Av. Yalçın TORUN | Torun Hukuk Bürosu | Ankara, Mayıs 2026 AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12/02/2026 — Resmî Gazete: 25.05.2026, S.33264
Özet
Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihli ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararıyla 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarını Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. Karar, dijital arama ve el koyma işlemlerinin yapılış aşamasını değil; elde edilen kişisel verilerin yargılama sonrasındaki akıbetini —saklama süresi, silme mekanizması, yetkili merci ve yargısal başvuru yolu— düzenleyen güvencelerin yokluğunu hedef almaktadır. Bu makale üç eksen üzerinde yoğunlaşmaktadır: (i) CMK m. 134’ün AB’nin 2016/680 sayılı Ceza Adaleti Veri Direktifindeki hangi somut güvencelerle çeliştiği; (ii) iptal kararının, hukuka uygun biçimde elde edilmiş dijital delilleri geriye dönük olarak hukuka aykırı hale getirip getirmediği; (iii) yürürlük tarihi olan 25 Şubat 2027’den önce savunma avukatlarının mevcut dosyalarda bu karardan nasıl yararlanabileceği.
1. Giriş: Dijital Delil, Mahremiyet ve Gerilim
Ceza yargılamasında dijital delil, son on yılda vazgeçilmez bir ispat aracı hâline gelmiştir. Bilgisayarlar, akıllı telefonlar ve bulut depolama sistemleri; iletişim kayıtları, konum verileri ve finansal işlemler gibi bir sanığın tüm dijital yaşamını barındırmaktadır. CMK m. 134, bu gerçekliğe yanıt vermek amacıyla dijital aramalara özgü usul ve esasları düzenlemiştir. Bununla birlikte söz konusu düzenleme; dijital verilerin kişisel veri niteliği taşıdığı olgusunu ve bu verilerin yargılama amacının ötesinde nasıl korunacağını yeterince karşılamamıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin 2026/36 sayılı kararı, bu gerilimi somut bir norm denetimine dönüştürmüştür. Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesi, kaçakçılık suçundan görülen bir davada CMK m. 134’ün Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varmış ve itiraz yoluyla başvurmuştur. Mahkeme, beş fıkralı maddeyi ince bir analizle ele almış; bir kısım hükümleri usul yönünden reddetmiş, esasa ilişkin incelemede ise yargılama sonrası güvencelerin yokluğu nedeniyle ciddi anayasal sorunlar saptamıştır.
2. İptal Edilen Düzenlemeler: CMK m. 134/1 ve 134/2
2.1 CMK m. 134’ün Normatif Yapısı
CMK m. 134, bilgisayar ve bilgisayar kütüklerinde arama ve el koyma tedbirini beş fıkra hâlinde düzenlemiştir. İptal kapsamına giren iki bölüm şunlardır: (1) numaralı fıkranın “…somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, hâkim tarafından şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilir” bölümü; (2) numaralı fıkranın “…şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir” bölümü iptal edilmiştir. Kalan kısımların (3) ve (4). fıkralar ise bu fıkraların uygulama imkânı kalmadığı gerekçesiyle ardışık olarak iptal edilmiş; (5). fıkraya yönelik başvuru ise davada uygulanma imkânı bulunmadığından yetkisizlikle reddedilmiştir.
3. Anayasal Çerçeve: Özel Hayat, Kişisel Veri ve Ölçülülük
3.1 Anayasa m. 20: Özel Hayata Saygı ve Kişisel Verilerin Korunması
Dijital arama ve el koyma işlemleri, Anayasa m. 20 kapsamındaki özel hayata saygı hakkı ile kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının birleşik güvencesi altındadır. Maddenin ikinci fıkrası, kişilerin özel kâğıtları ve eşyası üzerinde yapılacak aramaları millî güvenlik, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi sebeplerle usulüne uygun hâkim kararına bağlamıştır. Maddenin üçüncü fıkrası —2010 değişikliğiyle eklenen güvence olarak— herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğunu, kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde işlenebileceğini ve bu esas ve usullerin kanunla düzenleneceğini emretmektedir.
