Kişisel Verilerin Aşırı Gereksiz ve Meşru Olmayan Amaçlar İçin Kullanılması  Konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yaklaşımı

Genel 

 Kişisel verilerin aşırı ve meşru olmayan amaçlar için kullanılması konusunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)  kararları  dikkate alınarak değerlendirmekte fayda vardır.  AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin  8. maddesi kapsamında  kişisel verilerin korunmasına yönelik birkaç karakteristik detaylı yaklaşım  sergilemiştir. AİHM  veri korumasına ilişkin kararlarında özel hayatın korunması hakkı  ve  haberleşme özgürlüğünü  yeni teknolojik gelişmeler ile birlikte  dikkate alarak  8. maddeyi yorumlamıştır. Bu maddeyi yorumlarken haberleşmenin mi, yoksa özel hayatın mı   temel hak olduğuna yönelik değerlendirmeden özellikle kaçınmıştır. Mahkemenin veri korumanın 8. madde içerisinde değerlendirileceğine  yönelik birkaç tespiti olmuştur (lundvall v Sweden 100473/83, Amann v Switserland, Rotarou v Romania 28341/95 ).  Mahkeme, kamu  idaresince  sistematik olarak  kişisel verilerin depolanması durumunda 8. maddenin ihlali sonucu oluşabileceğine karar vermiştir.  Mahkeme  aynı zamanda  kişisel verilerin  kayıt altına alınması ve kullanılması üzerinde  kişilerin kontrol hakkı olduğunu da kabul etmiştir.  Mahkeme bireylerin  kişisel verilerine erişme hakkı olduğunu (Gaskin v. the United Kingdom, Application No. 10454/83)  (Antony and Margaret McMichael v. United Kingdom, Application No. 16424/90) (Guerra v Italy, McGinley & Egan v. United Kingdom, Applications nos. 21825/93 and 23414/94,), transeksuellerin kimliklerini düzeltme hakkı olduğunu (Leander v. Sweden, Application No. 9248/81) kararlarında vurgulamıştır. Dahası mahkeme, kişisel verilerin korunmasında  hukukun üstünlüğünü  sağlamak,  yetkinin kötüye kullanılmasını önlemek için, özellikle  bağımsız bir denetim  ve gözetim otoritesine ihtiyaç olduğunu da vurgulamıştır.  (Klass v. Germany, Leander v. Sweden, , Rotaru v. Romania,) Peck, Perry, PG VD Jh  davalarında mahkeme,    amaca yönelik veri işlenmesinin hedefinin öngörülemeyen kullanımların önlenmesi olduğunu ifade etmiştir.  (Peck v. the United Kingdom, Perry v. the United Kingdom, )Amann ve Segerstedt Wiberg davalarında mahkeme  devlet otoritelerinin sadece somut şüphe durumunda şüphelenilen durumla ilgili  veri toplayabileceğine hükmetmiştir.[1]

