KİŞİ VE KİŞİLİK HAKLARI KAVRAMLARI

Kişi Kavramı

Kişi kavramı,  felsefede olduğu gibi, psikolojide, hukuk biliminde,  teolojide, pedogojide sosyolojide anahtar bir kavramdır ve insan varlığının statüsünü belirler. Hukuki anlamda kişi kavramını açıklayan değişik görüşler mevcuttur.  Lock’un tanımına göre  kişiler, zorunlu olarak bir  vücuda sahip olmak zorunda değildirler. Peter Strawson ise vücudu olmayan varlıkların  bireyselleştirilemeyeceğini,   kimliklendirilemeyeceklerini ileri sürmektedir.  Kişi kavramı, insan varlığının  sadece biyolojik bir  niteliğe indirgenemeyeceğini, kişinin  insanın sahip olduğu onurun taşıyıcısı olduğunu  kabul etmemizi zorunlu kılar[1].

Kişi kavramı hukukun en  önemli kavramlarından birisi  ve temelidir.   Hukuk,  en basit tanımıyla toplum hayatında kişilerin birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen ve uyulması kamu gücü ile desteklenmiş bulunan kurallar bütünüdür.  Bu durumda hukuk kişilerle var olmaktadır.  Hukuk düzeni,  kurallarını oluştururken her şeyden önce kişiyi tanımlamaktadır. Hukukta kişi terimi, haklara ve borçlara sahip olabilen, yani hakları ve borçları bulunabilen varlıkları ifade eder. Diğer bir deyimle hak sahibi varlıklar hukuk açısından birer kişidir. Kişi kavramı, doğal bir kavram değil, hukuki bir kavramdır; yani hangi varlıkların hakları ve borçları bulunabileceği, dolayısıyla da kişi sayılacağı, hukuk düzeninin tayin ve tespit edeceği bir konudur. Nitekim modern hukuk düzenleri kişi olarak sadece insanları kabul etmiş değildir. İnsanların yanında, hukukun aradığı koşullara sahip bulunan insan toplulukları ile mal toplulukları da kişi olarak kabul edilmektedirler. Kişileri bu şekilde tanımladığımızda  canlıların bir türü olan insan ile  hukukun sağladığı yetkilerle  haklara sahip olabilen ve borçlar yüklenebilen  kişi arasında fark  görürüz. İnsan türünün içerisinde yer alan tek tek her bir birey ise hukukun doğal olarak kişi saydığı varlıkların başında gelir.

Kişi Türleri

Gerçek Kişiler

Haklara ve borçlara sahip olabilme iktidarını  taşıyan varlıkları ifade eden kişi kavramının içerisinde  öncelikle insan türünün her bir bireyinin, gerçek kişilerin  yer aldığı tartışmasızdır.  Bahri SAVCI’ya göre ‘’Kişi sahip olduğu hakları kullanarak  insansal bir işlevi yerine getirir. İnsansal işlev  ‘’gelişmektir’’.  İnsanın gelişme olanaklarından yararlanarak kendisini geliştirmesidir.’[2]  Haklara ve borçlara sahip olan gerçek kişilerin sahip olduğu haklar arasında kuşkusuz  en önde gelen haklar,  onurlu bir hayat için insana ait olanakları ve etkinlikleri gerçekleştirmek için gerekli koşulların veya önkoşulların gerçekleştirilmesini  devletten ve diğer bireylerden  talep etme haklarıdır. Diğer bir ifadeyle, insanın sırf insan olmasından kaynaklanan, insanın onurunu korumak adına hiçbir şekilde vazgeçemeyeceği ve devredemeyeceği  temel hakları vardır. İnsanın olanaklarını kullanmasına ilişkin koşullardan oluşan bu hakların taşıyıcıları,  insan türünün her bir bireyidir ve bu koşulların oluşturulmasında ve korunmasında  kullanılan vasıtalardan birisi de hukuk kurallarıdır.  Devlet, kurumları ve   hukuk kuralları aracılığı ile bu temel hakların korunmasını  ve  bu haklara ulaşılmasını olanaklı hale getirir. Koyduğu kurallar ile   bu hakların kullanılmasına, haklara ulaşılmasına ilişkin  koşulları düzenler.  Bu haklara ulaşılmasını engelleyecek olan  hususların kaldırılmasını sağlar. İnsan onurunu dikkate alarak insan haklarını temellendirdiğimizde, doğal olarak insan haklarının taşıyıcılarının da insan türünün her bir ferdi olan gerçek kişiler  olduklarını görürüz. Bu yaklaşım kişisel verilerin korunmasının insan hakları açısından değerlendirilmesinde gerçek kişiler dikkate alınarak  bir değerlendirme yapılmasını, gerçek kişiler dışındaki kişilere ait kişisel verilerin korunmasının temelini insan onuruyla irtibatlı  oldukları derecede  insan hakları yaklaşımıyla değerlendirmemizi, aksi takdirde farklı yaklaşımlar benimsememizi zorunlu hale getirir.