Anayasa Mahkemesi, kararın 28. paragrafında belirli veya belirlenebilir bir gerçek ya da tüzel kişi hakkındaki her türlü bilginin kişisel veri sayılacağını vurgulamıştır (AYM, E.2021/83, K.2022/168, § 45). Bu geniş tanımdan hareketle; şüphelinin bilgisayarında bulunan dijital bilgi ve materyallerin her türlü kişisel veriyi barındırabileceği açıktır (AYM, E.2018/137, K.2022/86, §§ 352-353). Dolayısıyla CMK m. 134 kapsamındaki işlemler, Anayasa m. 20’nin hem ikinci hem de üçüncü fıkrası yönünden denetimin konusunu oluşturmaktadır.
3.2 Anayasa m. 13: Ölçülülük İlkesi ve Kanunilik Şartı
Temel hakları sınırlandıran her düzenleme, Anayasa m. 13 uyarınca ölçülülük ilkesine ve kanunilik şartına uymak zorundadır. Kanunilik şartı kuralların belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olmasını; ölçülülük ilkesi ise elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerini içerir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, §§ 153-154). Anayasa Mahkemesi, CMK m. 134’ün arama aşamasındaki düzenlemenin kanunilik ve elverişlilik-gereklilik şartlarını karşıladığını kabul etmiştir. İptal gerekçesini oluşturan asıl sorun, orantılılık —daha özelde ise yargılama sonrası güvenceler bağlamındaki veri minimizasyonu ve saklama sınırlaması— eksikliğidir.
4. Mahkeme’nin Analizi: Hangi Güvenceler Eksiktir?
4.1 Yargılama Öncesi Güvenceler: Yeterli mi?
Anayasa Mahkemesi, aramanın yapılma aşamasındaki güvenceleri yeterli bulmuştur. Bu güvenceler şunlardır: CMK m. 119 uyarınca arama kararında suçun ve aranacak eşyanın açıkça gösterilmesi; CMK m. 120 uyarınca aranan eşyanın sahibine bildirim; CMK m. 134/3-4 uyarınca sistemdeki tüm verilerin yedeklenmesi ve yedekten bir kopyanın şüpheliye verilmesi; CMK m. 267 uyarınca arama kararlarına karşı itiraz yolu; CMK m. 141/1-(i) ve (j) uyarınca hukuka aykırı arama nedeniyle tazminat davası (Karar, §§ 45, 49, 53, 58-59). Bu güvencelerin varlığı, Mahkeme’nin CMK m. 134’ün kanunilik ve meşru amaç şartlarını taşıdığı sonucuna ulaşmasını sağlamıştır.
4.2 Yargılama Sonrası Güvenceler: Dört Temel Eksiklik
Mahkeme’nin tespit ettiği temel anayasal sorun, arama sırasında değil, arama sonrasında ortaya çıkmaktadır. CMK m. 134, elde edilen dijital verilerin yargılama boyunca saklanması, yargılamanın kesinleşmesinden sonra ne olacağı, hangi merciin yetkili olduğu ve bu işlemlere karşı yargısal başvuru yolu konularında hiçbir düzenleme içermemektedir.
