SAVAŞ SUÇLARI VE ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİNİN YARGILAMA YETKİSİ
1.Genel
Silahlı çatışma hukukunun kaynakları doğal hukuk, teamül hukuku, etik kurallar ve pozitif hukuk (yazılı hukuk) kurallarıdır. Teamül hukuku veya etik kuralların ihlal edildiği durumlarda herhangi bir yaptırım öngörülmemiş iken, pozitif hukuk kurallarının ihlali durumunda yaptırımlar uygulanmaktadır. Diğer bir ifadeyle pozitif hukuk kuralları bağlayıcıdır. Hukuk kurallarından özel hukuk kurallarının ihlali durumunda hukuka aykırı davranış genellikle tazminat, ihlalin önlenmesi, hakkın iadesi vb. yaptırımlara tabi tutulmaktadır. Özel hukuk dışında ceza hukukunun normlarının ihlali durumunda ise yaptırımlar, başta hürriyeti bağlayıcı cezalar olmak üzere, ruhsat iptali, adli para cezası vb. yaptırımlar olmaktadır.
2.Savaş Suçlarının Yargılanmasına İlişkin Tarihi Süreç ve Uluslararası Ceza Mahkemesi
Silahlı çatışma veya savaş hallerinde, savaş suçları olarak kabul edilen suçlar işlendiğinde, geçmişten günümüze kadar bu suçların faillerini cezalandıran değişik ceza mahkemeleri kurulmuştur. Geçmişten günümüze baktığımızda “uluslararası askeri ceza mahkemeleri” veya “savaş suçları mahkemeleri” olarak adlandırılacak Nuremberg ve Tokyo mahkemeleri, sadece bölgesel yargılama yetkisine haiz “eski Yugoslavya” ve “Ruanda Mahkemeleri” bunlara örnek gösterilebilir. Bunların dışında silahlı çatışmalar sonrasında Sierra Leone’de, Doğu Timor’da ve Kamboçya’da silahlı çatışmalar sonrası savaş suçlularının yargılandığı hibrid mahkemeler de kurulmuştur. Uluslararası Ceza Mahkemesi ise Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü veya yaygın adıyla Roma Statüsü olarak adlandırılan çok taraflı uluslararası sözleşme ile kurulmuş ve halen varlığını sürdüren bir mahkemedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü 120 devletin olumlu, 7 devletin olumsuz ve 21 devletin de çekimser oyu ile kabul edilerek 18 Temmuz 1998 tarihinde tüm devletlerin imzasına açılmıştır. Altmışıncı onay belgesinin BM Genel Sekreterliğine tesliminden 60 gün sonra yürürlüğe girmesi öngörülen Statü’nün, 11 Nisan 2002 tarihinde 66 devlet tarafından onaylanmasından sonra, 11 Temmuz 2002 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş ve mahkeme faaliyetine başlamıştır.
Sözleşme kapsamındaki suçların yargılanmasında asıl yetkili mahkemeler sözleşmeye taraf olan devletlerin mahkemeleridir. Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) yetkisi ikincil ve tamamlayıcıdır. Failin UCM’de yargılanabilmesi için gerekli önkoşul fail olduğu iddia edilen kişinin sözleşmeye taraf bir devletin vatandaşı olması veya iddia edilen suçun sözleşmeye taraf bir devletin topraklarında işlenmesidir. Sözleşmeye göre mahkemenin yetkisinde olan ve sözleşme kapsamında olan suçlar uluslararası toplumu ilgilendiren en ciddi suçlarla sınırlandırılmıştır. Bunlar soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları, saldırganlık suçudur. Sözleşmeye göre silahlı çatışma hukukunun herhangi ciddi bir ihlali bir savaş suçu teşkil edecektir. Silahlı çatışma hukukunun her ihlali cezalandırılabilir bir eylem teşkil etmeyecektir. Örnek olarak 3. nolu Cenevre Sözleşmesinin 28. maddesinde . esir için kantin ve tarife asla yerel piyasa fiyatlarını aşmayacaktır. düzenlemesi vardır. Bu durum savaş suçu olarak kabul edilmeyecektir. Cenevre Sözleşmelerinin ağır ihlalleri, uluslararası veya uluslararası olmayan bir silahlı çatışmada geçerli olan yasa ve geleneklerin diğer ciddi ihlalleri, Cenevre Sözleşmelerinin ortak 3. maddesinde yer alan ciddi ihlaller savaş suçları oluşturabilecektir.
