Muris Muvazaası Nedeniyle Açılan Tapu İptal ve Tescil Davaları
Özet
Muris muvazaası, miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla, gerçek iradesi olan bağış sözleşmesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir sözleşme görünümü altında gizlemesi suretiyle gerçekleştirilen görünürde hukuki işlemdir. Türk hukukunda bu müessesenin anayasal, kanuni ve içtihadi boyutları son derece gelişmiş olup özellikle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarih ve 1974-1/2 sayılı kararı, uygulamada belirleyici bir işlev üstlenmiştir. Bu makalede muris muvazaasının hukuki niteliği, unsurları, tapu iptali ve tescil davasının koşulları ile usul hukuku boyutu; anayasal, kanuni ve içtihadi dayanaklar çerçevesinde sistematik biçimde incelenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Muris Muvazaası, Tapu İptal ve Tescil, Miras Hukuku, Türk Borçlar Kanunu m. 19, Nispi Muvazaa, İçtihadı Birleştirme Kararı
1. Giriş
Miras hukukunun uygulamada en çok karşılaşılan ve öğreti ile yargı kararlarında en geniş yer bulan konularından birini muris muvazaası oluşturmaktadır. Miras bırakan, sağlığında mal varlığını azaltarak bazı mirasçıları miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla çeşitli hukuki işlemlere başvurabilmektedir. Bu işlemlerin en yaygın görünümü ise gerçekte bağış niteliği taşıyan devrin, satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir sözleşme kisvesi altında gerçekleştirilmesidir. Söz konusu muvazaalı işlemin hukuki sonuçlarından korunma ihtiyacı, özel bir dava türü olan tapu iptali ve tescil davasını doğurmuştur.
Türk hukukunda muris muvazaası kavramı, Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi kapsamında değerlendirilen nispi muvazaanın özel bir görünümü olarak kabul edilmektedir. Bu itibarla söz konusu davanın hukuki dayanağını anlamak; Anayasal güvenceler, kanun hükümleri, içtihat hukuku ve ikincil mevzuat çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla ele almayı zorunlu kılmaktadır.
2. Anayasal Dayanak
2.1. Mülkiyet Hakkının Güvencesi
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının temel anayasal dayanağını, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesi oluşturmaktadır. Söz konusu madde, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir” şeklindeki düzenlemesiyle hem mülkiyet hakkını hem de miras hakkını temel hak ve özgürlükler kapsamında güvence altına almaktadır.
Mirasçının, miras bırakanın muvazaalı işlemiyle miras hakkından mahrum bırakılması; doğrudan Anayasa m. 35 kapsamındaki miras hakkının ihlaline yol açmaktadır. Tapu iptali ve tescil davasının bu anayasal güvenceyi koruma işlevi gördüğü, Yargıtay kararlarında da açıkça ifade edilmektedir.
2.2. Hak Arama Özgürlüğü
Anayasa’nın 36. maddesi, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmünü öngörmektedir. Mirasçının, muvazaalı işlemin geçersizliğine dayanarak tapu iptali ve tescil davası açabilmesi, bu anayasal güvencenin somut bir yansımasıdır.
3. Kanuni Dayanak
3.1. Türk Borçlar Kanunu Madde 19 ve Muvazaa Tanımı
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının birincil kanuni dayanağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi oluşturmaktadır. Söz konusu madde şu hükmü içermektedir:
“Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” (TBK m. 19/1)
Bu düzenlemeden hareketle muvazaa; tarafların, gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ile sonuç doğurması amaçlanmayan bir hukuki işlemi, üçüncü kişileri aldatmak kastıyla dışarıya karşı gerçekmiş gibi göstermeleri amacıyla yaptıkları gizli anlaşma olarak tanımlanabilir. Başka bir ifadeyle muvazaada üç temel unsur bir arada bulunmaktadır: (i) taraflar arasında dışa yansıtılan görünürdeki (zahiri) bir işlemin varlığı, (ii) bu görünürdeki işlemin tarafların gerçek ve ortak iradesini yansıtmadığı hususunda taraflar arasında yapılan gizli bir anlaşmanın (muvazaa anlaşmasının) mevcudiyeti ve (iii) söz konusu görünürdeki işlemle üçüncü kişileri aldatma kastının bulunması. Tanımdan da anlaşıldığı üzere muvazaalı işlem, tarafların gerçek iradesiyle örtüşmediğinden TBK m. 19/1 uyarınca başından itibaren (ex tunc) geçersiz olup hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.
