilişki olmaksızın, başkasının kişisel verilerini hukuka aykırı olarak işleyip malvarlığında artış sağlayan kişi aleyhine, kişisel verileri hukuka aykırı işlenen kişinin tarafından  sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak  dava açılması mümkündür.  Sebepsiz zenginleşme nedeniyle açılan alacak davası, Türk Borçlar Kanunu’ndaki ilgili hükümler çerçevesinde (madde 77), herhangi bir geçerli hukuki sebep olmaksızın malvarlığında artış sağlayan kişiler aleyhine, mağdurlar tarafından başvurulan bir dava türüdür. Ayrıca kişisel verilerinin ihlal edilmesi neticesinde sebepsiz zenginleşme meydana geliyorsa ilgili kişinin bu hükümlere dayanması da mümkündür. Aşağıda resmi rızası olmaksızın kullanılan kişi tarafından açılan tazminat davasını konu alan , emsal Yargıtay kararı  örneği sunulmuştur. 

“Mahkemece iddia, savunma, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davalının, davacının resmini rıza almaksızın telefon kartlarının üzerinde ticari amaçla kullanarak 862,15 TL gelir elde ettiği, bu durumun FSEK 86. maddesine aykırılık oluşturduğu, davacının kişilik haklarının ihlal edildiği, davalının tacir olması sebebiyle basiretli davranması gerektiği, eylemi nedeniyle ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca belirlenen 500 TL maddi zararın ve kişilik haklarının ihlali nedeniyle 5.000 TL manevi zararın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.” (Yargıtay Kararı – 11. HD., E. 2014/10377 K. 2014/17762 T. 17.11.2014)

Tazminat Davasının Şartları

 

Kişisel Verilerin İhlali

Tazminat davası açılabilmesi için öncelikle kişisel verilerin ihlali şartının gerçekleşmiş olması gerekir. Kişisel verilerin ihlali, aşağıdaki durumlarla ortaya çıkabilir:

Veri güvenliği ihlali: Kişisel verilere izinsiz erişim, kaybolma, çalınma, değiştirilme veya silinme durumu.

Rıza alınmaksızın veri işlenmesi: Kişisel verilerin, veri sahibinin açık rızası olmadan işlenmesi.

Veri işleme amacının aşılması: Verilerin, toplandığı amaç dışında işlenmesi veya gereksiz yere saklanması.

Veri sahibinin bilgilendirilmemesi: Kişisel verilerin işlenmesi sırasında veri sahibine gerekli bilgilendirmelerin yapılmaması.

Bu ihlallerin herhangi birinin gerçekleşmesi, tazminat davası için gerekli koşulu sağlar.

Hukuka Aykırılık ve Kusurlu Davranış

Tazminat talep edebilmek için ihlali gerçekleştiren tarafın hukuka aykırı bir şekilde hareket etmiş olması gerekir. Bu ihlalin “kusurlu” bir şekilde yapılmış olması da önemlidir. KVKK’ya aykırı hareket eden taraf, kişisel verilerin korunmasına yönelik yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmalıdır. Kusur, ihlali gerçekleştiren tarafın bilinçli veya ihmal yoluyla hareket etmesi durumunda söz konusu olur. Örneğin, veri işleyen kurum veya kişi, gerekli güvenlik önlemlerini almayarak verilerin güvenliğini tehlikeye atmışsa, bu durum hukuka aykırılık ve kusur oluşturur.

Maddi ve Manevi Zararın Var Olması

 

Kişisel verilerin ihlali nedeniyle tazminat talep edebilmek için mağdurun maddi veya manevi bir zarar görmüş olması gerekmektedir. Bu zarar, aşağıdaki şekillerde oluşabilir:

Maddi zarar: Kişisel verilerin kötüye kullanılması sonucu oluşan doğrudan zararlar. Örneğin, kimlik hırsızlığı sonucu maddi kayıplar, bankacılık bilgileri sızdırılarak yapılan usulsüz işlemler, dolandırıcılık vb.

Manevi zarar: Kişisel verilerin ihlali nedeniyle yaşanan psikolojik ve duygusal zararlar. Kişinin mahremiyetinin ihlali, haysiyetinin zedelenmesi, güven duygusunun kaybı gibi durumlar manevi zarar oluşturabilir.