Birinci eksiklik veri saklama süresinin belirsizliğidir. Mahkeme; kişisel verilerin yargılama sonrasında ne kadar süre saklanacağına, bu sürenin dolmasıyla verilerin hangi yöntemle imha edileceğine ve bu süreçte kimin yetkili olduğuna dair herhangi bir kanun hükmünün bulunmadığını saptamıştır (Karar, § 64). İkinci eksiklik yetkili merci belirsizliğidir. Veri silinmesi veya işlemenin sınırlandırılmasına ilişkin talepleri değerlendirmeye hangi makamın görevli olduğu kuralla belirlenmemiştir (Karar, § 66). Üçüncü eksiklik usul güvencelerinin yokluğudur. Kesinleşen mahkûmiyet hükmünden sonra verinin hangi durumlarda saklanması gerektiğine, gerekçe ve yönteme dair düzenleme bulunmamaktadır (Karar, § 64). Dördüncü eksiklik yargısal başvuru hakkının yokluğudur. İlgili kişinin yargılama sonrasında verilerinin silinmesini ya da işlemenin sınırlandırılmasını talep edebileceğine dair somut bir yasal zemin mevcut değildir (Karar, § 64).
5. AB 2016/680 Direktifi ile Karşılaştırmalı Analiz: Normatif Boşluğun Haritası
5.1 Direktifin Kapsamı ve CMK m. 134 ile İlişkisi
27/4/2016 tarihli ve (AB) 2016/680 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi (Ceza Adaleti Veri Direktifi), suçların önlenmesi, soruşturulması, tespiti veya kovuşturulması ile cezaların infazı amacıyla yetkili makamlar tarafından yürütülen kişisel veri işlemelerini düzenlemektedir. Direktif, GDPR’ın ceza adaleti alanındaki özel muadilidir. Anayasa Mahkemesi, kararın 63. paragrafında bu Direktife doğrudan atıf yapmış; böylece Türk anayasa yargısının ceza yargılamasındaki veri koruma standartlarını belirlerken AB ceza adaleti veri hukukunu referans norm olarak benimsediğini açıkça ortaya koymuştur.
CMK m. 134’ün düzenlediği konu —suç soruşturması kapsamında yetkili makamların bilgisayar ve kütüklerde arama yapması, veri kopyalaması ve el koyması— Direktifin tam kapsamına girmektedir. Dolayısıyla Direktifin getirdiği güvenceler, CMK m. 134’ün sağlaması gereken asgari standardı ortaya koymaktadır.
5.2 CMK m. 134’ün Karşılamadığı Direktif Hükümleri
a) Direktif m. 4/1(e) — Saklama Sınırlaması İlkesi
Direktifin 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi, kişisel verilerin “işlendikleri amaç bakımından gerekli olan süreden fazla saklanamayacağını” emreder. Bu ilke doğrudan veri minimizasyonu ve saklama sınırlaması ilkelerinin ceza adaleti alanındaki somut görünümüdür. CMK m. 134, arama kararıyla elde edilen dijital verilerin yargılama sonrasında ne kadar süre saklanacağına dair hiçbir düzenleme içermemektedir. Bu eksiklik, Anayasa Mahkemesi’nin tespit ettiği birinci temel boşlukla birebir örtüşmektedir (Karar, § 64). Bir başka deyişle CMK m. 134, Direktif m. 4/1(e)’nin öngördüğü “işlenme amacıyla orantılı saklama süresi” güvencesini sağlamamaktadır.
b) Direktif m. 16 — Silme ve İşlemenin Sınırlandırılması Hakkı
Direktifin 16. maddesi, veri işlemenin amacının ortadan kalkması ya da verinin hukuka aykırı biçimde işlendiğinin anlaşılması durumunda veri sahibine silme ya da işlemenin sınırlandırılmasını talep etme hakkı tanımaktadır. Maddenin (3) numaralı fıkrası, “verinin delil amacıyla korunmasının zorunlu olduğu hâllerde” silme yerine işlemenin sınırlandırılmasına (engellenmesine) karar verilebileceğini düzenlemiştir. Böylece Direktif, delil değerini kaybeden ya da beraatle sonuçlanan davalardaki verilerin otomatik olarak imha edilmesini, soruşturmayla ilgisiz verilerin ise derhal iade ya da imha edilmesini öngörmektedir. CMK m. 134, bu iki mekanizmadan hiçbirini —ne silme hakkını ne de işlemi sınırlandırma yolunu— düzenlememiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 64. paragraftaki tespiti —verilerin yargılama sonrasında silinme sürecinin, gerekçe ve yönteminin düzenlenmediği— tam olarak Direktif m. 16’nın karşıladığı ihtiyacın CMK’da karşılıksız kalmasına işaret etmektedir.