İnsan Hakları mahkemesi  ilk kararlarından itibaren bireyin özel yaşamıyla ilgili bilgi toplanılmasını ve gizli bilgi kütüğünde saklanmasını ve bu tür bilgilerin ilgililere verilmesini,  Sözleşmenin 8. maddesi kapsamında değerlendirmiştir.  (Leander, 48, Aman, Rotou 43,Sve Marper 67, Khelli 55) Mahkemeye göre güvenlik güçleri tarafından belirli kişiler hakkında sistematik olarak veri toplanması ve depolanması  (Segerstedt-  Wiber ve Diğerleri 72 Cemalettin Canlı 43),  bu veriler açık alanda toplanmış olsa bile  (Peck 59 PG ve J.H 57-59)  veya  bu veriler kişinin sadece mesleki veya kamusal faaliyetleriyle ilgili olsa bile (Rotaru 43-44) söz konusu verinin kişinin uzak geçmişiyle ilgili olması halinde de kişilerin özel yaşantılarına müdahale oluşturacağına hükmetmiştir.(Cemalettin Canlı 43) Kişinin özel aracına yerleştirilecek cihaz vasıtasıyla  GPS sistemi aracılığı ile  kişinin ne zaman nerede olduğunun tespiti (Uzun-Almanya 51-53) kişinin özel yaşamına saygı hakkının ihlalini oluşturur. Kişinin kendi geçmişiyle ilgili bilgiye erişimi özel yaşamının bir parçasıdır (Odievr- Fransa). Mahkeme karalarında özel yaşama ilişkin kişisel verilerin korunması konusuyla ilgili  örnekler aşağıdadır.  Kişinin taşıdığı ad ve kimliğinin  tespiti  kişinin özel ve aile yaşamını ilgilendirir (Burghartz 24). Soybağıyla ilgili sorunlar, kişinin kimliği ile ilgili olduğundan  özel yaşamını ilgilendirir ( Rasmmussen 33, Kruskoviç 20). Cinsiyet değişikliklerine ilişkin hususlar özel yaşamı ilgilendirir. (Rees 42, Cossey 38-39), Etnik kimlik bireyin özel yaşamını ilgilendirir. (Se Marper 66). Cinsel  ilişki ve cinsel yönelim, bireyin özel yaşantısının  en mahrem yönünü oluşturur (Laskey, Jeggard ve Brown 36). Kişinin kendi kökeni hakkında bilgi talep etmesi ve kamu makamlarının elindeki bilgiye ulaşması  özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (Odievre- Fransa). Suçun işlenmesiyle ilgili olarak bilgi edinilmesi maksadıyla  kamu makamları tarafından  bireye ve faaliyetlerine ilişkin,  ses yazı ve görüntülerin tespit edilmesi  özel yaşama saygı hakkına müdahale oluşturmaktadır  (Klass ve Diğerleri – Almanya 48,49 ).[2]

Kişisel Verilerin Aşırı Gereksiz ve Meşru Olmayan Amaçlar İçin Kullanılması

 