3.2. Muvazaanın Türleri
Muvazaa, öğreti ve uygulamada mutlak muvazaa ve nispi muvazaa olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır:
a) Mutlak muvazaa: Tarafların gerçekte hiçbir hukuki işlem yapmak istemedikleri hâlde, yalnızca görünüşte bir hukuki işlem yaratmak amacıyla irade açıklamasında bulundukları durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bu tür muvazaada taraflar herhangi bir hukuki sonuç doğmasını istememekte, yalnızca üçüncü kişileri yanıltmak amacıyla sözleşme görünümü oluşturmaktadırlar.
b) Nispi muvazaa: Tarafların bir hukuki işlem yapmayı istedikleri, ancak bu hukuki işlemi gizlemek amacıyla başka bir hukuki işlem görünümü yarattıkları durumlarda söz konusu olmaktadır. Her iki muvazaa türünde de görünüşteki işlem, tarafların gerçek iradelerini içermediğinden hukuki sonuç doğurmayacaktır.
3.3. Muris Muvazaasının Hukuki Niteliği
Muris muvazaası, nispi muvazaanın özel bir görünümü olup özünde miras bırakan ile sözleşmenin karşı tarafının, aralarında gerçekte yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir sözleşme görünümü altında gizledikleri durumu ifade etmektedir. Muris muvazaasında:
a) Görünürdeki sözleşme : Satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir sözleşme şeklinde karşımıza çıkmakta olup tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından hüküm ve sonuç doğurmayacaktır.
b) Miras bırakanın gerçek iradesine uygun olan bağış sözleşmesidir. Bu sözleşme, geçerlilik koşullarını sağlamadığı için hukuki sonuç doğurmaz.
Muris muvazaasında aldatan kişi miras bırakan, aldatılmak istenen kişiler ise mirasçılardır. Mirasçı, muvazaalı sözleşmenin tarafı olmadığından üçüncü kişi konumundadır.
3.4. Muris Muvazaasında Muvazaa Anlaşmasının Varlığı
Muvazaanın oluşması için muvazaa anlaşmasının varlığı zorunludur. Bu anlaşmanın görünüşteki sözleşmeden önce veya en geç onunla eş zamanlı olarak yapılması gerekmektedir. Görünüşteki sözleşmeden sonra yapılan anlaşma muvazaa sözleşmesi niteliği taşımaz; önceki geçerli sözleşmeyi değiştiren ikinci bir sözleşme niteliğinde olacaktır.
3.5. Türk Medeni Kanunu Hükümleri
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesi uyarınca taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille gerçekleşmekte; bu hüküm, geçersiz bir hukuki işleme dayanan tescilin iptalini ve mirasçı adına yeniden tescili zorunlu kılmaktadır. TMK m. 1023 ise tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya diğer aynî hakları edinen üçüncü kişilerin bu edinimleri koruma altına alınmıştır. Bu düzenleme, muris muvazaası davalarında kötü niyetli üçüncü kişilere karşı açılan davalarda önem taşımaktadır.