Direktif m. 16/3: Kişisel veriler, işlenmek yerine silindiğinde, bu silinme işleminin gerçekleştirilebilmesi teknik olarak mümkün değilse veya orantısız bir çaba gerektiriyorsa ya da verilerin delil amacıyla korunması gerekiyorsa, kişisel verilerin işlenmesi kısıtlanabilir.
Bu Direktif hükmünün CMK m. 134’e yansıması açıktır: Beraat kararıyla sonuçlanan bir davada ya da savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği bir soruşturmada, elde edilen dijital verilerin akıbetine dair CMK’da hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Direktif bu boşluğu; ya silme ya da —delil değeri taşıyorsa— işlemeyi kısıtlama (dondurma) mekanizmasıyla kapatmaktadır. CMK m. 134’ün bu güvenceyi içermemesi, Anayasa Mahkemesi’nin orantısızlık tespitinin somut normatif dayanağını oluşturmaktadır.
c) Direktif m. 5 — Amaca Bağlılık ve Kapsam Sınırlaması
Direktifin 5. maddesi, bir suç soruşturması kapsamında elde edilen kişisel verilerin yalnızca o soruşturmanın amacıyla orantılı ölçüde işlenebileceğini ve farklı bir amaçla kullanılamayacağını düzenlemektedir. CMK m. 134 ise arama kapsamında elde edilen verilerin farklı dosyalarda ya da farklı amaçlarla kullanılmasını açıkça yasaklamamaktadır. Bu boşluk, kararın 50. paragrafında dolaylı biçimde ele alınmış; Mahkeme, kovuşturma aşamasında sanıkların kendi verilerine erişiminin önünde herhangi bir engel bulunmadığını —yani amaç sınırlamasına ilişkin bir güvencenin tersine var olduğunu— tespit etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, amaca bağlılık ilkesinin ihlalini iptal gerekçesi olarak ayrıca işlememiştir.
d) Direktif m. 3/3 ve m. 4/1(c) — Doğruluk ve Güncellik
Direktifin 3/3. maddesi, işlenen kişisel verilerin doğru ve gerektiğinde güncel tutulmasını emrederken 4/1-(c) maddesi verilerin işlenme amacıyla orantılı ve gerekli olmasını şart koşmaktadır. CMK m. 134, dijital kopya alındıktan sonra verinin bütünlüğünü ve doğruluğunu güvence altına alan mekanizmalar içermektedir (m. 134/3-4, yedekleme ve imzalama zorunluluğu). Ancak bu güvenceler yalnızca delil zincirinin korunmasına yöneliktir; Direktifin amaçladığı veri sahibi lehine korumayı sağlamamaktadır.
5.3 Normatif Boşluğun Özeti
Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi, birbirini tamamlayan iki temel eksikliği kapsamaktadır: Arama kararına dayanan ve hukuka uygun biçimde elde edilen dijital verilerin yargılama sonrasında ne olacağı konusunda kanunda bir düzenleme yoktur; bu verilere ilişkin hak ihlali iddiasıyla başvurulabilecek etkin yargısal yol da düzenlenmemiştir. AB 2016/680 Direktifi, saklama sınırlaması (m. 4/1-e), silme ve işlemi kısıtlama hakkı (m. 16) ile amaca bağlılık (m. 5) hükümleriyle tam da bu boşlukları kapatmaktadır. CMK m. 134, yalnızca delil elde etme sürecini düzenlemiş; elde ettikten sonraki veri yönetimi sürecini Direktifin öngördüğü standartlara uygun olarak düzenlememiştir. İşte Anayasa Mahkemesi’nin tespit ettiği orantısızlık, bu normatif boşluktan kaynaklanmaktadır.