Tüzel Kişiler

Hak ve borçlara sahip olabilme  iktidarını hukuk, gerçek kişiler dışında tüzel kişilere de vermiştir. Genel olarak tüzel kişiler,  belirli bir gayeye hizmet için bağımsız ve devam­lı olmak üzere örgütlenmiş kişi ve mal toplulukları şeklinde tanımlanmaktadırlar. Tüzel kişiler, Türk Medeni Kanununda ‘’başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları  (dernekler, şirketler,  vb.) ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları (vakıflar, vb.)   şeklinde tanımlanmış olup,     cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara   tüzel kişilerin de sahip olabilecekleri ve  gerekli organları vasıtasıyla fiil ehliyetini de kullanabilecekleri ifade edilmiştir.  Tüzel kişiler, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri olarak iki ayrı tasnife tabi tutulmaktadırlar.  Kamu hukuku tüzel kişileriyle özel hukuk tüzel kişileri arasında esas itibariyle bünye ve yapı farkı yoktur. Aralarındaki fark doğuş, sona eriş, işleyiş biçimleri, çalışma alanları ve tâbi oldukları hukuk kuralları bakımındandır. Anayasamızın 46. maddesinde Devlet ve kamu tüzel kişileri kavramı birlikte kullanılmış olup, 123. maddesinde ise  kamu tüzelkişiliğinin kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulacağı düzenlenmiştir. Kişi topluluğu şeklinde teşkilatlanmış kamu tüzel kişiliğine il özel idaresi , belediye ve köy tüzel kişilikleri; mal topluluğu şeklindeki kamu tüzel kişilerine ise kamu iktisadi teşebbüsleri örnek olarak verilebilir.

Bu kavramları kısaca açıkladıktan sonra insan haklarıyla ilgisini  kurmak istersek, insan haklarının temelini  insanın olanaklarına  dayandırdığımızda insan haklarının taşıyıcısının asıl insan ve bu bağlamda gerçek kişiler olduğu,  genel olarak istisnalar dışında tüzel kişilerin  taşıdıkları hakların ise hukuk düzeni tarafından  insan hakları dışında tüzel kişilere  tanınan haklar olduğu ortaya çıkacaktır. Diğer taraftan insanın olanaklarıyla  doğrudan ilgili olmayan mülkiyet hakkı ve benzeri hakların taşıyıcılarının tüzel kişiler de olabileceğini  burada ifade etmek isteriz.    Tüzel kişilerin  organları vasıtasıyla  haklarını kullanabilecekleri ve borçlarını yerine getirebilecekleri  dikkate alındığında, tüzel kişilerin hak ve borçlarını yerine getirirken insan haklarına saygı göstermekle yükümlü olduklarını, organlarının da  gerçek kişilerden oluştuğunu  gözardı etmemek gerekecektir.

