- GİRİŞ
Davayı esastan çözerek taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren mahkeme kararlarına hüküm denir. Olağan kanun yollarından geçerek kesinleşen bir hükmün kesin hüküm kuvveti kazanma ve icra kabiliyeti kazanma olmak üzere iki sonucu vardır. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları istisnalar dışında icra kabiliyeti de taşırlar.
Kesin hüküm kuvveti kazanan bir karar neticesinde kişiler arasındaki uyuşmazlık kesin biçimde çözülür ve aynı konuda yeniden bir dava açılamaz. Bu iki şekilde gerçekleşir. Mahkeme hükmüne karşı ancak bir dereceye kadar itiraz edilebilir, bu hükme karşı olağan kanun yollarına (temyiz ve karar düzeltme) başvurulamaz. Bu durumda biçimsel şekli anlamda kesin hükümden söz edilir.Bunlar temyiz edilemeyen nihai kararlar olabileceği gibi, kanun yoluna başvurma süresinin geçmesi ile, kanun yoluna başvurmaktan feragat edilmesi ile veya kanun yoluna başvurma talebinin reddi ile şekli anlamda kesinlik kazanmış kararlardır. Diğer taraftan taraflar arasındaki hukuksal ilişki gelecek için kesin olarak tespit edilir ve düzenlenir Bu durumda maddi anlamda kesin hükümden söz edilir. Mahkeme kararı içerik açısından bağlayıcı etkiye sahiptir. Aynı taraflar arasında aynı dava nedenine dayanarak aynı konuda ikinci bir dava açılamaz. Eğer belirtilen niteliklere sahip ikinci bir dava açılırsa kesin hüküm itirazında bulunulur ve dava esasa girilmeden reddedilir. İtirazda bulunulmasa bile bu durum mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilir ve mahkeme bu durumda dava şartı yokluğundan davayı usulden reddeder.
Hukukumuzda maddi anlamda kesin hüküm şartları HUMK. m.237’de düzenlenmiştir. Buna göre “Kaziyei muhkeme, ancak mevzuunu teşkil eden husus hakkında muteberdir.Kaziyei muhkeme, mevcuttur denilebilmek için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır”.şeklinde ifade edilmiştir.Açıkçası davanın konusunun taraflarının ve sebeplerinin aynı olması gerekmektedir.[1]
Her mahkeme kararının hem kesin hüküm kuvveti kazandığını hem de icra kabiliyeti taşıdığını söyleyemeyiz. Hukukumuzda bazı mahkeme kararlarına sadece kesin hüküm kuvveti tanınmıştır. Bu kararlar nitelikleri gereği icraya konu teşkil edemezler. Bazı mahkeme kararları ise şekli kesinlik taşıdıkları halde, maddi kesinlik taşıyamazlar. İhtilafsız kaza kararları gibi.[2]
Hükmün icra kabiliyeti kazanması durumunda ise nitelikleri gereği sonuç meydana getirebilmeleri için icra edilmeleri gereken hükümler icra kabiliyeti kazanırlar. Mahkeme kararı ile tespit edilen yükümlülüklerin borçlu tarafından yerine getirilmemesi halinde , devlet organlarının müdahale etmesi gerekir. Söz konusu borç ve yükümlülüklerin devlet organlarının zorlaması ve müdahalesi ile yerine getirilmesi mahkeme hükmünün icra kabiliyeti kanması olarak ifade edilir.
