Kişisel Verilerin İnsan Hakları ve Kişilik Hakları İçindeki Yeri

KİŞİSEL VERİLERİN İNSAN  HAKLARI VE KİŞİLİK  HAKLARI İÇİNDEKİ YERİ

 

İnsan Hakları İçindeki Yeri

 

Tarihsel Boyut

 

Avrupa Birliği veri koruma  politikasının temelinde 1950 yılında kabul edilen  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde düzenlenmiş bulunan  mahremiyet hakkı bulunmaktadır.  Avrupa Konseyi  bilgi teknolojileri alanında  meydana gelen değişiklikleri, özel hayatın sınırının tam olarak belirli olmaması, kamu otoritelerinin yetki sınırlarını da dikkate alarak   “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması Sözleşmesini”  düzenlemiştir. Türkiye bu sözleşmeyi  28.01.1981 tarihinde imzalamış, 02.05.2016 tarihinde onaylamış ve 0109.2016 tarihinde  sözleşme yürürlüğe girmiştir. Sözleşme özellikle kişisel verilerle ilgili konularda  bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin  özellikle mahremiyet hakkı yönünden korunmasına yönelik hükümler içermektedir.  Verilerin  korunması  bir yönüyle mahremiyetten daha geniş bir alanı, bir yönüyle de mahremiyet hakkı içerisindeki özel  bir alanı ifade etmektedir. Veri koruma konusu bir yönüyle   temel hak ve özgürlüklerle  ilgiliyken  bazen mahremiyet ve özel yaşamın dışında da kalabilmektedir. Nitekim  Avrupa insan Hakları Mahkemesi  mahremiyet ve özel hayatın korunması ilkesinin bütün kişisel verilerle ilgili uygulanamayacağına karar vermiştir. 1981 yılındaki sözleşmeden  sonra Avrupa Birliği, kişisel verilerin işlenmesinde gerçek kişileri koruyan ve verilerin serbest dolaşımını düzenleyen   95/46/EC  sayılı Veri Koruma Direktifini yayımlamış ve sonrasında da telekomünikasyon  sektöründe  kişisel verilerin ve  özel hayatın korunmasına yönelik 97/66/EC  sayılı direktifini yayımlamış,   1997 tarihli direktif  2002/58/EC sayılı direktifle değiştirilmiştir. Avrupa Parlamenterler Konseyi 45/2001 sayılı düzenlemeyle kişisel verilerin  Avrupa Birliği Kurumları içerisinde korunması ve serbest dolaşımını düzenlemiştir. 2000 yılında yayımlanan “Avrupa Birliği  Temel Haklar Bildirgesinin” 7. maddesinde de   özel hayatın korunmasına yönelik Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesindeki düzenleme yer almıştır.  Bildirgenin 8. Maddesi ise  kişisel verilerin korunmasına yöneliktir. Kişisel bilgilerin korunması başlıklı 8. Maddesinde ‘’1. Herkes, kendisine ilişkin kişisel bilgilerinin korunmasını isteme hakkına sahiptir. 2. Bu tür bilgiler, belirtilen amaçlar için ve ilgili kişinin rızasına veya yasada öngörülen başka meşru temele dayalı olarak adil şekilde kullanılmalıdır. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan bilgilere erişme ve bunlarda düzeltme yaptırma hakkına sahiptir. 3. Bu kurallara uyulması, bağımsız bir makam tarafından denetlenecektir.’’ düzenlemesi mevcuttur. Burada kişisel verilerin korunması hakkının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde bulunan özel hayatın korunması hakkından  ayrı bir hak olarak düzenlendiği görülmektedir. 2000 tarihli bildirgede düzenlenen hak hafif bir değişiklikle    2004 tarihli Avrupa Birliği Anayasasının “(Treaty Establishing a Constitution for Europe)”   içine alınmıştır. Avrupa Birliği Anayasası onaylanma safhasında  problemler yaşanmış  ve tam anlamıyla yürürlüğe girmemiştir.  Bu nedenle  bahse konu anayasanın esaslı maddeleri Birlik İçin Reform Sözleşmesi (Reform Traty for The European Union) içine alınmıştır. Reform Anlaşmasının son şekli  2007 yılında  Lisbonda yapılan konferansta devletlerin katılımıyla  imzalanmış (Treaty of  Lisbon)  ve onaya sunulmuştur.  Amaç  Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesindeki hakları yürürlüğe koymaktır.  Lisbon  Sözleşmesi  suçla mücadele ve kolluk arasında adli işbirliğinde ve  güvenlik politikalarında  kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemeler de içermektedir.

