İnsan Onuru ve İnsan Hakları Kavramları ile Kavramların Kişisel Verilerle İlgisi

İNSAN ONURU VE İNSAN HAKLARI KAVRAMLARI İLE KAVRAMLARIN KİŞİSEL VERİLERLE İLGİSİ

İnsan Onuru Kavramı

İnsan haklarını içeren talepler, insanın menfaatlerinin  ve çıkarlarının ötesinde daha esaslı bir ihtiyacını karşılamaktadır. Günümüzde bu ihtiyacın sınırları belirlenirken,  sınır genişletilerek farklı bir çok talep  insan hakları içine alınmaya çalışılmaktadır.   İnsan haklarının insanın hangi temel ihtiyacını/ihtiyaçlarını  karşıladığını belirlemek için insan haklarının korunmasına yönelik uluslararası sözleşmelere bakmakta yarar vardır.  İnsan haklarına ilişkin talepler genelde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine, Birleşmiş Milletler Sosyal Kültürel ve Ekonomik Haklar Sözleşmesine, Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesine dayandırılmaktadır. İnsan  Haklarının temellendirilmesinde yukarıdaki belgelere baktığımızda insan haklarının  insan onuruna dayandırıldığını görürüz.   İnsan haklarının korunmasına yönelik sözleşmeleri ve bildirgeleri incelediğimizde, başta “İnsan Hakları  Evrensel Bildirgesi” olmak üzere birçok uluslararası belgede “insan onuru” kavramının geçtiğini ve bu kavramın insan haklarının belirlenmesinde esas kavram olduğu  görürüz. İnsan Hakları  Evrensel Bildirgesi dışında  Uluslararası Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ile Uluslararası  Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin  başlangıç bölümlerinde , Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Bildirgesinin başlangıç  bölümünde, Tüm Kişilerin İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı ya da Aşağılayıcı Muamele ya da Cezaya Maruz Bırakılmaya Karşı Korunma Bildirisi 2. maddesinde, İnsan Genomu ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1 ve 2. maddelerinde, Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Haklarının ve İnsan  Onurunun Korunması Sözleşmesi’nin  başlık, başlangıç ve 1. maddesinde   “insan onuru” kavramına  yer verilmiştir. Bu sözleşmelerde insan onuru kavramına yer verilmiş olmasına rağmen  insan onuru kavramının ne olduğu ve içeriği açıklanmamıştır.  Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesinde (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ise ‘’insan onuru’’ kavramı  bulunmamakla birlikte  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında  sözleşmenin özünün “insan onuruna ve özgürlüğüne” saygı göstermek olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca bir çok devlet, “insan onuru” kavramını  anayasalarında da kullanmaktadır ve İnsan onurunu koruyacak şekilde düzenlemeler yapmıştır. İnsan onurunun korunmasına ilişkin hukuksal zeminde birçok içtihat değişik ülkelerde hukuk düzeni içerisinde yer almaktadır.

İnsan onuruna felsefi açıdan veya hukuki açıdan bakıldığında,  sınırları belli olmayan ve daha çok hakimlerin akademisyenlerin kullandığı bir kavram olduğu görülmektedir. İnsan onuru nedir?  İnsan onurunun insanın seçme yetisi veya insanın doğuştan sahip olduğu değerine saygı, insanı değerli kılan şey, insanı eşyadan farklı kılan değeri vb. değişik anlamlar ile ifade edildiği ve değişik yazarlar tarafından değişik şekilde tanımlandığı görülmektedir.  Tam ve herkes tarafından kabul gören bir tanımı yoktur. İnsan hakları kavramını temellendirmeden önce,  insan onuru kavramının  açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin  1. maddesinin ilk cümlesine baktığımızda ‘’ Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.  Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı  kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.’’ düzenlemesinin  mevcut olduğu görülmektedir. Bildirgenin 1. maddesinde bütün insanların  insan onuru yönünden eşit oldukları, diğer bir ifadeyle insan onurunun   evrenselliği, değişik kültürlerde yaşayan insanların farklı düzeyde onura sahip olamayacağı  bu hüküm ile açıkça  ifade edilmektedir. Maddenin  İngilizce metninde onur kavramı için ‘’dignity’’ kelimesinin kullanıldığı  ve  şeref (honor) kelimesinden farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır.  Bildirgenin   1. maddesinde hemen sonraki cümlede ise,   eşit onura sahip bu insanların, iki yapısal özelliğe  akıl ve  vicdana sahibi oldukları vurgulanmıştır.  İnsanın iki yapısal özelliği,  biri düşünsel (akıl), bir diğeri de  etik (vicdan)  özelliklerdir. Cümlenin devamında akıl ve vicdan sahibi  insanların birbirlerine karşı kardeşçe davranmaları gerektiği düzenlenmiştir. Aynı  cümle içerisinde açıklandığı üzere, insanlar akıl ve vicdan sahibi oldukları için birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar.  Evrensel Bildirgenin   diğer maddelerinde düzenlenen  ve insanların davranışlarını belirleyen temel kriter bu cümlede belirlenmiştir.  Eşit onura sahip insanlar birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar çünkü akıl ve vicdan sahibidirler[1]. İnsanların birbirlerine karşı nasıl kardeşçe davranacakları bildirgenin  1. maddesini izleyen diğer 28 maddede düzenlenmiştir.