İç hukukta mahkeme kararının yukarıda belirtilen etkileri meydana getirmesi tartışmasız olarak benimsenmiştir. Ancak mahkeme kararlarının verildikleri ülke dışında da etki göstermesi bu denli mutlak biçimde kabul edilmemiştir. Egemen devletleri, ülke dışında verilmiş mahkeme kararlarının etkisini tanımaya zorlayan bir milletlerarası hukuk kuralı yoktur. Bununla birlikte uluslararası temasların yoğunlaşması nedeniyle yabancı öğe içeren uyuşmazlıkların artması,mahkeme kararlarının salt verildikleri ülke sınırları içinde etki doğurmasının, bazı durumlarda yetersiz kaldığını göstermiştir. Bunun sonucu olarak devletler bu konuyu iç hukuk kuralları ile düzenlemek durumunda kalmışlar ve yabancı mahkeme kararlarının belli durumlarda kendi ülkelerinde de sonuç doğurmasını kabul etmişlerdir. Ayrıca bu konuda da bazı uluslararası sözleşmeler düzenlenmiştir.[3]
Bir mahkeme hükmünün uluslararası planda etkili olmasını sağlayan iki işlem vardır. Bunlar tanıma ve tenfizdir. Tanıma ve tenfize konu olan kararlar, ara kararları ihtiyati tedbir kararları, delillerin tespiti kararları gibi kararlardan farklı olarak uyuşmazlığı kesin şekilde çözen , yargılamaya son veren ve hakimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran karalardır bu nedenle bu kararlar hüküm olarak adlandırılmaktadır.[4]Bu açıdan niteliklerine göre kararlar üç grupta toplanabilirler
Eda kararları: Mahkemenin taraflardan birine bir şey verme yapma veya vermeme konusunda belirli bir edime mahkum eden karalardır. Bu tür kararlar hem maddi hemde şekli anlamda kesin hüküm teşkil eder, hem icra kabiliyeti taşırlar.
Tespit Kararları: Bir hukuki ilişkinin varlığı yada yokluğu hakkında bir karar elde etmek amacı ile açılan dava sonunda verilen kararlardır.Kararların amacı tespit olduğundan icraya müsait değildir.
Yenilik Doğurucu Kararlar: Bir hukuki durumun kurulması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için hak sahibinin iradesinin kafi gelmemesi ve durumun ancak bir mahkeme kararı ile doğmasının gerekli olduğu hallerde açılan dava sonucu verilen karardır. Bu kararlarında hukuki alanda etkili olmaları için icraya ihtiyaçları yoktur. Bu kararlar taşıdıkları inşai tesir ile arzu edilen sonuçları doğururlar. Evlenmenin butlanı,evlat edinmeye izin kararları gibi.[5]
Yukarıdaki kararlardan tespit kararları ile yenilik doğurucu kararların Türkiye’de yalnız tanınmaları mümkün olduğu için bu tür kararlar için tanıma şartları uygulanacak ve eda kararlarının ise hem tanınmaları hem de tenfizleri mümkün olabilecektir. Bir yenilik doğuran kararın örneğin boşanma kararının aynı zamanda bir eda kararını da birlikte taşıması halinde kararın eda bölümü için tenfiz şartlarının varlığı aranacaktır.
Kesin hüküm kuvvetinin ileri sürülebilmesi özellikle yenilik doğurucu kararlar bakımından önem taşır. Bu gibi kararların yenilik doğurucu etkisi verildiği ve kesinleştiği andan itibaren kendiliğinden doğduğu için bu kararın tanınması ile tanındığı andan itibaren değil verildiği ülke hukukuna göre kesinleştiği tarihten itibaren tanındığı ülkede güç kazanır.[6]Yabancı bir mahkeme kararının kesin delil olarak ileri sürülmesi görülmekte olan bir davada yabancı mahkeme kararının davalı tarafından dermeyanı şeklinde olur.
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları “gurbetçi” olarak adlandırılsalar da yerleştikleri ülkelerde artık işyerlerinde o ülke vatandaşlarının çalıştığı, o ülke vatandaşlarıyla evlilikler yaptıkları da düşünüldüğünde gurbetçi sıfatının pek kalmadığı görülecektir.
. Her ne kadar durum böyle olsa da sonuçta halen Türk vatandaşı oldukları için yaşa-dıkları ülkede yapılan hukuku işlemlerin, o ülke mahkemelerinin vermiş olduğu karar-ların Türkiye’de hüküm ve sonuç doğura bilmesi için tanıma ve tenfiz davalarına ihtiyaç duyulmaktadır.