Avrupa birliği sistemi verilerin korunmasını temel bir hak olarak kabul etmektedir. Tarihsel süreç içerisinde Avrupa Birliğine üye devletlerin kişisel verilerin korunmasına ilişkin  yaklaşımları birbirlerinden farklı olmuştur.  Kişisel verilerin korunması ile mahremiyet  kendi aralarında birbirleriyle yer değiştirebilecek, bir birlerinin yerini alabilecek  bir  yapıya sahip değillerdir. Veri Korumanın ve Mahremiyet hakkının  kapsamları, hedefleri ve içerikleri birbirlerinden farklıdır.  Kişisel verilerin korunması mahremiyetin çekirdeğinde olmayan değerleri korur  ve bunu yaparken, rıza,  hukuka uygunluk,  ayrımcılık yapmama ve meşru olma gibi gerekçelerle  bu hakka müdahale edilebilir. Mahremiyetle  veri korumanın birbirlerinin yerini alamayacağına ilişkin yaklaşım, sadece pozitif bir sonuç doğurmaz ve daha derin bir anlama sahiptir. Mahremiyet veri korumanın  merkezinde yer alırken, veri koruma  düzenlemelerinin  mahremiyeti koruyacağına ilişkin düşünce yanıltıcıdır.  Veri koruma düzenlemeleri mahremiyetin geleneksel kavramsallaşmasının ötesinde,   birden fazla amaca da hizmet eder.  Veri korumanın içinde çok az mahremiyete ilişkin  samimi kavramlar bulunur.  Geniş bir mahremiyet  fikri amaca yönelik sınırlama,  veri kalitesi ve güvenlik gibi  amaçlarla  oluşan veri koruma prensiplerini onaylayacak bir doğaya sahip değildir.  Avrupa birliğinde  Belçika ve Hollanda gibi ülkeler  veri korumanın çıkış noktasını mahremiyet olarak kabul ederlerken,   Fransa veri korumayı özgürlüğe  Almanya ise  insan onuru temeline dayandırmaktadır. [1]

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Özel Hayata İlişkin Yaklaşımı

Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi (AİHS)’nin Özel ve Aile Yaşamına Saygı Hakkı  başlıklı  8/1 . Maddesi ‘’Her şahıs özel ve aile yaşamına , konutuna  ve haberleşmesine  saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.’’ şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddede birbiriyle bağlantılı  özel yaşama, aile yaşamına  konuta ve haberleşmeye sayı hakkı olarak ifade edilen dört ayrı hak güvence atına alınmıştır.  Bu haklar mutlak haklar olmayıp 8/2’de bu hakların kullanılmasına getirilen sınırlamalar  ve koşullar  düzenlenmiştir.  Bu madde kapsamında devlete yüklenen görev  sadece keyfi müdahalede bulunmamak  diğer bir ifadeyle negatif yükümlülük değil, aynı zamanda  saygı göstermek  görevini içeren pozitif  bir yükümlülüktür. Pozitif yükümlülük devletin kişiler arasındaki ilişkilerinde tedbir alınmasını gerektirebilir. Mahkeme’ye göre, hukuki düzenlemeler yapılması ve bireyin haklarını koruyucu  icrai mekanizmalar oluşturulması, gerektiğinde özel tedbirler uygulanması, pozitif yükümlülükler kapsamında yer alır. Ulusal düzeyde  ihlal gerçekleştiğinde etkili bir soruşturma yürütülmesi de pozitif yükümlülük kapsamındadır.  Devlete 8. madde üç tür yükümlülük getirmektedir. Bunlar dokunmama, koruma ve soruşturmadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önüne  8. madde kapsamında bir hakkın ihlal edildiği iddiası geldiğinde, mahkeme,  bireyin kullandığı hakka,  kamu makamlarının bir işlem, eylem veya ihmal suretiyle bir müdahalenin mevcut olup, olmadığını  incelemektedir.  Mahkeme devletin özel yaşama müdahaleye  ilişkin iddiaları negatif yükümlülük kapsamında değerlendirmekte,  özel hayatın korunmasına yönelik iddiaları ise pozitif yükümlülük kapsamında değerlendirmektedir. Özel hayata bir müdahalenin mevcut olduğu tespit edildiğinde, bu müdahalenin haklı olup olmadığına bakılmaktadır.  Haklı olup olmadığı yönündeki incelemenin ilk basamağı,  müdahalenin hukuka uygun yapılıp yapılmadığıdır. Hukuka uygun ise müdahalenin meşru amaçlarla yapılıp, yapılmadığı incelenmekte, en son adımda ise  müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığı incelenmektedir.  Bu şartların tamamına uygun bir müdahale durumunda hak ihlali oluşmamaktadır. [2]