3.Savaş Suçu Oluşturabilecek Eylemler
a.Nuremberg Mahkemesi Sözleşmesinde Belirlenen Suçlar
Savaş suçlarının kapsamını, hangi tür eylemlerin savaş suçu olarak kabul edileceğini belirlerken konuyu tarihi süreç içerisinde incelemekte fayda vardır.
Londra anlaşması olarak adlandırılan 8 Ağustos 1945 tarihli uluslararası “Askeri Nuremberg Mahkemesi’nin Kuruluş Anlaşmasının” 6. maddesinde mahkemenin yargılama yetkisinin sınırlarını çizilmiş ve mahkemenin yargılama yetkisi kapsamındaki suçlar “barışa karşı suçlar”, “savaş suçları” ve “insanlığa karşı suçlar” olarak ayrılmıştır. Anlaşmaya göre bu suçları işleyen gerçek kişilerin şahsi sorumluluğu doğacaktır.
(1) “Barışa Karşı Suçlar”; saldırganca savaş planlama, hazırlık, başlatma veya yürütme veya uluslararası antlaşmaları veya güvenceleri ihlal eden bir savaş veya yukarıdakilerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi için ortak bir plan veya komplo içinde yer alma olarak tanımlanmıştır.
(2) “Savaş Suçları”; savaşın yasalarına veya geleneklerine aykırı hareketler ile bunlarla sınırlı olmamak üzere, işgal altındaki topraklardaki sivil nüfusun öldürülmesi, kötü muamele veya köleliğe zorlanması, sürülmesi, savaş esiri veya yaralıların öldürülmesi veya kötü muameleye tabi tutulması, rehinelerin öldürülmesi, kamu veya özel mülkün yağmalanması, şehirlerin, kasabaların veya köylerin keyfi olarak yok edilmesi veya askeri zorunlulukla meşrulaştırılmayan tahribatı içeren eylemlerdir.
(3) İnsanlık Suçları; savaştan önce veya sırasında herhangi bir sivil nüfusa karşı işlenen cinayet, soykırım, köleleştirme, sürgün ve diğer insanlık dışı eylemler; veya mahkemenin yargı yetkisine giren herhangi bir suçun işlenmesi veya bununla bağlantılı olarak siyasi, ırksal veya dini nedenlerle yapılan zulümler insanlık suçlarını oluşturmaktadır.
b.Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi Kapsamında Suçlar
Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi , Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli ve 260 A (III) sayılı kararıyla kabul edilmiştir. 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye, Sözleşme’ye katılma yoluyla taraf olmuştur. 23 Mart 1950 tarih ve 5630 sayılı Onay Kanunu ve resmi Türkçe çeviri, 29 Mart 1950 tarih ve 7469 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Sözleşme, Türkiye bakımından 31 Temmuz 1951 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşme kapsamında ulusal, etnik, ırksal veya dini grupların üyelerini öldürmek, ulusal etnik, ırksal ve dini grup üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek, grubun tamamen veya kısmen fiziksel yıkımına yol açacağı hesaplanan yaşam koşullarını kasıtlı olarak uygulamak, grup içinde doğumu önlemeye yönelik tedbirler almak ve grubun çocuklarını zorla başka bir gruba nakletmek suçtur. Bu sözleşmeye taraf olan devletler sözleşme hükümlerinin tatbik edilmesini sağlamak üzere, kendi anayasalarına uygun olarak gereken değişikliği yapmayı tedbirleri almayı ve mezkur fiilleri işlemekten suçlu şahıslara tatbik olunacak ceza yaptırımlarını uygulamayı taahhüt etmişlerdir.