AİHM’sinin  aşırı, gereksiz ve meşru olmayan amaçlar için veri kullanımını hak ihlali olarak  gören yaklaşımı Avrupa Birliği  Veri Koruma Direktifi 1995/46/EC,  6/1/c  ve 7/c fıkralarındaki mevcut düzenlemelerle uyumludur. Mahkeme  hak ihlaline yönelik iddialara ilişkin olarak mahkemece yapılan denetimlerde   öncelikle  özel hayata bir müdahalenin mevcut olup olmadığı incelenmekte, müdahale olduğu tespit edildiğinde, bu müdahalenin haklı olup olmadığına bakılmaktadır.  Haklı olup olmadığı yönündeki incelemenin ilk basamağı,  müdahalenin hukuka uygun yapılıp yapılmadığıdır. Hukuka uygun ise sonraki aşamada müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığı incelenmektedir. Bu basamakta  müdahalenin  sosyal ihtiyaçları karşılama ve  meşru amaçları gerçekleştirecek  orantıda olup olmadığı da denetlenmektedir. Bu şartların tamamına uygun bir müdahale durumunda hak ihlali oluşmamaktadır. Mahkemece   hak ihlaline yönelik iddialara ilişkin olarak yapılan denetimlerde  konuya ilişkin kararlarda, ne zaman veri korumasına ilişkin tedbirlerin demokratik  toplumda gerekli olduğuna yönelik tespitler çok nadirdir.  Mahkeme daha çok  ihlal edici eylem için yasal bir zemin olup olmadığına bakmıştır.  Bahse konu yasal gerekliliğin ihlal edildiği durumlarda,  diğer gereklilikleri incelememiştir ( P.G. and J.H.,). Hukuka uygunluk denetimi ile demokratik toplumda gereklilik denetimi birbirinden farklıdır.  Eğer  mahremiyetin korunmasına ilişkin bir sınırlama  kanunda mevcut ise de,  yasal bir temeli var ise de,  bu sınırlamanın  demokratik toplumda gerekli de olması beklenmektedir.  Demokratik toplumda gereklilik denetimi  politik bir denetimdir. Bu denetim değerler ve menfaatler arasındaki dengeyi sağlamaktadır.  Bu denetimde ,  veri korumada getirilen sınırlama veya ihlal  meşru bir gereklilik için mi yapılmıştır?  sorusuna cevap aranmaktadır. Demokratik toplumda gereklilik denetiminin karşılanmış olması da  veri korumaya getirilen sınırlamada yeterli değildir.  Zira AİHS 8.9.10.11. maddelerinde  yapılan denetimde  iki kriter daha vardır. Bunlar sosyal ihtiyaçları karşılama ve  meşru amaçları gerçekleştirecek orantıda olması  kriterleridir. Fakat bu kriterlerde sosyal ihtiyaçları karşılama kriteri daha çok 10 . maddede düzenlenen hak için uygulanmaktadır, 8. madde için özel hayatın korunması için  uygulama alanı dardır. Mahkeme orantılılık denetiminde  kişisel verilere yapılan müdahalenin ağırlığını dikkate  almaktadır. Orantılılık ilkesinin uygulamasında sınırlamanın orantılı olup olmadığı belirlenirken  durumun özelliğine bakılmaktadır. Mahkeme orantılılığı değerlendirirken  alınan tedbirin  doğasına  (kötü kullanıma olanak sağlayıp sağlamayacağı,  olumsuz sonuçları vb) bakmaktadır. Başka tedbirlerle aynı sonuca ulaşılıp ulaşılamayacağı ve bu kadar  sert tedbir almaya gerek olup olmadığına bakılmaktadır. Denetim bütün bu sayılan  kriterleri geçerse  hak ihlaline karar verilmeyecektir. Orantılılık denetimine ilişkin  katı bir uygulama 10. madde ihlaline yönelik ( Campbell v. United Kingdom, Application No. 13590/88, ) davasında,  avukata yazılan mektuplara el konulması ve telefon kayıtlarının tutulmasında gündeme gelmiştir.  Gerçekte AİHM kararlarında  kişisel verilerin işlenmesi konusunda aşırılık, gereklilik ve meşruluk denetimlerine ilişkin  az sayıda  karar vardır.  Bunun en önemli sebebi hukuka uygunluk denetimine mahkemenin ağırlık vermesidir.

            Klass, Leander, Amann, P.G. and J.H. and Perry davalarında mahkeme,   kişisel verilere ilişkin alanı kısıtlı bir mahremiyet alanı olarak görmüştür.  Kişisel verilerin korunmasına ilişkin güncel yaklaşımlar  mahkemenin koruma alanının içine alınmamıştır. Leander Davasında, ilgili kişinin  kişinin kişisel verilerine ulaşma hakkına getirilen sınırlamayı ihlal olarak görmemiştir. Antony and Margaret Mc.Michael v. United Kingdom davasında da benzer bir durum oluşmuştur.  Mahkeme kararında açıkça  8. maddenin  kişisel verilere ulaşmak için bir hak  vermediği anlamına gelmeyeceğini de kararında belirtmiştir.  Mahkemece  kolluk ve güvenlik kuvvetleri tarafından kişisel verilere  girilebileceğine ilişkin  düzenlemeler hak ihlali olarak  kabul edilmemektedir.