Mahkemeye göre özel yaşam kavramı geniş ve tanımlamaya elverişli olmayan bir kavramdır. Bu kavram kişinin maddi ve manevi bütünlüğünü içerir.  Özel yaşam kavramı bazen  bireyin ‘’fiziksel ve sosyal kimliği’ ile ilgili konuları kapsar. Öte yandan 8. madde ‘’özel alana” ilişkin, örneğin cinsiyetin belirlenmesi, isim, cinsel yönelim, cinsel yaşam, gibi unsurları da korur. Ayrıca  8. madde kişisel gelişim hakkını, diğer insanlar ve dış dünya ile ilişkiler kurma ve geliştirme hakkını da korur. Mahkeme ayrıca kişisel özerkliğin yorumlanmasında önemli bir ilke olduğunu belirtmektedir.  Maddi ve manevi bütünlük kapsamında bireyin vücut ve ruhsal bütünlüğüne  yönelik fiziksel ve cinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen özel saldırılar karşısında  devletlerin  bireyin maddi ve manevi bütünlüğüne  etkili olarak saygı gösterilmesini  sağlama şeklinde pozitif bir yükümlülüğü vardır.[3]

Avrupa  İnsan Hakları Mahkemesinin Kişisel Verilere İlişkin Yaklaşımı İ

            AİHS ‘de kişisel verilere ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Avrupa İnsan hakları sözleşmesinde metafizik yaklaşımlardan uzak durulmaya gayret gösterilmiştir.  Sözleşmede   özgürlük hakkı,  insan onurunun korunması hakkı,  otonomi-özerklik hakkı  veya  kendi geleceğini kendi belirleme hakkı gibi haklar mevcut değildir.  Farklı kültürlere  yönelik bir sözleşmede bu değerlere öncelik vermekten özellikle kaçınılmıştır. Böyle üstün değerlere yer vermeksizin  hakların korunması ve tanımlanmasının  mümkün olup olmayacağı sorgulanabilir.  (Pretty v United Kingdom  (2002))    davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önüne  8. madde kapsamında   iyileşmesi mümkün olmayan bir hastanın özel hayatının  tıbbi yardımla ölme hakkını kapsayıp kapsamadığı konusunda gündeme gelmiştir.  Davada Pretty, kocasının onun ölümüne yardım etmesi durumunda hakkında soruşturma açılmaması yönündeki talebinin reddine dair kararın  AİHS 2.3.8.9. 14. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüş fakat hak ihlali olduğu yönündeki talebi kabul görmemiştir.  Bu davada verilen   kararın kişi otonomisiyle ilgili  61. paragrafında mahkeme, özel hayatın kapsamlı ve uygun bir tanımını yapmıştır.  Mahkeme 61. paragrafta  özel hayatın  kişinin ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü de içerdiğini belirtmiştir. Mahkemeye göre bazen özel hayat fiziksel hayatla birlikte  sosyal hayatı da  içermektedir. Kişinin adı cinsiyeti, kimliği, seks  hayatı ve seks eğilimleri  AİHS 8. maddesi ile korunmaktadır.   Sözleşmenin 8. maddesi  başkalarıyla  ve dış dünya ile ilişki kurma, kendisiyle ilgili karar verme   hakkını da korumaktadır.  Daha önce hiçbir davada 8. madde kapsamında  kendini gerçekleştirme hakkından bahsedilmemesine rağmen, mahkeme  kişisel özerklik düşüncesinin  özel hayat belirlenirken dikkate alınması gereken bir prensip olduğuna hükmetmiştir. Mahkemenin  bu yaklaşımıyla   kişi özerkliği 8. maddenin içeriğinde mahremiyet hakkı kapsamında yer almaktadır. Bu kararda mahkeme Pretty’nin kendi geleceğini belirleme hakkını özellikle tartışmaktan kaçınmıştır. [4]