Madde metninde dignity (onur) kelimesi ile ifade edilmek istenen nedir? Bu soruya cevap vermeden önce insanı, diğer bir ifadeyle insan türünü, diğer canlılar arasındaki yerine ve özelliklerine bakarak tanımlamak istersek, insan bilen, isteyen, yapıp-edebilen, önceden gören, önceden belirleyebilen, tavır takınan, seven, çalışan, eğiten, eğitilen, devlet kuran, inanan, sanatın yaratıcısı olan, konuşan, düşünen, özgür, ideleştiren, değerleri duyan  tarihsel ve biyopsişik bir varlıktır şeklinde etkinliklerine bakarak tanımlayabiliriz. [2].  İnsan türünün bu özellikleri, insanı diğer canlılar arasında  özel bir yere koyar.  Bu özel yer,  insanın değerini oluşturur.  İşte insan türünün diğer canlılar arasındaki özel yeri,  insanın değeri , diğer bir ifadeyle yukarıda sayılan insana ait özelliklerin tümü, insanın onurudur.

Yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz insan onuru ile şeref (honor) kavramlarını  birbirinden ayırmak gerekir.  Onur kavramı insanın yapısına ilişkin antropolojik bilgiden oluşurken, şeref kavramı  bir kişinin   değerine ya da farz edilen değerine gösterilen saygıyı ifade eder. Kişinin şerefi,   kişinin erdemlerine karşı gösterilen nesnel bir saygı olabileceği gibi,  kişinin bir kültürde  geçerli olan değer yargılarına, o toplulukta  iyi sayılan davranış biçimlerine  uygunluğuna göre gösterilecek saygı da olabilir.[3]  Kişisel verilerin  korunması talebinin insan onurunun korunmasına yönelik bir talep mi, yoksa  kişinin saygınlığına yönelik bir talep mi olduğu, yoksa her ikisinin de korunmasına yönelik mi olduğu değerlendirilirken her somut olayda yukarıdaki kriterin  dikkate alınması gerekecektir.

Aslında tek tek insan hakları,  insan onurunun ve insanın değerinin  korunmasına yönelik talepler ve gerekliliklerdir. Bütün kişilerden insan onurunun korunmasına yönelik muameleyi diğer bütün kişilere karşı gösterilmesini talep etmek, insan haklarının korunmasını talep etmekle aynıdır. Bu yaklaşım insan onurunun korunmasına yönelik talepleri, aynı zamanda  insan onurunun  çeşitli kültürlerde ve topluluklarda,  dinlerde, değişik ve değişken insan imgeleri, iyiye  ve kötüye ilişkin  değer yargılarıyla   belirlenen  şerefe ve namusla ilgili kültürel anlayışlardan  doğan taleplerden de ayırdeder. Bu kapsamda, insan haklarının evrenselliği ilkesinin temelinin insan onurunun evrenselliği ilkesinden geldiğini  vurgulamak gerekecektir.