- TANIMA
Tanıma:yabancı bir devlet mahkemesinin vermiş olduğu kararın kesin hüküm kuvvetinin tanıma işleminin yapıldığı devlet tarafından kabul edilmesi anlamına gelir. Tanıma ile tenfizi karıştırmamak gerekir. Tenfiz yabancı mahkeme kararının tenfiz işleminin gerçekleştirildiği devlet ülkesinde icra kabiliyeti kazanmasını ifade eder. Devletlerin tanıma ve tenfiz konularında uyguladıkları başlıca iki sistem mevcuttur. Bu sistemler yeniden gözden geçirme (revision) sistemi ile belli konuların varlığının saptanması (exequator) sistemidir. Bazı devletlerde tenfiz istemine konu olan yabancı ilam maddi ve hukuki olgular yönünden yeniden gözden geçirilmekte, diğer bazı sistemlerde ise bu devlet hukukunda öngörülen belirli koşulların yerine getirildiğinin incelenmesi ve saptanması ile yetinilmektedir.Yabancı mahkeme kararlarının kendi ülkesi içinde hiçbir etkiye sahip olmamasını benimseyen devletlerde yok değildir.
- TANIMANIN ŞARTLARI:
- YABANCI ÜLKE MAHKEMELERİNDEN VERİLEN BİR KARARIN MEVCUT BULUNMASI
Mahkeme kararı niteliğinde olmayan yabancı kararların tanınma usulüne tabi olarak tanınması mümkün değildir. Ancak yabancı mahkeme hükmü tanınma imkanına sahiptir. Yabancı bir vesikanın mahkeme hükmü olup olmadığı elde edildiği ülkenin hukukuna göre tayin edilecektir. Ancak bu hukukun mahkeme hükmü vasfını verdiği her vesika tanıma devleti için bir mahkeme hükmü olarak kabul edilmeyebilir. Mesela yabancı hukuk bir dini kuruluşun veya halk jürisinin kararına da mahkeme hükmü vasfını tanıyabilir. Böyle bir hükmün yabancı bir hüküm olarak kabulü tanıma devletinden istenemez. Yabancı hukuka göre mahkeme hükmü kabul edilen bir kararın tanıma devletinin hukukuna göre de mahkeme hükmü olması gerekir. Şu halde Türk hukukuna göre tanınmaya ehil olmayan ve yabancı devlete ait olan bir tasarrufa Türkiye’de bir mahkeme hükmünün sonuçlarını bağlamak imkanı yoktur. Burada yabancı bir vesikanın tanınabilmesi bu vesikanın hem yabancı hukukun hem de Türk hukukunun vasıflandırmasında mahkeme hükmü olması şartına bağlıdır.[7]
Tek taraflı irade beyanına dayanan boşanmalarda (talak) bir mahkemenin veya resmi bir makamın iştiraki yoktur veya tescil şeklinde bir iştiraki vardır. Bu gibi hukuki işlem niteliğinde olan boşanmaların tanınması söz konusu değildir. Fakat hukuki işlem olmaları nedeniyle devletler hususi hukuku kaidelerine göre bir tespit davası yoluyla tanınabilecekleri söylenebilir.