            Mahkeme  8. madde kapsamında olabilecek kişisel veriler ile bu madde kapsamında olmayan kişisel veriler arasında bir ayrım yapmıştır. Özel hayatı etkileyen kişisel veriler  olduğu gibi, özel hayatı etkilemeyen kişisel veriler de vardır. (Pierre Herbecq and the Association Ligue des droits de’homme v Belgium., Pierre Herbecq and the Association Ligue des droits de l ’homme v Belgium, Applications No. 32200/96 and 32201/96  )  Örnek kararda, başvurucu film endüstrisinde  denetim amaçlarıyla kişisel verilerin  işleneceğine ilişkin bir düzenleme olmadığını ileri sürerek  özel hayatın ihlal edildiğini iddia ederek başvuruda bulunmuştur. Mahkeme talebi kabul edilmez bulmuştur. Gerekçesi ise çekimlerdeki görüntülerin özel  hayata ilişkin olmayıp,  kamuya açık alanlarda olması gösterilmiştir.  Veri Koruma fikrinin merkezinde taşıyıcısı belirli veya belirlenebilir olan kişisel veriler  vardır. Veri Korumasına ilişkin düzenlemeler,  verileri, mahremiyetle ilgili olanlar ve olmayanlar şeklinde ayırmamaktadır.  Veri koruma sistemi  özel nitelikte hassas verilerin olduğunu da kabul etmektedir. Veri koruma düzenlemeleri  bütün kişisel verilerin  isim adres vb. olanlar da dahil kötüye kullanılabileceğini,  veri koruma sisteminin amacının tüm verilerin korunması olduğunu düzenlemiştir.  Bu düzenlemeler şüphesiz ortak aklın ürünüdür.  Bu durumda özel nitelikli olmayan verilerin  hangi sınırda korunacağı tartışılabilir, fakat  bu verilerinde korunacağı hususunda mutabakat vardır. Özel nitelikli verilerin işlenmesinin yasaklanması,  bu kapsamda örneğin yahudi  kişilerle ilgili  verilerin işlenmesinin yasaklanması  pozitif bir düzenlemedir.  Bu gruba ait basit bir isim listesini kendilerini hedef seçenlere karşı korunmaları gerektiğine ilişkin hiç bir şüphe yoktur.  Özellikle teknik personel internette veri korumaya ilişkin düzenlemeleri dikkate almaksızın veya fazla bürokratik bularak  rahatlıkla verileri işleyebilmektedirler.

       Mahkeme  Amann, Rotaru and P.G. and J.H.,davalarında AİHM 8. madde anlamında   mahremiyetin geniş bir tanımını Leander davasına da atıf yaparak veri koruma  prensipleri ile mahkeme kararları arasındaki farkları ortaya koymuştur.  Amann davasında kişisel verilerin depolanmasının  8. madde ile ilgili olduğunu,  özel hayatı sınırlayıcı şekilde tanımlanmaması gerektiğini, özel hayatın kişilerin diğer insanlarla ilişki kurma ve geliştirmesini de  içerdiğini,  iş hayatının doğasına ilişkin ve profesyonel aktiviteler için  işlenen verilerin özel hayatın dışında tutulacağına ilişkin hiçbir sebep olmadığını,  açıkça belirtmiştir.  Fakat bu davalara ilişkin kararlara   ihtiyatlı yaklaşılmalıdır.   Verilerin nereye kadar korunacağı ve nerden sonra korunmayacağı konusu  üzerinde hala çalışılmaktadır.  Veriler  özel alanla ilgili olmadıklarında, sistematik olarak resim ve ses olarak kaydedilmediklerinde  veya belirli bir veri taşıyıcısı hedef seçilerek kaydedilmediklerinde,  veri taşıyıcısının makul sebeplerle verinin işleneceğini bildiğinde mahremiyet korumasından çıkarılabilmektedir.  Bu kapsamda  sokaklardaki kameralar,  telefon şirketinin telefon görüşmelerine ilişkin ücretlendirme ve  istatistik anlamındaki veri depolaması  (P.G. and J.H. v. the United Kingdom) 8. madde anlamında ihlal olarak gözükmemektedir. Özetle mahkemece bütün verilerin korunmadığı görülmektedir.

[1] P. De Hert and S. Gutwirth, Data Protection in the Case Law of Strasbourg and Luxemburg: Constitutiona-lisation in Action

[2] DOĞRU ve NALBANT, s .25-53

Av.Yalçın TORUN

UYARI

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

 

 

 

Scroll to Top