6. İptal Kararı Ne İptal Etmiştir? Hukuka Uygun Delil mi, Yoksa Koruma Güvencesi mi?
6.1 İptal Kararının Odak Noktası: Delil Elde Etme Değil, Delili Elde Ettikten Sonrası
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, tartışmaya açık olmayan bir noktayı açıkça ortaya koymaktadır: CMK m. 134, delil elde etme aşamasındaki güvenceler bakımından Anayasa’ya uygun bulunmuştur. Mahkeme; hâkim kararı zorunluluğunu, somut delil gerekliliğini, son çare ilkesini, itiraz yolunu ve yedekleme-imzalama mekanizmalarını yeterli saymıştır (Karar, §§ 34-35, 45, 49, 53). Kararın 45. paragrafı bu tespiti tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır:
“Kurallar uyarınca bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama ve elkoyma işlemlerinin ancak hâkim kararıyla veya belirli süre içinde hâkim onayına sunularak yapılabileceği açıktır. Hâkim tarafından verilecek kararlara karşı ilgililere Kanun’un 267. maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurma imkânı tanınarak tedbir kararlarının hukuka uygunluğunu etkili bir şekilde denetletme yolu da sağlanmıştır. Dolayısıyla kuralların Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasındaki güvencelere uygun olduğu anlaşılmaktadır.”
Bu tespit, son derece önemli bir hukuki sonucu doğurmaktadır: İptal kararı, hâkim kararına dayalı olarak yürütülen dijital aramaları geriye dönük olarak hukuka aykırı kılmamaktadır. İptal edilen hüküm, aramanın kendisini yetkisiz kılmamış; aramayla elde edilen verilerin yargılama sonrası akıbetini güvenceye bağlamamış olan düzenlemenin eksik kaldığını tespit etmiştir. Bir başka deyişle iptal kararı, delil elde etme normunu değil, elde edilen delilin korunması, saklanması ve imhasına ilişkin normu —ya da daha doğrusu bu normun yokluğunu— hedef almaktadır.
6.2 Bu Ayrım Pratikte Ne Anlama Gelir?
İptal kararından önce ve yürürlük tarihi olan 25 Şubat 2027’ye kadar, hâkim kararına dayalı olarak yürütülen dijital aramalar hukuka uygundur ve bu yolla elde edilen delillerin yargılamada kullanılması geçerlidir. Savunma avukatının, iptal kararına dayanarak arama işleminin kendisini “artık hukuka aykırı” ilan etmesi ve bu gerekçeyle delili dosyadan çıkarmayı talep etmesi, hukuken geçerli bir argüman değildir. Zira Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümeme ilkesi (ex nunc etki) kural olarak geçerlidir; Türk hukukunda iptal kararları —ertelenmiş yürürlük söz konusu olduğunda— ileriye dönük olarak hüküm ifade eder.
⚠ Sonuç: İptal kararı, hâkim kararına dayalı dijital aramayla elde edilen delili hukuka aykırı kılmaz. Bu delile dayanarak CMK m. 206/2-(a) kapsamında “hukuka aykırı delil” savunması ileri sürülmesi, yürürlük tarihi öncesinde iş yapmayacaktır.
7. İptal Kararı Yürürlüğe Girmeden Önce Savunma Avukatları Ne Yapabilir?
7.1 İptal Kararını Destekleyen Argümanlar: Hangileri İşe Yarar?