4. Yargıtay İçtihatları
4.1. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı
Muris muvazaası konusunda en temel ve belirleyici içtihat, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarih ve E. 1973/1, K. 1974/2 sayılı kararıdır. Bu karar; muris muvazaasına dayalı iddiaların tapuya kayıtlı taşınmazlar hakkında ileri sürülebileceğini ve saklı pay sahibi olsun ya da olmasın her mirasçının, mirastan mal kaçırmak amacıyla yapılan muvazaalı sözleşmenin geçersizliğinin tespitini ve tapu kaydının iptalini isteyebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu içtihadın önemi; tapu kütüğüne olan güveni ve yolsuz tescilin düzeltilmesini miras hukukunun korumasıyla bütünleştirmesinde yatmaktadır.
4.2. Mirasçının Dava Hakkına İlişkin İçtihatlar
Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre saklı pay sahibi olsun ya da olmasın her mirasçı; mirastan mal kaçırmak amacıyla miras bırakan tarafından yapılan muvazaalı sözleşmenin geçersizliğinin tespitini, bu sözleşmeye dayalı tapu kaydının iptalini ve miras payı oranında adına tescilini ya da eski hâle getirilmesini talep edebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun muris muvazaası davalarında benimsediği ölçütler şu şekilde özetlenebilir:
a) Miras bırakanın devir tarihindeki yaşı ve sağlık durumu,
b) Devrin gerçekleştiği tarihte ivaza ihtiyacının bulunup bulunmadığı,
c) Satış bedelinin ödenip ödenmediği ve makul karşılık oluşturup oluşturmadığı,
d) Devredilen taşınmazın tüm mal varlığına oranı,
e) Mirasçılar arasında dengeli paylaşımın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, hususları dikkate alınmaktadır.
4.3. Mal Kaçırma İradesinin Tespitine İlişkin İçtihatlar
Yargıtay içtihadına göre miras bırakanın mallarını mirasçılar arasında makul ölçülerle dengeli biçimde paylaştırmış olması hâlinde muris muvazaasından söz edilemez. Buna karşın miras bırakan yalnızca bir ya da birkaç mirasçıya pay vermiş, diğerlerine hiçbir şey bırakmamış ya da paylar arasında belirgin bir dengesizlik bulunuyorsa mal kaçırma iradesinin mevcudiyeti kabul edilebilir. Bunun yanı sıra miras bırakanın taşınmazı devir tarihinde satmaya gerçek ihtiyacının bulunup bulunmadığı, özellikle ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde murisin bakıma muhtaç durumda olup olmadığı, ileri sürülen sözleşmenin içeriği ile edim dengesinin mevcut olup olmadığı da mahkemelerce incelenmesi gereken olgular arasındadır.
4.4. Özel Durumlar: Tenkis Davası ile Muris Muvazaası İlişkisi
Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası açma imkânı bulunan bir mirasçının daha az kapsama sahip olan tenkis davasını tercih etmesi, murisin muvazaalı tasarrufunu geçerli kabul ettiği anlamına gelmez. Bu durumda mirasçı, tenkis davasından feragat ederek muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası açabilir. Söz konusu içtihat, tenkis ve muvazaa davalarının birbirinden bağımsız hukuki niteliğini vurgulamaktadır.
4.5. Taşınmazın El Değiştirmesi ve Kötü Niyetli Üçüncü Kişilere İlişkin İçtihatlar
Taşınmazın muvazaalı işlemle devraldıktan sonra iyi niyetli üçüncü bir kişiye devredilmesi hâlinde, bu kişiye karşı açılan davanın esastan reddine karar verilmektedir. Öte yandan taşınmazın kötü niyetli üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde, TMK m. 1023’ün sunduğu iyi niyet korumasından yararlanılamamakta ve tapu iptali ile tescil davası bu kişiye karşı da sürdürülebilmektedir.