İnsan haklarının temeline  insan onurunu koyduğumuz zaman,  insan hakkına yönelik talepler ile aynı zamanda insan onurunu korumaya yönelik talepler de kastedilir.  Burada iki yönlülük söz konusudur.  Yani insan  onuru kavramı insan haklarına ulaşmada  bir kutup yıldızı işlevi görür[4]. Dolayısıyla insan onuru insan hakkına yönelik taleplerin merkezinde yer alır. Yirminci yüzyılda gerçekleşen gelişmeler, özellikle biyoloji, kimya ve bilişim teknolojileri  alanındaki gelişmeler neticesinde, insanın özel hayatının sınırlarının tartışmalı hale gelmesi,  insan haklarının sınırlarının çizilmesi ve insan haklarına farklı  anlamlar yüklenmesi, hakların tanımlanmasında kriter bulma zorunluluğu ile   insan onuruna dayanmanın önemini ortaya koymuştur. Çalışmamızda, kişisel verilerin korunmasının insan haklarının korunması kapsamında değerlendirilmesinde insan onuru kavramı kılavuz olarak alınacaktır.

İnsan Hakları Kavramı

Kişisel verilerin korunmasına yönelik talepler  ile  insan hakları arasındaki ilişkiyi daha anlaşılır kılmak maksadıyla, insan hakları kavramının felsefi temellerini de dikkate almamız gerekecektir. Jack Donnelly insan haklarını insanın ahlaki doğasını ön plana alarak açıklar. Donnelly’e göre insan haklarının  kaynağı, insanın ahlaki doğasıdır. İnsan haklarına hayat için değil, onurlu bir hayat için  ihtiyaç duyulur. Uluslararası insan hakları sözleşmelerinde belirtildiği gibi, insan hakları insanın özündeki onurdan kaynaklanır. İnsan hakları insani olanakların (human possibility) altında yatan ahlaki görüşü gerçekleştirmek için  belirli kurumların ve uygulamaların gerekliliğini gösterir. İnsan hakları,  var olan  gerçek şartların ötesini gösterir; insanların nasıl bu durumda olduklarından çok,  onların nasıl yaşayabilecekleriyle  -daha derin ahlaki gerçeklik olarak  görünen bir olanaklılık durumuyla -ilgilidirler. İnsan hakları kendini gerçekleştirmenin  ahlaki kehanetidir[5].

İnsan hakları  bir kişinin sırf  insan olarak sahip olduğu haklar ise  o zaman yalnızca insanların insan hakları vardır, eğer birisi insan değilse o, tanımı gereği insan hakkına sahip olamaz. İnsan topluluklarının da hakları olamaz. Topluma ilişkin olarak bireylerin  bir takım ödevleri vardır, toplumun hakları  insan hakları değildir ve insan haklarını yeniden tanımlamadığımız sürece de insan hakları olamaz[6].

Donellye göre insan hakları insan onurunu korumakta tek başına yetersiz kalan ve kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün asgari  güvencelerini sağlayan  kişisel haklar; bireyi devletle ilişkilerinde koruyan   adil yargılanma hakkı,  suçsuzluk karinesi, keyfi yakalama ve tutuklama yasağı gibi hakları içeren hukuki haklar; düşünce toplantı ve dernekleşme özgürlüklerini sağlayan  sivil özgürlükler; devlete katılma ve denetleme imkanı veren siyasal haklar ile toplumun etkin üyesi olmayı sağlayan   sivil, sosyal ve kültürel haklar; yasal haklar  olarak sınıflandırmakta ve  bazı haklara temel hak ayrımı veren tanımlamaları  haklar arasında yarattığı temel ve temel olmayan ayrımı  ve hiyerarşi nedeniyle uygun bulmamaktadır. [7]