İptal kararının yürürlük tarihi olan 25 Şubat 2027’ye kadar CMK m. 134 hâlâ geçerlidir. Bununla birlikte savunma avukatları, söz konusu karardan bugünden itibaren yararlanabilecekleri çeşitli argümanlar geliştirebilirler. Bu argümanlar iki kategoriye ayrılmaktadır: (i) iptal kararının yürürlüğünden bağımsız olarak zaten kullanılabilir olan argümanlar; (ii) 25 Şubat 2027’den itibaren doğrudan kullanılabilecek argümanlar.
a) Zaten Kullanılabilir Argümanlar (Yürürlükten Bağımsız)
Birincisi, aramanın usul koşullarına aykırılığı. CMK m. 134’ün hâlâ yürürlükte olduğu dönemde, arama kararının CMK m. 119 kapsamında suç nitelemesini ve aranacak eşyayı açıkça göstermediği durumlarda delil, CMK m. 206/2-(a) uyarınca hukuka aykırı sayılabilecektir. Bu argüman iptal kararından bağımsız olarak her zaman ileri sürülebilir.
İkincisi, arama kapsamının aşılması. Dijital aramada elde edilen verilerin, hâkim kararında belirtilen suç ve şüpheliyle ilgisiz bilgileri de kapsaması hâlinde bu veriler CMK m. 134/5 uyarınca iadesi gereken —ve dolayısıyla delil olarak kullanılamayacak— materyaller kapsamına girmektedir.
Üçüncüsü, AYM kararının orantısızlık tespitinin delil tartışmasına taşınması. İptal kararı, mahkûmiyet hükmüne esas alınacak dijital delilin hangi koşullar altında toplanıp saklandığının duruşmada tartışılması gerektiğini dolaylı biçimde güçlendirmektedir. Savunma avukatı; CMK m. 217 uyarınca delil tartışması aşamasında Anayasa Mahkemesi’nin orantısızlık tespitini mahkemenin dikkatine sunabilir ve yargı makamından bu delilin korunma zincirinin eksikliğini (chain of custody) irdelemesini talep edebilir.
Dördüncüsü, AİHM başvurusu için zemin oluşturma. Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi, dijital delile dayanan mahkûmiyet hükümlerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin m. 8 (özel hayata saygı) kapsamında AİHM’e taşınmasına zemin hazırlamaktadır. Bu yol için önce Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun tüketilmesi zorunludur.
b) 25 Şubat 2027 Sonrası Doğrudan Kullanılabilecek Argümanlar
İptal hükmü yürürlüğe girdikten sonra, CMK m. 134 kapsamında herhangi bir hâkim kararına dayansa dahi bu tarihten itibaren yürütülecek dijital aramalar anayasal dayanaktan yoksun kalacaktır. Bu tarihten sonra yürütülen aramalarla elde edilen deliller, CMK m. 206/2-(a) kapsamında doğrudan hukuka aykırı delil olarak reddedilebilecektir. Belirtelim ki mevcut dosyalardaki ve bu tarihten önce elde edilmiş dijital deliller için bu argüman geçerli değildir.
7.2 Beraat ve Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararlarında Veri Silme Talebi
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan dosyalarda elde edilen dijital verilerin akıbetini çözümsüz bırakan normatif boşluğu açıkça tespit etmiştir. Hâlihazırda CMK’da bu boşluğu dolduracak bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte savunma avukatları, CMK m. 122/3 kıyasen uygulanarak —soruşturmayla ilgisiz belgeler için iadenin emredildiği hüküm— ya da AYM kararının iptal gerekçesine doğrudan atıf yaparak mahkeme veya savcılıktan dijital verilerin imhasını ya da iadesini talep edebilirler. Bu talebin kabulü kesin olmamakla birlikte, AYM’nin saptadığı normatif boşluğa dayalı kıyas yoluyla mahkeme veya savcılıktan somut koruyucu tedbir istenmesi, savunma hukukunun kullanılabilecek güncel araçlarından biridir.