- KARARIN HUKUK DAVALARINA İLİŞKİN BİR KARAR OLMASI
Kanun hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş kararlardan bahsetmektedir.Bununla yabancı mahkemelerden verilmiş tekmil yargı kararlarının ifade edildiği hususunda bir tereddüt yoktur.Bu bakımdan iş hukukuna ait taleplere ilişkin yabancı mahkeme kararları, çifte vergilendirmeye ait mali yargıya ilişkin yabancı kararlar, bu kapsama dahildir. Buna mukabil saf idari kararlar, kartel ve patent hukuk alanındaki kararlar, maddi hukuka ilişkin taleplere ait olmayan iş mahkemesi kararları sosyal sigortalar kapsamındaki mahkeme kararları bu kapsamdaki kararlardan değildir.İhtiyati tedbir ve haciz kararlarında geçici nitelikte bir tedbir niteliği bulunduğundan bu kararların tanınması söz konusu olamaz. İflas kararları da bu kapsamdaki kararlardan sayılmaz.[8]
Tarafların , özel hukuk kişisi veya kamu kurumu olması fark etmemektedir.Uyuşmazlığın özel hukuk ilişkisinden doğmuş olması yeterlidir.Yabancı idare mahkemelerinden verilen kararların örneğin yabancı idare mahkemesi tarafından türk firması aleyhine akde muhalefet nedeniyle açılan bir dava hakkında verilen tazminat kararının Türkiye’de tanınması veya tenfizi mümkün olacaktır.[9]
III.KARARIN KESİNLEŞMİŞ OLMASI
Tanınacak yabancı kararların kesinleşmiş olması gerekmektedir, Acaba kesinleşmiş olmak ifadesi ile ne kastedilmektedir. HUMK sistemimizde kural olarak hükümler maddi ve şekli anlamda kesinliği birlikte taşımaktadırlar. Şekli kesinlik taşıyan her mahkeme kararı aynı zamanda maddi kesinliği de beraberinde taşımaktadır.Sadece ihtilafsız kaza kararları maddi kesinlik taşımazlar.Yabancı mahkemenin kararının kesinleşme vasfı kararı veren mahkemenin hukukuna tabi olduğunu, 50.madde o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş ifadesi ile belirlenmiştir. Kararın kesinleşmiş olup olmadığı verildiği yer usul hukukuna göre belirlenecektir.[10]
Yabancı mahkemelere ait ihtilafsız kaza kararlarının tanınması da yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına ilişkin hükme tabi tutulmuştur(m.58 II). Ancak kesinleşmiş bulunan yabancı karaların tanınması ve tenfizi mümkün oldıuğundan kesin hüküm teşkil etmeyen ihtilafsız kaza kararlarının tanınması söz konusu değildir.[11] İhtilafsız kaza kararları tarafların hususi şahıslara karşı dermeyan edeceği hususi haklarının olmadığı tarafların huzuruna gerek olmadan mahkemenin resen harekete geçtiği ve hakkı korumak için verdiği kararlardır. İsmin değiştirilmesi , vasi tayini, mirasçılık belgesi gibi konularda verilir.Bu tür kararlar maddi kesinlik taşımayıp şekli kesinlik taşırlar.Yeni deliller ortaya çıktığında yeniden inceleme konusu yapılabilirler.[12]
Geçici nitelik taşıyan ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının tanınması tenfiz edilmesi olanaklı değildir. Ancak bu türde bir kararın verildiği devlet hukuku uyuşmazlığın böyle bir kararla açık ve nihai olarak çözüldüğünü kabul etmekte ise tenfiz söz konusu olabilir.[13]
- KARARIN TÜRK MAHKEMELERİNİN MÜNHASIR YETKİSİNE
GİRMEYEN BİR KONUDA VERİLMİŞ OLMASI VEYA DAVALININ İTİRAZ
ETMESİ ŞARTIYLA KARARIN, DAVA KONUSU VEYA TARAFLARLA GERÇEK BİR İLİŞKİSİ BULUNMADIĞI HÂLDE KENDİSİNE YETKİ TANIYAN BİR DEVLET MAHKEMESİNCE VERİLMİŞ OLMAMASI