Bizim kabul ettiğimiz insan haklarını temellendiren görüş Jack Donnelly’nin  görüşünden farklı olmamakla birlikte  merkezinde insan onuru bulunan görüştür.  Bu görüşü ve insan haklarının temellendirilmesini  açıklamadan önce, yukarıda ayrıntıları açıklandığı üzere başlangıçta insan türünün   diğer varlıklar içindeki yeri ortaya konulmuş, insanın değeri ve onuru kavramları üzerinde açıklamalarda bulunulmuştur.  İnsan denen varlığa antropolojik yaklaşımla bakıldığı zaman, insanın diğer  canlılar arasındaki özel yeri, insanın bazı özellikleri veya  diğer canlılarla paylaştığı özelliklere  ek özellikleri olduğu  görülür. Burada insan  kavramı ile anlatmak istediğimiz, evrende yaşayan diğer canlıların arasında, diğer canlıların taşıdığı ortak özelliklere ek olarak  kendine  özgü  etkinlikler ve olanaklar taşıyan ayrı bir varlık olan canlı türüdür. İnsanın sahip olduğu kendine özgü etkinliklerin ve olanakların tümünü insanın  değeri  ve onuru olarak ifade edebiliriz.  İnsanın değerini,  bu yapısal özelliklerini korumak ve geliştirmek,  insan olan herkesin görevi; diğer yandan bunun korunmasını talep etmek de insan türünün üyesi olan herkesin hakkıdır. Bu kapsamda insan hakları dediğimiz zaman, insanla ilgili, insanın değerini  ve onurunu korumaya ve insanın sahip olduğu olanakları gerçekleştirmeye  yönelik bazı istemleri dile getiririz.  İnsan türüne özgü bu olanakları  kişilerde koruma istemleri ve talepleri, insan haklarını oluşturmaktadır. Bu olanakların her kişide korunmasını istemek, insanın değerini, varlıktaki yerini, kendi değerimizi korumayı istemektir. İnsan haklarının,  insanların, insan türünün yapısal olanaklarını gerçekleştirmelerini mümkün kılan   bir şekilde muamele görmelerini istemeye  yönelik , insan aklının ürettiği bir düşünce olduğu da söylenebilir. Bu kapsamda insan hakları, insanın olanaklarının her kişide korunmasına yönelik bir istem,  aynı zamanda insanın varlıktaki yerini, kişinin insan olarak kendi değerinin korunmasına  yönelik bir istemdir. Bu istem kim olduğuna bakılmaksızın her kişi için  devletten, diğer  insanlardan   yüksek sesle   talep edilecek bir istemdir[8].

İnsan hakları olarak adlandırılan  bu istemlere baktığımızda, uluslararası belgelerde,  çeşitli anayasalarda ve hukuk kitaplarında insan haklarının kişi hakları, yurttaş hakları, sosyal, ekonomik,  kültürel, siyasal haklar gibi   sınıflandırmalara tabi tutulduğu; bazı hakların temel haklar olarak kabul edildiği, bazı hakların ise bu vasıfta sınıflandırılmadıkları görülmektedir. Hakların  sınıflandırılmasında George Jellinek insan haklarını ‘’ aktif, olumlu ve olumsuz’’ statü hakları olarak adlandırmaktadır.  Olumsuz statü hakları, devlete bireylerin  bu hak ve özgürlükleri kullanabilmeleri için dokunamayacağı bir alanın olduğunu ifade eder. Birinci kuşak ya da klasik haklar olarak ifade edilen, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve kişi güvenliği, barışçı bir şekilde toplanma hakkı  gibi haklar  bu haklar kapsamındadır.  Olumlu statü hakları ise  devletin yerine getirmekle  zorunlu olduğu edimleri içermektedir. Sağlığın korunması,  sosyal güvenliğin sağlanması, çalışma hakkının  hayata geçirilmesi  gibi sosyal haklar bu tür haklardandır.  Aktif statü hakları  ise  yurttaşların kamu işlerine katılmalarını sağlayan  seçme seçilme  hakkı gibi siyasal haklardır[9].

Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası hazırlanan anayasalarda,   insan hakları, temel hak ve ödevler  kavramı altında toplanmış, bu listelere  sosyal ve ekonomik haklar da eklenerek geniş bir temel hak ve ödev  listesi hazırlanmış;  bireylere böylelikle sadece hakların bahşedildiği değil, aynı zamanda ödevlerin de yüklendiği vurgulanmıştır.  İnsan haklarına baktığımızda ‘’Hangi hakların temel haklar olarak kabul edilmesi gerektiği yönündeki kriter ne olmalıdır?’’ sorusu akla gelmektedir.    Federal Alman Anayasası incelendiğinde, temel hakların iki kümede toplandığı görülmektedir. Bunlardan ilk kümeyi, devlet üstü  temel haklar oluşturur.  Bu kümede kişi güvenliği, inanç, vicdan, basın, dernek kurma hakları gibi  haklar yer alır.  Doğal hukuk doktrininden kaynaklanan bu haklara  dokunulamaz, yok edilemez, devredilemez, bunlar yalnız özüne  dokunmamak koşulu ile  sınırlanabilirler. İkinci kümeyi ise ‘’ devletçe tanınan temel haklar’’ oluşturur.  Bunlar arasında  mülkiyet, miras, dolaşım, konut hakkı gibi  genellikle sosyal, kültürel  ve ekonomik haklar yer alır.  Devletçe tanınan bu haklar sınırlanabileceği gibi, belli koşullar altında  tümden kaldırılabilir[10]. Hangi hakların temel haklar olduğu konusunda  Henry Shue  ‘’Temel hakların başlıca amaçlarından birinin gerçekte kendilerini koruyamayacak kadar güçsüz olanların tam çaresizliğine karşı  onlara en az düzeyde koruma sağlamak’’ olduğunu  ifade eder. Henry Shue’ya göre   ‘’Temel haklar ekonomik ve siyasal güçler için bir  sınırlamadır. Sınırlama olmazsa, bu güçler karşı konulamayacak kadar  büyüyeceklerdir. Temel haklar hiç değilse  bir takım temel gereksinmelerden -gerçek yada korkulan- yoksunluğa karşı toplumsal güvencelerdir.  Temel haklar ahlaklılığın temelidir ve her kişinin insanlığın geri kalanına yönelttiği akla yatar istemlerin en azıdır. Kendisine saygısı olan hiç kimsenin yadsınmalarını kabul edeceğini düşünmeyeceğimiz haklı istemlerin ussal temelidir.  Diğer haklar güvenceye alınmadan önce temel hakların iyice gerçekleşmesi gerekir. Bir hak temel bir haksa onu korumak için  gerekirse öteki temel olmayan haktan vazgeçilebilir.  Örneğin  saldırıya uğramamak gibi bedensel güvenlik hakları temel haklardır, ama devletçe desteklenen eğitim hakkı temel hak değildir.   Bir seçim yapmak gerekirse, saldırının önüne geçilmesi eğitimin sağlanmasının yerini almalıdır. Eğitim hakkı değerli bir haktır. Özünde değerli haklar  aynı zamanda temel haklar olabilirlerde olmayabilirler de, ama özünde değerli haklar  ancak temel haklar kullanılabiliyorsa kullanılabilirler.  Bu açık ve kesin anlamda pek az hakkın temel hak olabileceğini ifade eder. [11]

İnsan haklarının merkezine insan onurunu koyarak, İnsan haklarından hangi hakların  temel haklar olduğunu ve  nasıl sınıflandırılması gerektiğini düşündüğümüzde, insanın olanaklarına ilişkin sistematik bilgi bize bir ölçüt sağlamaktadır. İnsan hakları kapsamındaki bazı istemler, insanın olanaklarını gerçekleştirebilmesiyle doğrudan ilgili istemlerdir. Bu tür istemler, insana özgü olanakları gerçekleştirirken  kişilere dokunulmamasını dile getirirler.  Devletin rolü burada,  insana özgü bu olanakların kullanılmasını  sağlayıcı tedbirler almak; bu tür olanakların kullanılması engellendiğinde engeli ortadan kaldırarak, dengeyi yeniden kurmaktır.  Bu sınıflandırma  George Jellinek’in  sınıflandırmasındaki olumsuz statü hakları veya birinci kuşak klasik haklara karşılık gelmektedir. Burada bahsettiğimiz istemler, insana özgü olanakları, etkinlikleri gerçekleştirirken diğer kişiler ve devlet tarafından dokunulmaması istemini dile getirir. Bunlara örnek vermek gerekirse bu istemler, kişi özgürlüğü ve güvenliğine ilişkin istemler, kölelik yasağı, hiç kimseye işkence yapılmaması, kişilerin keyfi olarak tutuklanmaması, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce özgürlüğü gibi istemlerdir. Bu tür istemler  devlet tarafından verilemeyecek, sadece insan olunması nedeniyle, tüm kişiler tarafından devletten ve diğer kişilerden talep edilebilecek istemlerdir. Bu tür istemleri devlet yasalarla güvence altına alır. Bu tür istemler yasalarla güvence altına alındıktan sonra temel özgürlükler olarak adlandırılırlar.   Anayasalarda ve yasal düzenlemelerde bir kişi insan olarak olanaklarını gerçekleştirirken, o kişiye devlet de dahil hiçbir kimsenin dokunmaması  güvence altına alınır. Devletin burada görevi hakları yasalarla güvence altına almak,  ihlal edildikleri zaman yargı organları aracılığı ile  araya girmek, ihlali önlemek, ihlal gerçekleştiğinde dengeyi yeniden kurmaktır.  Bu tür istemler devlet tarafından verilemeyecek, zaten var olan  ama devlet tarafından  güvence altına alınması gereken istemlerdir.  Biz bu tür istemlerin temel haklar veya devletin yaptığı düzenlemeler aracılığı ile   güvence altına alması nedeniyle temel özgürlükler içerisinde yer alması gerektiğini düşünmekteyiz.