Kişilik Kavramı

 

Yukarıda hukuki anlamda kişiyi kısaca, haklara ve borçlara sahip olabilen varlıklar olarak tanımlamıştık. Kişi bu yönüyle  hukuk düzeninin merkezinde yer almaktadır. Zira hukuk düzeninin sağladığı hakların taşıyıcısı kişilerdir[3] . Diğer taraftan kişi,  haklara ve borçlara sahip olabilmenin dışında,  toplum içindeki yerini belirleyen ve varlığını dışa yansıtmasını temin eden hayatı, vücut tamlığı, özel hayatı, sırları vb. değerlerle çevrilmiş bulunmaktadır. Kişi sahip olduğu değerlerin  tümü itibariyle de hukuk alanında yer alır. Hukuksal anlamda kişilik kavramı içerisine, kişinin maddi ve manevi varlığını oluşturan hayatı, vücut tamlığı, özel hayatı, sırları vb. tüm değerler de girer.  Diğer bir ifadeyle kişilik, kişinin kişi olması sebebiyle  sahip olduğu hak ve fiil ehliyetleri ile hayatı vücut tamlığı, özel hayatı vb. hukukun korumaya değer bulduğu,  maddi ve manevi nitelikteki  varlıkların tümüdür.[4] Kişi kavramından türeyen kişilik, hukuk düzeninin haklara sahip olabilen  ve borçlar yüklenebilen varlık olarak tanımladığı kişinin,  hukuk düzenince korunan bütün  kişisel değerlerini ifade eden bir kavramdır[5].  Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse kişilik kavramının içerisine, kişinin bedensel varlığında temellenen kişisel değerleri (hayat, vücut, bedensel ve ruhsal sağlık gibi) ve toplum içindeki yerine ve etkinliğine ilişkin dış değerleri (şeref, haysiyet, saygınlık, ekonomik hareket serbestliği, ad, onur, gizli ve özel hayat alanı gibi), kısaca kişinin kişi olması dolayısıyla ayrılmaz bir biçimde sahip olduğu bütün değerler dahildir[6].  Kişilere hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme ehliyetini tanıyan hukuk düzeni, aynı zamanda onlara kişiliğini oluşturan tüm yukarıda sayılan değerleri, diğer bir ifadeyle kişiliğini koruma fırsatı da sunmuştur. Hukuk düzenince korunan  kişiliğin içerisinde yer alan  değerlerin, insanın onuruyla farklı bir ifadeyle insanı diğer canlılardan ayıran özellikleri ve etkinlikleriyle olan ilgisi,  kişilik kavramındaki değerlerin insan haklarıyla olan ilgisini de ortaya koymamıza yardımcı olacaktır.   Diğer taraftan kişisel verilerin,   kişilik kavramı ve içeriğindeki değerlerle ve insan onuruyla olan ilgisi  bize,  kişisel verilerin  insan haklarıyla  ilgisini ortaya koymamızda  yardımcı olacaktır. Yukarıda ifade ettiğimiz insan onurunun kapsadığı değerlerle, kişilik kavramının kapsadığı değerlerin her zaman örtüşeceğini ifade etmek doğru olmayacaktır. Kişilik kavramı sübjektif bir nitelik de taşımaktadır. Kişilik kavramı içerisinde yer alan ve aynı zamanda   insan türünün her bir bireyinde de yer alan değerlerin insan onuru içerisinde de yer alacağı  şüphesizdir.  Oysa sadece belirgin bir kişiye ait özelliklerden oluşan  şöhret, itibar, vb. sübjektif hususların kişilik kavramı içerisinde yer almasına rağmen, insan onuru içerisinde  yer almayacağını da ifade etmek isteriz.