Türk mahkemelerinin münhasır yetkili o0lduğu konuklarda yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün değildir. Türk hukukunda kamu düzenine ilişkin yetki kurallarından bazıları münhasır yetki hükmüdür. Mesela Türkiye’de gayrimenkulün aynına ilişkin davalarda gayrimenkulün bulunduğu yer mahkemesinin yetkisi kesin yani münhasırdır. Yetki kuralının münhasır bir yetki hükmü getirmiş olup olmadığı yetki kuralının ifadesinden ve konuluş gayesinden hareketle belirlenir. Bir yetki kaidesinin yabancı kararın tanınma ve tenfizini önleyebilmesi için, bu yetki kaidesinin ihtilaf konusunun sadece Türk mahkemelerinde görülmesini sağlamak gayesiyle konulmuş olması ve bunu da temin etmiş olması gerekir.Türkiye’deki gayrimenkullerin aynına ilişkin davalarda Türk mahkemelerinin yetkisi münhasırdır (HUMK m.13). Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen konularda sadece kararı veren mahkemenin tabi olduğu hukuk nizamı o mahkemenin tabi olduğu hukuk nizamı o mahkemenin milletlerarası yetkisi hakkında söz sahibi olur.Münhasır yetki esasına dayanan yer itibariyle yetki kaideleri yetki anlaşması ile yetki kazanmış bulunan yabancı mahkemelerden verilmiş kararların tanınma ve tenfizinde de engelleyici bir etkiye sahiptir.[14]
Bu kuralın dışında milletlerarası anlamda kesin yetki var mıdır? MÖHUK m 30 anlamındaki miras davalarında yetki kuralının kesin yetki taşıdığı düşünülebilir. Murisin son ikametgahı Türkiye’de fakat malları Türkiye’de ise yabancı mahkemeden alınan kararın Türkiye’de mevcut bulunan mallar üzerinde etki si olmamsı gerekir.Bu kapsamda m 30 Türkiye’de bulunan tereke bakımından kesin yetki kuralı getirmektedir.[15]
- KARARIN KAMU DÜZENİNE AÇIKÇA AYKIRI BULUNMAMASI
Yabancı mahkeme kararının tanınması için bu mahkeme kararının Türk kamu düzeninin müdahalesini gerektirebilecek bir hüküm taşımaması da şarttır. Ancak kamu düzeninin sınırlarının açık olarak çizilmemesinden istifade ile uygulamada kötüye kullanılmasını engellemek maksadıyla kamu düzenine aykırılığın açıkça belli olması şartı aranmıştır. Bir yabancı mahkeme kararının tanınması Türk kanunlarında yer alan bir kanun hükmüne veya kamu düzenine aykırı kabul edilen yabancı kanun hükmünün uygulanmış olmasına dayanılarak reddedilemez. Burada reddi temin edebilecek tek imkan yabancı mahkeme hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmasıdır. Bu formül her olayda hakime bırakılmış belirsiz bir taktir alanı meydana getirmektedir.
Yabancı mahkeme kararı Türkiye’den çıkması yasak olan taşınır bir malın davalıya verilmesine hükmetmişse bu kararın icrası Türk kamu düzenine aykırı olacaktır.[16] Yabancı mahkeme kararı ile yabancının Türkiye’de yararlanması sınırlandırılmış veya yasak olan bir hak tanınmışsa bu kararın icrası veya tanınması kamu düzenine aykırı olacaktır.[17]
Türk hukukunda yabancı boşanma kararlarının tanınması kamu düzeninin müdahalesi ile önlenebilir. Yabancı ülkede gerçekleşsede taraflardan birisi Türk vatandaşı ise ve özellikle talâK gibi özel bir boşanma olayında kadın olan eş Türk vatandaşı ise Türk kamu düzeninin müdahalesi bakımından durum özellik ve ağırlık kazanır.[18]
Türk hukukunda eşlerin karşılıklı rıza ile boşanmaları düzenlenmeden önce yabancı mahkemelerce verilen anlaşmalı boşanma kararlarının tanınması ve tenfizinde kamu düzeni talebin reddine gerekçe olarak gösterilmekteydi.