5. Dava Koşulları ve Taraflar
5.1. Dava Açma Koşulları
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının açılabilmesi için aşağıdaki koşulların bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir:
a) Murisin ölmüş olması: Miras bırakan hayattayken muris muvazaasına dayalı dava açılmasına yasal olanak bulunmamaktadır; zira mirasçılık sıfatı murisin ölümüyle birlikte kazanılmaktadır.
b) Muvazaalı işlemin varlığı: Görünürdeki sözleşmenin gerçek iradeyi yansıtmaması ve mal kaçırma amacının bulunması gerekmektedir.
c) Mirasçılık sıfatı: Davacının murisin yasal mirasçısı olması gereklidir.
d) Hukuki yarar: Miras payından feragat eden ve bunu duruşmada ikrar eden mirasçı bu davayı açamaz. Murisin iradesinin ikinci eşini korumak olduğu durumlarda da muris muvazaasına dayalı dava açılamamaktadır.
5.2. Davacı Taraf
Davacı, miras hakkı çiğnenen mirasçıdır. Saklı pay sahibi olup olmadığına bakılmaksızın her mirasçı bu davayı açabilir. Muris muvazaasına dayalı davalarda zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayıp ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusu olduğundan, her bir mirasçı kendi hissesi oranında bağımsız olarak dava açabilir. Bununla birlikte bir mirasçının terekeye iade istemli dava açması hâlinde diğer mirasçıların onayının alınması ya da miras şirketine temsilci atanması yoluna gidilmelidir.
Davacının yargılama sürecinde ölmesi hâlinde, dava konusu hakkın miras yoluyla intikal imkânı bulunduğu durumlarda mirasçıların tamamı mahkemece tespit edilerek davadan haberdar edilir. Vekalet ilişkisi kural olarak müvekkilin ölümüyle sona ereceğinden vekilin davaya devam etmesi mümkün değildir.
5.3. Davalı Taraf
Davalı; miras bırakanın muvazaalı sözleşmeyle taşınmazı devrettiği kişi, bu kişinin mirasçıları ya da muvazaalı veya kötü niyetli olarak taşınmazı devralan sonraki kişilerdir. Tapu iptali ve tescil davası mutlaka kayıt malikine yöneltilmesi gerektiğinden, yalnızca ara maliklere yöneltilen davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi söz konusu olacaktır. Yargılama sürecinde davalının ölmesi hâlinde mahkemece davalının tüm mirasçıları tespit edilerek davadan haberdar edilir; mirası reddetmemiş olan mirasçılara karşı yargılamaya devam edilir.
5.4. Ara Maliklerin Durumu
Uygulamada birden fazla ara malike sıklıkla rastlanmaktadır. Miras bırakan, güvendiği emanetçi bir kişiye önce taşınmazı devredip ardından bu kişinin taşınmazı asıl devredilecek kişiye aktarması hâlinde emanetçi kişi ara malik konumundadır. Muvazaalı biçimde taşınmazı devralan ara malikin, gerçek devredilecek kişi yerine başka bir iyiniyetli kişiye devretmesi durumunda bu iyiniyetli kişiye açılan davanın esastan reddi gerekmektedir.
6. Görevli ve Yetkili Mahkemeler
Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi’dir. Bu husus, HMK m. 12 ile taşınmaza ilişkin davalarda kesin yetki kuralından kaynaklanmaktadır. Dava konusu taşınmazların birden fazla olması hâlinde, herhangi bir taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi de yetkili kabul edilmektedir.
7.Usul Hukuku Boyutu Ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
7.1. İhtiyati Tedbir
Dava açılırken taşınmazın başkasına devrini önleyecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı talep edilmesi büyük önem taşımaktadır. İhtiyati tedbir talebi kabul edildiğinde teminat miktarı belirleyici bir işlev kazanmaktadır. Nakdi teminat oranı konusunda mahkemeyi bağlayan herhangi bir kanun hükmü bulunmamakta; bu nedenle teminat miktarının taşınmazın gerçek piyasa değerine uygun biçimde belirlenmesi gerekmektedir. Taşınmazın piyasa değerinin tespitinde emlak portalları gibi güvenilir kaynaklara başvurulması ve sonradan gerçekleştirilecek keşif sonucuna göre teminatın güncellenmesi önerilmektedir. İhtiyati tedbir talebinin kabulüne ilişkin kararın istinaf yoluna götürülemeyeceği de önemle belirtilmelidir.