İnsanın olanaklarının gerçekleştirilmesiyle doğrudan ilgili istemleri içeren temel haklar dışında, insanın olanaklarının geliştirilmesi için  genel olarak  gerekli ön koşullara ilişkin istemleri içeren haklar da vardır. Bu hakların konusu sağlık için gerekli yaşama düzeyi,  eğitim ve çalışma  vb istemleri,  diğer bir ifadeyle insanın olanaklarını gerçekleştirmesine  imkan sağlayan  koşullara yönelik istemleri içeren haklardır.  Bu haklar da temel haklar kapsamındadır.  Bu haklara baktığımızda George Jellinek’in olumlu statü haklarıyla bu tür hakların benzerlik gösterdiği görülmektedir. Fakat bu hakların korunmasında karşılaşılan güçlük, insanın olanaklarının gerçekleştirilmesi için gerekli olan ön koşullar, çoğu zaman  siyasi kararlarla kurulan kamu kurumları aracılığı ile sağlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, bu hakların korunmak yerine  tanındığını söylemek yanlış olmayacaktır. Zira bu haklara ilişkin ön koşullar, o ülkenin  başta ekonomik koşulları ve diğer koşulları dikkate alınarak sınırları farklı bir şekilde  çizilerek gerçekleştirilmekte ve böylelikle  tanınan haklar aracılığıyla sağlanmaktadır.

Hak ve Özgürlük Kavramları

Konumuzla  ilgili olarak özgürlük/hürriyet  kavramlarına  hak kavramıyla ilgisine de  kısaca değinmek gerekir. Soyut bir kavram olarak özgürlük  sihirli bir kelimedir.  Abraham Lincoln’ün  ‘’Dünya hiçbir zaman  özgürlük  kelimesinin iyi bir tarifine kavuşamamıştır.’’  sözünün bugün de gerçekliğinden ve tazeliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olduğunu söyleyebiliriz.  Özgürlüğün  daima eksik ve yetersiz kalmaya mahkum  görünen – ve sonunda subjektif tercih eğilimleri yansıtmaktan öteye gidemeyecek olan -genel (sentetik) tarifini aramakta ısrar etmemek belki en doğrusu olacaktır[12].    Bahri SAVCI’ya göre ‘’evren vardır, yeryüzü yuvarlağı vardır (buna istenirse doğa da denilebilir) insan sal varlık vardır. Yani ilk olgu olarak evren doğa insan üçlüsü vardır. Bunların üçünü birden tek sözcük belirler  ÖZGÜRLÜK….’’ Bu özgürlük; evrenin ve doğanın, kendi iç yasasından  başkasına tabi olmamaktır. Yani kendi doğal (siz buna Tanrısal da diyebilirsiniz) yasasından başka  bir dış etkiye güce bağlı olmamaktır….. Özgürlük somutlaşınca ondan insanlar için  birtakım olanaklar, birtakım serbestlikler , birtakım yapma yada yapmama yetenekleri doğar ki, bunlara ‘’haklar’’ İNSAN HAKLARI’’ deriz. ’’[13]   Benzer şekilde   Kemal GÖZLER’e göre hürriyet   hukuk düzeninden kaynaklanmaz; hukuk düzeninden önce gelir.  Hürriyet  doğuştan geldiği, her insan, insan olduğu için hür  kabul edilir.  Hak ise hukuk düzeninden kaynaklanır, hukuk tarafından yaratılır, dolayısıyla hukuktan önce hak olamaz.  Hürriyet esas itibariyle  maddi ve  tabii bir kavramdır.  Hak ise daima hukuki bir kavramdır.  Hürriyetin var olabilmesi için  hukuken düzenlemeye  ihtiyaç yoktur.  Hakkın var olabilmesi için  hukuk düzeni tarafından  tanınmasına ve düzenlenmesine ihtiyaç vardır[14]. Oysa bizimde katıldığımız  görüşe göre; kamu hürriyetleri/özgürlükleri,   insan haklarının devlet tarafından tanınmış ve pozitif hukuka girmiş bölümünü ifade eder[15]. İnsan hakları, bu alandaki terimlerin  şüphesiz en genişidir.  Bu terim, insanlığın belli bir gelişme çağında , teorik olarak bütün insanlara tanınması gereken ideal bir haklar listesini ifade eder.