7.3 Kanun Koyucu Reform Yapmazsa Ne Olur?
Kanun koyucu 25 Şubat 2027’ye kadar gerekli reformu gerçekleştirmezse, CMK m. 134 kapsamındaki tüm yetkiler —hâkim kararına dayansa dahi— anayasal dayanaktan yoksun kalacaktır. Bu durumda yürütülen dijital aramalar, hem CMK m. 206/2-(a) hem de Anayasa m. 20 bağlamında hukuka aykırı delil yasağının kapsamına girecektir. Böyle bir sonuç, devam eden tüm ağır ceza davalarında ve organize suç dosyalarında dijital delil krizine yol açabilecek niteliktedir.
8. Değerlendirme ve Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin 2026/36 sayılı kararı, hukuka uygun biçimde yürütülen dijital aramaları geriye dönük olarak hukuka aykırı kılmamaktadır. İptal edilen hükümler, aramanın yapılış usulünü değil; elde edilen kişisel verilerin yargılama sonrasındaki yönetimini —saklama süresi, silme mekanizması, yetkili merci ve yargısal başvuru yolu— düzenlemeyen eksik normların bedelini ödemektedir. Bu ayrım, savunma hukuku pratiği açısından belirleyicidir: İptal kararı, hâkim kararına dayalı dijital aramayla elde edilmiş bir delilin yürürlük öncesi dosyalarda
“hukuka aykırı” ilan edilmesine hukuki dayanak oluşturmamaktadır.
AB 2016/680 Direktifi karşısında CMK m. 134’ün yarattığı normatif boşluk nettir: Direktifin m. 4/1-(e) kapsamındaki saklama sınırlaması güvencesi ve m. 16 kapsamındaki silme-işlemi kısıtlama hakkı, CMK’da karşılıksız kalmıştır. Kanun koyucunun 25 Şubat 2027 tarihine kadar bu boşluğu kapatması; hem Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi hem de AB uyum yükümlülükleri bakımından zorunluluktur.
AYM, E.2023/128, K.2026/36 sayılı karar; salt bir ceza usul hukuku kararı değildir. Bu karar, dijital çağda kişisel verilerin korunması hakkını ceza yargılamasının merkezine taşıyan; Türk hukuku ile AB veri hukuku arasındaki diyaloğu somutlaştıran ve kanun koyucuyu acil bir reform yükümlülüğüyle yüz yüze getiren tarihsel bir anayasal metindir.
Kaynaklar ve Atıflar
AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12/02/2026 — Resmî Gazete: 25.05.2026, Sayı: 33264.
AYM, E.2018/137, K.2022/86, 30/06/2022 (CMK m. 134’e ilişkin önceki norm denetimi).
AYM, E.2022/145, K.2023/59, 22/03/2023, § 42; Hülya Kar [GK], B. No: 2015/20360, 27/02/2019, § 17.
AYM, Bestami Eroğlu [GK], B. No: 2018/23077, 17/09/2020, § 144.
AYM, E.2021/83, K.2022/168, 29/12/2022, § 45.
AYM, E.2020/47, K.2023/36, 22/02/2023, § 67.
AYM, E.2015/41, K.2017/98, 04/05/2017, §§ 153-154.
Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi (AB) 2016/680, 27/04/2016 — Ceza Adaleti Alanında Kişisel Verilerin Korunması Direktifi, m. 4/1(e), m. 5, m. 16.
Avrupa Parlamentosu ve Konsey Tüzüğü (AB) 2016/679 (GDPR), 27/04/2016, m. 2/2(d).
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, m. 28/(d) — Resmî Gazete: 07/04/2016, Sayı: 29677.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 119, 120, 122/3, 134, 141, 206, 217, 267.
Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi (Budapest Sözleşmesi), 23/11/2001, m. 19 — Türkiye onayı: 22/04/2014, 6533 sayılı Kanun.
Değirmenci, O. (2014). Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil. Ankara: Seçkin Yay., s. 318.
Av. Yalçın TORUN | Torun Hukuk Bürosu | Çankaya / Ankara
Kişisel Veriler Hukuku · Ceza Hukuku · İdare Hukuku · İklim ve Çevre Hukuku