7.2. Dava Dilekçesine Eklenecek Belgeler
Dava dilekçesine aşağıdaki belgelerin eklenmelidir.
a) Mirasçılık belgesi (veraset ilamı)
b) Taşınmazın devir senedi
c) Devir tarihinde murisin taşınmazı satmaya gerçek ihtiyacının bulunmadığını ortaya koyan belgeler,
d) Murisin mal varlığındaki değişimleri gösteren banka kayıtları ve hesap özetleri,
e) Murisin taşınmazı devir tarihindeki aktifine ilişkin somut liste.
7.3. Talep Sonucunun Belirlenmesi
Talep kısmında; “Davalı adına olan tapu kaydının iptaliyle miras hissesi oranında davacı adına kayıt ve tescil edilmesine” şeklinde açık bir ibarenin yer alması gerekmektedir. Yalnızca tapu iptali talebinin ileri sürülmesi, tescili de zorunlu kılmaktadır. Muris adına kayıt ve tescil ya da tüm mirasçılar adına kayıt ve tescil de talep edilebilir; bu tercih mahkemenin vereceği kararı doğrudan etkileyecektir.
7.4. Harç ve Gider Avansı
Dava açılırken başvurma harcı, dava değeri üzerinden hesaplanacak nispi karar ve ilam harcı ile gider avansı yatırılması zorunludur. Harçların eksik ödenmesi hâlinde mahkemece eksikliğin giderilmesi için süre tanınır ve harçlar tamamlatılır.
8. Sonuç Ve Değerlendirme
Muris muvazaası, Türk miras hukukunun ve borçlar hukukunun kesişim noktasında yer alan; hem maddi hukuk hem de usul hukuku açısından son derece kapsamlı, üzerinde yargı kararlarının bolca biriktiği özgün bir hukuki müessesedir. Bu müessesenin anayasal dayanağını, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesindeki mülkiyet ve miras hakkı güvencesi ile 36. maddesindeki hak arama özgürlüğü oluşturmaktadır.
Kanuni çerçeve bakımından Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi temel hükmü teşkil etmekte; Türk Medeni Kanunu’nun 705., 1023. ve 600. maddeleri ise tamamlayıcı işlev görmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarih ve E. 1973/1, K. 1974/2 sayılı kararı ise bu alandaki temel içtihadı oluşturmakta; saklı pay sahibi olup olmadığına bakılmaksızın her mirasçının bu davayı açabileceği ilkesini güçlü bir biçimde yerleştirmektedir.
Sonuç olarak muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası; miras bırakanın mal kaçırma amacıyla gerçekleştirdiği hukuka aykırı tasarruflara karşı mirasçıya tanınan en etkili ve kapsamlı hukuki koruma aracını oluşturmaktadır. Bu davanın başarıya ulaşması ise yalnızca hukuki zeminin doğru kurgulanmasına değil; delil yönetimi, ihtiyati tedbir ve talep sonucunun isabetli belirlenmesi gibi usul hukuku boyutlarının da titizlikle işlenmesine bağlıdır.
KAYNAKÇA
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982), m. 35, 36
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 19
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 600, 705, 1023
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 12
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 01.04.1974 tarih, E. 1/1973, K. 2/1974
- Oğuzman, M. K. & Öz, T. (2022). Borçlar Hukuku Genel Hükümler (Cilt 1). İstanbul: Vedat Kitapçılık.
- Dural, M. & Öğüz, T. & Gümüş, M. A. (2021). Türk Özel Hukuku Cilt III: Miras Hukuku. İstanbul: Filiz Kitabevi.
- Kılıçoğlu, A. M. (2020). Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Ankara: Turhan Kitabevi.