Kişilik Hakkı Kavramı

 

Yukarıda  bahsettiğimiz hukuksal anlamda kişinin  hayatı, beden ve ruh sağlığı, beden bütünlüğü, özgürlüğü, özel hayatının gizliliği, sırları vb.   maddi ve manevi değerleri üzerinde  hukuk düzenince mutlak surette korunan, kişiye sıkı  sıkıya bağlı olan  haklara kişilik hakları denmektedir. Kişinin, insanın olanaklarını gerçekleştirebilmesi için  sahip olduğunu kabul ettiğimiz tüm kişisel değerlere  kişilik hakkı demek yanlış olmayacaktır. Bahse konu değerler sınırlı olmayıp, neleri kapsayabileceği her bir olayın özelliğine göre belirlenmelidir. Egger tarafından yapılan sınıflandırmada kişisel değerler (varlıklar) iç kişisel varlıklar ve dış kişisel varlıklar olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar. İç kişisel varlıklar, kişinin insan olması nedeniyle sahip olduğu varlıklar (değerlerdir). Bunlar bedensel bütünlüğe ilişkin değerler (vücut, yaşam, sıhhat gibi) ve ruhsal varlıklardan/ değerlerden (ruhsal tamlık üzerindeki hak,  özgürlüğü̈, kişisel işgücü̈ üzerindeki hak gibi) oluşur. Dış kişisel varlıklar (değerler) sosyal ilişkide bulunma hakkı olarak adlandırılmaktadır. Bunlar kişinin toplum içindeki durumunu belirleyen değerlerdir( varlıklardır). Onur ve saygınlık, özel tanıtma araçları (isim, meslek unvanları, armalar, ticaret markaları, diğer ticari tanıtma araçları gibi) resim ve ses gibi değerler bunlar arasında sayılabilir[7].  Kişilik haklarını  maddi bütünlük üzerindeki haklar, manevi bütünlük üzerindeki haklar,  sır çevresi üzerindeki haklar ve iktisadi bütünlük üzerindeki haklar şeklinde  sınıflandırmalar da vardır.

            Kişilik hakkı, Türk Medeni Kanununda  tanımlanmamıştır.  Kişi  var olmak, gelişmek,  özgür olmak ,insanın olanaklarını kullanmak ve saygı görmek, insan olmanın gereklerini yerine getirebilmek için kişilik haklarına ihtiyaç duyacaktır.  Yargıtay’ın çeşitli kararlarında  “kişilik hakkı   ….kişiliği oluşturan değerler üzerindeki mutlak surette korunan, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları ifade eder. Kişinin hayatı, beden ve ruh sağlığı, beden bütünlüğü, özgürlüğü, onur ve saygınlığı, özel hayatının gizliliği, sırları gibi unsurlara yönelik bir saldırı kişilik hakkının ihlali sayılır. Ancak kişilik haklarının zamana ve durumun koşullarına göre değişebilen dinamik bir alan olması nedeniyle kapsamı konusunda sınırlayıcı bir sayım yapmak mümkün olmamaktadır. ‘’   şeklinde tanımlamıştır.[8]

[1]  Yener Ünver- Damjan Korosec,  ‘’Kişilik hakları’’ Türkiye Slovenya  Karşılaştırmalı Hukuk Sempozyumu, Özyeğin Üniversitesi  Alman Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Seçkin Yayınları, Ankara 2015, s. 13-14.

[2] İnsan Haklarının Felsefi Temelleri, Türkiye Felsefe Kurumu,  Ankara 1996, s.58

[3] Fatma Esenyal Hanaz, Kişilik Haklarının İhlalinde Sorumluluk ve Uygulanacak Hukuk, (Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,2018) s. 34

[4]  Mustafa Dural-Tufan Oğuz, Türk Özel Hukuku  Kişiler Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul,  2014, s. 8

[5] Ergun Özsunay, Gerçek Kişilerin Hukuki Durumu, 4. B., İstanbul 1979, s. 97.

[6] Rona Serozan, Kişilik Hakkının Korunmasıyla İlgili Bazı Düşünceler, Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, Y. 11, S. 14, 1977, s. 93.

[7] Ahmet Kılıçoğlu, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk,  Ankara, s.6.

[8] Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun  06.07.2018  tarih ve E.2017/5 , K.2018/7 sayılı Kararı  

Av.Yalçın TORUN

UYARI

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

Scroll to Top
'); w.document.close(); w.print(); });$(document).ready(function() { init(); });})(jQuery);