- KENDİSİNE KARŞI TENFİZ İSTENEN TARAFIN SAVUNMA HAKKINA İLİŞKİN USULÎ İŞLEMLERE UYULMUŞ OLMASI
Bu kural kanunda “O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması” şeklinde ifade edilmiştir. Kendisine karşı tanınma istenen kişi hükmü veren mahkemeye usulüne uygun çağrılmamış,veya o mahkemede temsil edilmemiş, veya usulüne aykırı şekilde gıyapta hüküm verilmiş ise savunma hakkının ihlal edilmiş olabileceği kabul edilmektedir. Sayılan bu usulü işlemlerin usulüne uygun yapılmamış olması yabancı mahkeme kararının tenfizinin reddi için yeterlidir. Savunma hakkına etkili bu gibi işlemler usulüne uygun olarak yerine getirilmemiş olsa dahi savunma hakkının ihlalinin ortaya çıkmaması ihtimali mümkündür.Mesela davalı davaya iştirak etmiş bulunuyorsa.Savunma hakkına ilişkin bu gibi usulî işlemlerin usulune uygun yapılmaması halinde dahi savunma hakkının ihlalinin ortaya çıkmama ihtimali bulunduğundan bu gibi usulsüzlüklerin incelenmesi ancak aleyhine tenfiz ve tanınma talep edilen tarafın bu konuda itiraza etmesi şartına bağlanmıştır. Ayrıca Türk usul hukuku anlayışına göre savunma hakkının ihlal edildiği hakimce tespit edilirse davalının itirazı olmaksızın savunma hakkının ihlali Türk kamu düzenine aykırılık meydana getirebileceğinden resen dikkate alınabileceği de değerlendirilmelidir. İlan yoluyla yapılmış tebligat savunma hakkını ihlal edebilecek bir işlem olarak görülebilir.
- TANIMA DAVALARINDA USUL
Özellikle kişi hallerine ilişkin yabancı ilamlara dayanılarak idari bir işleme başvurulmasında idari makamlar ancak Türk mahkemelerinden verilen kararlara uyabileceklerinden yabancı kararın Türk mahkemelerince tanınması gerekmektedir. Bu gibi yabancı kararların kesin hüküm kuvvetinin kabulü maksadıyla Türk mahkemesinde açılacak davalar bir tespit davası niteliğine sahip olacaktır.
Diğer taraftan Türkiye’de görülmekte olan bir davada yabancı ilama dayanılarak kesin hüküm itirazında bulunulması veya kesin delil kuvvetinin ileri sürülmesi halinde esas davayı görmekte olan mahkeme yabancı davanın tanınma şartlarını tespit etmek durumundadır. Yabancı kararın tanınma şartlarını taşıdığı mahkemece tespit edildikten sonra yabancı kararın kesin hüküm veya kesin delil kuvveti dikkate alınacaktır.[19]
Tanıma özel bir talebi gerektirmez, belirli bir olayda eğer tanıma için aranan şartlar mevcutsa tanıma bu şartların mevcudiyetinin tespit edilmesi ile kendiliğinden ipso iure gerçekleşir. Taraflardan biri hukuken himayeye layık bir menfaatini davada kabul ettirebilmek için yabancı bir mahkeme kararının tanınmasını o anda tespit ettirmiş olmaktadır.Hukukumuzda tanıma şartlarının mevcut olduğunun yetkili makamlarca tespitinden sonra yabancı mahkeme kararının tanınması mümkün olur (m.58 I). Tanımanın bu niteliği nedeniyle böyle bir tanımadan ne rücu edilebilmekte ve ne de iptalini isteyebilmek mümkün olmaktadır. Zira tanıma özel bir taleple tahakkuk etmemiştir.[20]
Davanın taraflarından ve onların külli haleflerinden başka tanıma ve tenfizde hukuki yararı olanlar veya yabancı mahkeme ilamından kesin delil veya kesin hüküm olarak yararlanma yada idari işlemde kullanma hakkına sahip bulunanlarda tanınmadan yararlanabilirler.Mesela boşanma kararından eşlerden birinin ölümü halinde mirasçıların yararlanması maksadıyla kararın tanınmasını talep etmeleri mümkündür.[21]
Tanıma davasında dilekçenin basit yargılama usulü kapsamında karşı tarafa duruşma günü ile birlikte tebliği gerekmektedir.Olayın özelliğine göre tanıma şartları bakımından karşı tarafa tebligatın yapılmasında zaruret olmadığı hallerde tebligatın yapılması gereksiz görülebilir.Karşı taraf Türk vatandaşı değilse Tanınması gereken karara konu olan uyuşmazlık Türk mahkemelerinin kesin yetkisi içine girmiyorsa ç kamu düzenini ilgilendiren bir husus yoksa yabancı ülkede bulunan şahsa tebligatın yapılması zaman kaybına neden olacaktır.Türk erkeği ile yabancı kadının boşanmalarına ilişkin yabancı mahkeme kararlarına tanınması için açılan davalarda inceleme dosya üzerinden yapılmakta tanımanın tespit niteliğinde olduğu gerekçesi ile tanıma kararı verilmektedir.Bu işlemin tanımaya kolaylık sağladığı ve işlemleri hızlandırdığı inkar edilemez.Savunma hakkını etkileyen veya karara etkili olan iade, muhakeme sebebi olabilen bazı itirazlar kamu düzeni kavramı içerisinde incelenebileceğinden davalıya tebligat yapılması faydalı olacaktır.[22]
Açılacak tanınma davasında dilekçeye yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ve onanmış tercümesi ile ilamın kesinleştiğini gösteren o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belgenin tercümesinin eklenmesi gerekmektedir(m.53).