Maddi veya manevi zarar, tazminat talebinin somut bir dayanağıdır. Mağdurun zararını ispatlaması gerekmektedir.

İhlali Gerçekleştiren Taraf ile Zarar Arasında Nedensellik Bağı

Tazminat davasının kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin ihlalini gerçekleştiren taraf ile mağdurun uğradığı zarar arasında nedensellik bağı kurulmalıdır. Yani, ihlali gerçekleştiren tarafın eylemi ile zarar arasında doğrudan bir ilişki olmalıdır. Örneğin, kişisel verilerin sızdırılması sonucu bir dolandırıcılık eylemi gerçekleşmişse, bu dolandırıcılıkla mağdurun uğradığı maddi kayıp, kişisel verilerin ihlali nedeniyle doğrudan ortaya çıkan bir sonuç olmalıdır.

Zararın İspat Edilmesi

Tazminat talebinde bulunan kişi, ihlali ve zararını ispatlamak zorundadır. Kişisel verilerin ihlali nedeniyle açılan davalarda, mağdurun zararını ve ihlali somut bir şekilde ortaya koyması gerekir. Bu da olayla ilgili belgeler, tanık ifadeleri, e-posta yazışmaları veya diğer delillerle mümkün olur.

Özel Davalar

 

İlgili kişi, mahkemeden alacak davası dışında  kişilik hakkına saldırı tehlikesinin önlenmesi, devam etmekte olan saldırıya son verilmesini ve sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini talep edebilir. Bu davalar Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) Md. 25/1’de  düzenlenmiştir. Buna göre, “Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.”

“Dava davacı Osman G*** vekili tarafından, davalı *** Teknoloji ve Bilişim Ltd. Şti ve Harun **** aleyhine 31.10.2008 gününde verilen dilekçe ile internet sitesindeki yayınların hukuka aykırılığının tespiti, düzeltilmesi ve üçüncü kişilere duyurulmasının istenmesi üzerine açılmıştır. Dava, davalı tarafa ait internet sitesinde, davacının kişilik haklarına saldırılması nedeniyle, yayınların hukuka aykırılığının tespiti, düzeltilmesi ve üçüncü kişilere duyurulması istemine ilişkindir. Medeni Yasa’nın 25. maddesinde kişilik hakkının korunması için açılacak davalara yer verilmiştir. Buna göre davacı, yargıçtan saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesinisona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini ve bu davalarla birlikte düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanmasını isteyebilir. Bu tür istemlerle açılan davaların görülme yeri de genel mahkemelerdir. Şu durumda davacı istemi gözetilerek işin esasının incelenerek varılacak sonuca göre karar vermesi gerekir” (Yargıtay 4.HD 2009/8571 E., 2009/9921 K., 15.09.2009 T.)

Zamanaşımı

 

Kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat davası açma hakkı, haksız fiil ilişkisinden kaynaklanmışsa, “failin ve zararın öğrenilmesinden itibaren 2 yıl, herhalde fiilin gerçekleşmesinden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” (TBK m.72) Ayrıca zarar, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, tazminat sorumluluğuna da ceza zamanaşımı uygulanır.

Kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat davası açma hakkı, sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanmışsa, madde hükmüne göre, “sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” (TBK m.82)

Kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat davası açma hakkı, sözleşmesel ilişkiden kaynaklanmışsa, madde 146 hükmüne göre, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” (TBK md.146)

 

[1] Haluk TANDOĞAN, Vekaletsiz İş Görme,  İstanbul  1957, s.25

[2] M kemal Oğuzman  M. Turgut ÖZ,  Borçlar Hukuku Genel Hükümler  Cilt 1,  Vedat kitapçılık  İstanbul 2013, s. 33

[3] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2004/8077 E, 2005/6842 K sayılı kararı

[4] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu  2008/275 E, 2008/282 K sayılı kararı

[5] Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2014/7159 E , 2015/1511 K sayılı Kararı

 

Stj. Av. Aysu HASANLI

Av. Yalçın TORUN

UYARI

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Stj.Av.Tunahan TIRAŞ ve Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

Scroll to Top