İnsan Onurunun ve İnsan Haklarının Kişisel Verilerin Korunması Hakkıyla İlgisi

 

 Kişisel verilerin korunmasına yönelik  istemlerin, insanın hangi olanaklarını gerçekleştirmesiyle ilgili olduğunun açıkça ortaya konulması durumunda, insan hakları ile kişisel verilerin korunması arasındaki ilişkinin ortaya konulabileceğini ifade etmek isteriz.  Benzer şekilde insan haklarının tek tek ve  ne olduğunun ve insanın olanaklarıyla ilgisinin açıkça ortaya konulması durumunda da  insan hakları ve  belirli bir insan hakkı ile kişisel verilerin korunmasına yönelik istemler arasındaki ilişkinin daha  anlaşılır hale getirilebileceğini değerlendirmekteyiz.  Burada  kişisel verilerin niteliklerinin ve kapsamının ve insan onuruyla ilgisinin de  bu değerlendirmede önem taşıyacağını  belirtmek  isteriz.

[1] İoanna Kuçuradi, İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları, Felsefe Kurumu, Ankara, 2007, s. 71-72.

[2] Takiyettin Mengüşoğlu,  İnsan Felsefesi, 2. Baskı,  Doğu  Batı Yayınları, Ankara, 2015, s. 95-360.

[3] Kuçuradi, s.73

[4] İlyas Doğan, İnsan Hakları Hukuku, Astana, Ankara,  2013,  s. 46.

[5] Jack Donnelly, Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Hakları,  Türkçesi Mustafa Erdoğan -Levent Korkut, Yetkin, Ankara, s. 28-29.

[6] Donnelly, s.31.

[7] Donnelly, s.49 .

[8] Kuçuradi, İnsan Hakları, s.3.

[9] İlhan Akın, Kamu Hukuku, 5. Bası, Beta , İstanbul 1987, s.259.

[10] A. Şeref Gözübüyük-Feyyaz Gölcüklü,  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulanması, 9. Bası, Turhan Kitabevi,  Ankara, 2011, s.3.

[11] İnsan Haklarının Felsefi Temelleri, Türkiye Felsefe Kurumu,  Ankara 1996, s.29-30

[12]  Münci Kapani,  Kamu Hürriyetleri, 7. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara,  2013, s.4-6.

[13] İnsan Haklarının Felsefi Temelleri, Türkiye Felsefe Kurumu,  Ankara 1996, s.57-58

[14]  Kemal Gözler, İnsan Hakları Hukuku, Ekin Basım Yayın Dağıtım, Bursa,  2017,s. 69.

[15]  Kapani, s.14.

Av.Yalçın TORUN

UYARI

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

 

Scroll to Top
Danışma ve Randevu
İçin Tıklayınız
');w.document.close();w.print();});$(document).ready(function(){init();});})(jQuery);