- TANIMAYA İLİŞKİN 5718 SAYILI YENİ MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER VE 2675 SAYILI MÜLGA MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN İLE MUKAYESESİ
2675 sayılı mülga Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 42 inci maddesinde tanıma “Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 38 inci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye’de idari bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır.” şekilde düzenlenmişti.
12 Aralık 2007 tarihinde 26728 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ve 64’üncü maddesindeki düzenleme ile 2675 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 5718 sayılı yeni Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 58’inci maddesinde ise tanıma “(1) Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz. (2) İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tâbidir.
(3) Yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye’de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır. “ şeklide düzenlenmiştir.
Yapılan yeni düzenlemenin gerekçesi ise “2675 sayılı Kanunun 42 nci maddesini kısmen karşılamaktadır. Yabancı mahkeme ilâmlarının tanınmasında 2675 sayılı Kanunun 38 inci maddesinin (d) bendinin uygulanmasını önleyen 42 nci maddenin birinci fıkrasındaki hüküm, aleyhine tanınma talep edilen kişinin savunma haklarını kullanamamış olması ihtimâlini tenfiz hâkiminin kontrolü dışında bırakacak şekilde yorumlanmaya müsait görülmüştür. Bu konudaki tereddütleri kaldırmak ve 38 inci maddenin (d) bendinin yabancı ilâmların tanınmasında da dikkate alınmasını temin etmek maksadıyla, yabancı ilâmların tanınmasını düzenleyen 42’ inci maddenin birinci fıkrasındaki (d) bendine yapılan atfın kaldırılması yararlı görülmüştür.” şeklindedir.
2675 sayılı mülga Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 42’inci maddesinin atıfta bulunduğu 38’inci maddesinde tenfiz şartları ise “Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir. a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, b) İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, d) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması, e) Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar ihtilafı kuralları gereğince yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan davalının tenfize bu yönden itiraz etmemiş olması.” şeklinde düzenlenmişti.
5718 sayılı yeni Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 58’inci maddesinin atıfta bulunduğu 54’üncü maddesinde ise tenfiz şartları (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması. şeklinde düzenlenmiştir.