            AİHS kendi içinde   modern iletişim vasıtalarından bahsetmese de mahkeme, telefon konuşmaları, telefon numaraları,  bilgisayarlar,  video görüşmeleri, ses kayıtları,  elektronik posta  gibi kavramları 8. madde kapsamında değerlendirmektedir.  Mahkemece  işyerinden yapılan telefon görüşmelerini,  işyerinden gönderilen mailleri 8. madde kapsamında özel hayat ve haberleşme olarak kabul etmiştir (Copland vs  United Kingdom  davası). İşyerinden kişinin  kullandığı internetin denetlenmesi de özel hayat kapsamında  değerlendirilmiştir. İnsan Hakları Mahkemesi  davalarında özel hayatı, kişinin evinin duvarlarının dışına taşıyarak, kişisel ilişkilerinin geliştirmeye olanaklı alanın sınırlarına getirmiş, kişinin yerel merkezi dışında kamusal alanına da taşımıştır.  Özel hayatın gizliliğini, firma ve  işyeri aktiviteleri kapsamında da kabul etmektedir.   Özel hayata ilişkin korumalarda sadece devletin değil, aynı zamanda devlet dışında diğer bütün tüzel kişilerinde özel hayatın korunmasına ilişkin yükümlülüklere uyması gerektiği  ifade etmiştir. Mahkeme  bu yaklaşımıyla negatif yükümlülükler dışında pozitif yükümlülüklerde yaratmaktadır.  Bu pozitif yükümlülükler dikkate alınarak kişinin kendi bilgilerine ulaşma hakkı AİHS’nin 8. maddesi  kapsamında taraf devletlerce sağlanmalıdır.  Benzer şekilde  özel hukuk gerçek veya tüzel kişilerinin, şirketlerin, gazetelerin, işverenlerin  ve kamu otoritelerinin  özel hayatı ihlallerinden taraf devletler pozitif yükümlülükler gereği sorumlu duruma düşecektir.  Bu aktörlere karşı  dava açılaması  durumunda AİHM’si  kararları ulusal mahkemelerde dikkate alınmalıdır.

            AİHS  8. Maddesi kapsamında  kişisel verilerin korunmasına yönelik birkaç karakteristik detaylı yaklaşım  sergilemiştir. AİHM  veri korumasına ilişkin kararlarında özel hayatın korunması hakkı  ve  haberleşme özgürlüğü kapsamında yeni teknolojik gelişmeleri dikkate alarak  8. maddeyi yorumlamıştır. Bu maddeyi yorumlarken haberleşmenin mi, yoksa özel hayatın mı temel hak olduğuna yönelik değerlendirmeden özellikle kaçınmıştır. Mahkeme veri korumanın 8. madde kapsamında olduğuna ilişkin birkaç tespiti olmuştur (lundvall v Sweden 100473/83, Amann v Switserland, Rotarou v Romania 28341/95 ).  Mahkeme kamu  hakimiyetiyle sistematik olarak  kişisel bilgilerin depolanması durumunda 8. maddenin ihlali sonucu oluşabileceğine karar vermiştir.  Mahkeme  aynı zamanda  kişisel verilerin  kayıt altına alınması ve kullanılması üzerinde  kişilerin kontrol hakkı olduğunu da kabul etmiştir.  Mahkeme bireylerin  kişisel dosyalara erişme hakkı olduğunu (Gaskin v. the United Kingdom, Application No. 10454/83)  (Antony and Margaret McMichael v. United Kingdom, Application No. 16424/90) (Guerra v Italy, McGinley & Egan v. United Kingdom, Applications nos. 21825/93 and 23414/94,), transeksuellerin kimliklerini düzeltme hakkı olduğunu (Leander v. Sweden, Application No. 9248/81) kararlarında vurgulamıştır. Dahası mahkeme kişisel verilerin korunmasında  hukukun üstünlüğünü  sağlamak,  yetkinin kötüye kullanılmasını önlemek için özellikle  bağımsız bir denetim  ve gözetim otoritesine ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır.  (Klass v. Germany, Leander v. Sweden, , Rotaru v. Romania,) Peck, Perry, PG VD Jh  davalarında mahkeme  veri korumada  amaca yönelik kullanmanın arkasındaki amacın  öngörülemeyen kullanımların önlenmesi olduğunu ifade etmiştir.  (Peck v. the United Kingdom, Perry v. the United Kingdom, )Amann ve Segerstedt Wiberg davalarında mahkeme  devlet otoritelerinin sadece somut şüphe durumunda şüphelenilen durumla ilgili  veri toplayabileceğine hükmetmiştir.[5]

İnsan Hakları mahkemesi  ilk kararlarından itibaren bireyin özel yaşamıyla ilgili bilgi toplanılmasını ve gizli bilgi kütüğünde saklanmasını ve bu tür bilgilerin ilgililere verilmesini  Sözleşmenin 8. maddesi kapsamında değerlendirmiştir.  (Leander, 48, Aman, Rotou 43,Sve Marper 67, Khelli 55) Mahkemeye göre güvenlik güçleri tarafından belirli kişiler hakkında sistematik olarak veri toplanması ve depolanması  (Segerstedt-  Wiber ve Diğerleri 72 Cemalettin Canlı 43),  bu veriler açık alanda toplanmış olsa bile  (Peck 59 PG ve J.H 57-59)  veya  bu bilgiler kişinin sadece mesleki veya kamusal faaliyetleriyle ilgili olsa bile (Rotaru 43-44) söz konusu bilginin kişinin uzak geçmişiyle ilgili olması halinde de kişilerin özel yaşantılarına müdahale oluşturacağına hükmetmiştir.(Cemalettin Canlı 43) Kişinin özel aracına yerleştirilecek cihaz vasıtasıyla  GPS sistemi aracılığı ile  kişinin ne zaman nerede olduğunun tespiti (Uzun-Almanya 51-53) kişinin özel yaşamına saygı hakkının ihlalini oluşturur. Kişinin kendi geçmişiyle ilgili bilgiye erişimi özel yaşamın bir parçasıdır (Odievr- Fransa). Mahkeme karalarında özel yaşama ilişkin kişisel konulara örnekler aşağıdadır.  Kişinin taşıdığı ad, kimliğini saptama ve  bir aileyle bağlantı  kurmanın bir aracı olduğundan  kişinin özel ve aile yaşamını ilgilendirir (Burghartz 24). Soybağıyla ilgili sorunlar, kişinin kimliği ile ilgili olduğundan  özel yaşamını ilgilendirir ( Rasmmussen 33, Kruskoviç 20). Cinsiyet değişikliklerine ilişkin hususlar özel yaşamı ilgilendirir. (Rees 42, Cossey 38-39), Etnik kimlik bireyin özel yaşamını ilgilendirir. (S e Marper 66). Cinsel  ilişki ve cinsel yönelim, bireyin özel yaşantısının  en mahrem yönünü oluşturur (Laskey, Jeggard ve Brown 36), kişinin kendi kökeni hakkında bilgi talep etmesi ve kamu makamlarının elindeki bilgiye ulaşması  özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (Odievre- Fransa), suçun işlenmesiyle ilgili olarak bilgi edinilmesi maksadıyla  kamu makamları tarafından  bireye ve faaliyetlerine ilişkin,  ses yazı ve görüntülerin tespit edilmesi  özel yaşama saygı hakkına müdahale oluşturmaktadır.  Klass ve Diğerleri – Almanya 48,49 )[6]

[1] P. De Hert and S. Gutwirth, Data Protection in the Case Law of Strasbourg and Luxemburg: Constitutiona-lisation in Action

[2] Osman DOĞRU Atilla NALBANT  İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar,2013, Ankara Pozitif Matbaa, s.1-2

[3] DOĞRU ve NALBANT, s .3

[4] P. De Hert and S. Gutwirth, Data Protection in the Case Law of Strasbourg and Luxemburg: Constitutiona-lisation in Action

[5] P. De Hert and S. Gutwirth, Data Protection in the Case Law of Strasbourg and Luxemburg: Constitutiona-lisation in Action

[6] DOĞRU ve NALBANT, s .25-53

 

Av.Yalçın TORUN

UYARI

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

Scroll to Top
');w.document.close();w.print();});$(document).ready(function(){init();});})(jQuery);