Tenfiz şartlarına ilişkin yapılan yeni düzenlemenin gerekçesi ise “2675 sayılı Kanunun 38 inci maddesini kısmen karşılamaktadır. 2675 sayılı Kanunun, yabancı mahkeme ilâmlarının tanınma ve tenfiz şartlarını düzenleyen 38 inci maddesinin (b) bendinde tanıma ve tenfiz için, ilâmın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması şartı aranmakta, buna mukabil yabancı mahkemenin yetkisi üzerinde durulmamaktaydı. Bu durumda, kendi hukukuna göre dahi yetkisiz olan veya hukuk devletlerinde kabul edilmiş genel yetki ilkelerine aykırılık taşıyan aşırı yetki kurallarına göre kendilerini yetkili kabul eden yabancı mahkemelerin verdikleri ilâmların da Türkiye’de tanınması ve tenfizi yolu açık kalmıştı. Böylece, yabancı mahkemelerin, ihtilâfla hiçbir hukukî ilişkisi olmamasına rağmen veya bir hukuk devletinde kabul edilmesi mümkün olmayan yetersiz ilişkilere dayanan yetki kurallarından istifade edilerek verilen yabancı mahkeme ilâmları Türkiye’de tanınıp tenfiz edilebilirdi. Hukuken sakıncası bulunan bu durumu engellemek amacıyla ilâmın “dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması” şartının da bir tanıma ve tenfiz şartı olarak ilgili bende eklenmesi gerekli ve yararlı görülmüştür. Dava konusu ve taraflarla hukukî ve fiilî anlamda gerçek bir ilişkisi olmaksızın yabancı bir mahkemenin kendisini yetkili sayması milletlerarası yetki hukukunda kabul edilmeyen bir “aşırı yetki” olarak kabul edilmektedir. Ancak bu tanıma ve tenfiz şartının, tenfiz hâkimince incelenmesi davalının bu konuda itiraz etmesi şartına bağlanmıştır. Tanıma ve tenfiz hâkimi, “ilâmın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması” şartını resen inceleyecek, ancak (b) bendine eklenen yeni tanıma ve tenfiz şartını davalının itiraz etmesi şartına bağlı olarak inceleyebilecektir. 38 inci maddenin (b) bendine eklenen yeni tanıma ve tenfiz şartının benzerleri birçok Avrupa ülkesi kanunlarında da bulunmaktadır.
Maddenin (ç) bendinde, “gıyabında” kelimesi yanına “veya yokluğunda” ibaresi eklenmek suretiyle, aleyhine tanınma ve tenfiz isteminde bulunulan kişinin savunma hakları, onun sadece gıyabında alınan ilâmlar için değil, fakat aynı zamanda verildiği ülke kanunlarına aykırı şekilde “yokluğunda” verilen mahkeme ilâmları için de teminat altına alınmıştır.” şeklindedir.
Av. Yalçın TORUN
UYARI
Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur
KAYNAKÇA
AYBAY,R./DARDAĞAN,E.:Milletlerarası Düzeyde Yasaların Çatışması,1.B,İstanbul 2005,
ÇELİKEL,A./NOMER,E.:Devletler Hususî Hukuku Örnek Olaylar-Mahkeme Kararları, 7.B.İstanbul 2001
ÇELİKEL,A.:Milletlerarası Özel Hukuk,3.B,İstanbul 1992,
KURU,B./ARSLAN,R./YILMAZ,E.:Medeni Usul Hukuku, Ankara 1989,
NOMER,E.:Devletler Hususî Hukuku,10.B,İstanbul 2000
[1] KURU,B./ARSLAN,R./YILMAZ,E.:Medeni Usul Hukuku, Ankara 1989, s.489-499
[2] ÇELİKEL,A.:Milletlerarası Özel Hukuk,3.B,İstanbul 1992,s. 364
[3] AYBAY,R./DARDAĞAN,E.:Milletlerarası Düzeyde Yasaların Çatışması,1.B,İstanbul 2005,s.245-267
[4] ÇELİKEL,s. 365
[5] ÇELİKEL,s. 365
[6] NOMER,E.:Devletler Hususî Hukuku,10.B,İstanbul 2000,s. 401
[7] NOMER, s. 322
[8] NOMER, s. 386
[9] ÇELİKEL,s. 367
[10] ÇELİKEL,s. 368
[11] NOMER, s. 403
[12] ÇELİKEL,s. 366
[13] AYBAY/DARDAĞAN,s. 253
[14] NOMER, s. 392
[15] ÇELİKEL,s. 381
[16] ÇELİKEL,s. 383
[17] ÇELİKEL,s. 383
[18] ÇELİKEL,A./NOMER,E.:Devletler Hususî Hukuku Örnek Olaylar-Mahkeme Kararları, 7.B.İstanbul 2001,s. 222
[19] NOMER, s. 404
[20] NOMER, s. 388
[21] NOMER, s. 405
[22] ÇELİKEL,s. 402