c.Cenevre Sözleşmeleri ve İlave Protokollerinde Belirlenen Suçlar
12 Ocak 1949 tarihinde yürürlüğe giren ve hemen hemen bütün devletlerin taraf olduğu toplam dört adet Cenevre sözleşmesinin değişik maddelerinde ve iki adet ilave protokollerinde savaş suçu oluşturabilecek eylemler tanımlanmıştır. Birinci Cenevre Sözleşmesi (GCI) “Harp Hâlindeki Silahlı Kuvvetlerin Hasta Ve Yaralılarının Vaziyetlerinin Islahına İlişkin Sözleşme”, İkinci Cenevre Sözleşmesi (GCII) “Silahlı Kuvvetlerin Denizdeki Hasta, Yaralı Ve Kazazedelerinin Vaziyetlerinin Islahına İlişkin Sözleşme”, Üçüncü Cenevre Sözleşmesi (GCIII), “Harp Esirlerine Yapılacak Muameleye İlişkin Sözleşme”, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi (GCIV), “Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Sözleşme” den oluşmaktadır. Silahlı çatışma hukukunun ağır ihlallerini (grave breaches) oluşturan suç oluşturabilecek eylemler; GCI madde 50, ” Madde 50, GC II Madde 51, GC III Madde 130, , GC IV Madde 147 ve Madde 85’te açıklanmıştır. Bunlar kısaca herhangi bir askeri gereklilik olmaksızın hukuka aykırı ve kasıtlı olarak gerçekleştirilen malların imhası veya el konulması, sivil yaşam ve sivil nesneler üzerinde olumsuz etkileri olacağını bilerek ayrım gözetmeksizin bir saldırı başlatmak, tehlikeli maddeler içeren iş yerlerine veya tesislere saldırı başlatmak, savunulmayan bölgelere, silahsızlandırılmış bölgelere ve etkisiz hale getirilmiş bölgelere yönelik saldırılar başlatmak, savunmasız kişilere karşı saldırı düzenlemek, savaş esirlerinin ve sivillerin ülkelerine geri gönderilmesinde haksız gecikme ve diğer insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele uygulamaları gerçekleştirmek, kültürel varlıkların ve ibadet yerlerinin kapsamlı tahribatı, adil ve düzenli yargılamanın önlenmesi, tanınmış koruyucu işaretlerin haince kullanımı yasaklanmış silahların kullanımı silahlı çatışma hukukunun ağır ihlalleri içerisindedir.
Cenevre sözleşmeleri taraf devletlere de bazı yükümlülükler getirmektedir. Bunlar, etkili cezai yaptırımlar sağlamak için mevzuat çıkarmak, failleri arayıp bulmak, failin, mağdurun vatandaşlığına veya eylemin gerçekleştiği yerin hangi ülke toprağında olduğuna bakılmaksızın ağır ihlaller işlediği veya işlenmesini emrettiği iddia edilen herhangi bir kişiyi yargılamak veya iade etmek yükümlülükleridir.
4.Savaş Suçlarında Devletlerin Sorumluluğu
BM Genel Kurul Kararlarına göre Savaş suçları, nerede işlenirse işlensin, soruşturmaya tabi tutulacak ve bu tür suçları işlediğine dair aleyhine kanıt bulunan kişiler takip, tutuklama, yargılama ve suçlu bulunursa cezaya tabi tutulacaktır. Devletler, savaş suçlarının durdurulması ve önlenmesi amacıyla birbirleriyle ikili ve çok taraflı olarak işbirliği yapacaklar ve bu kişi için gerekli ulusal ve uluslararası önlemleri alacaklardır. Devletler bu suçları işlediğinden şüphelenilen kişilerin tespit edilmesinde, tutuklanmasında ve yargı önüne çıkarılmasında ve suçlu bulunurlarsa cezalandırılmasında birbirlerine yardım edeceklerdir. Devletler, hakkında savaş suçu işlediğinin düşünülmesi için ciddi nedenler bulunan bir kişiye sığınma hakkı vermeyeceklerdir.
5.Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) Yargılama Yetkisi ve Savaş Suçlarında Gerçek Kişilerin Sorumluluğu
UCM’nin suçlar bakımından (ratione materiae) yetkisinin kapsamında, yukarıda belirtildiği gibi, soykırım suçu, insanlığa karşı suç, dar anlamda savaş suçu ve saldırı suçu yer almaktadır (md. 5/1).
UCM Statüsü Kapsamında ceza sorumluluğu bireysel olup, gerçek kişiler, kendilerinin işlediği savaş suçlarından veya başkalarının işlemelerine emir verdiği veya yardım ettikleri savaş suçlarından sorumludur. (Madde 25, ICC Roma Statüsü) Kişi suçu tek başına veya başkalarıyla birlikte işlerse veya İşlenen veya teşebbüs edilen bir suçu emreden, talep eden veya teşvik eden kişi ise savaş suçundan sorumludur. Bir savaş suçunun işlenmesine yardım edenler, yataklık edenler veya suçun işlenmesi için gerekli araçları sağlayanlar veya ortak bir amaçla hareket eden bir grup insan tarafından suçun işlenmesine veya işlenmesine teşebbüs edilmesine katkıda bulunanlar sorumludurlar. Herkes, silahlı çatışma hukukunun açıkça ihlal edilmesine yönelik bir emri reddetme hakkına sahiptir.
Soruşturma sözleşmeye taraf bir devlet veya Güvenlik Konseyi tarafından sevk ile savcı tarafından başlatılır. Soruşturma başlamadan önce Ön Yargılama Dairesinin onayı gereklidir. Bir suçun, bir hükümetin veya bir amirin emri uyarınca bir kişi tarafından işlenmiş olması, ister askeri ister sivil olsun, o kişiyi cezai sorumluluktan kurtarmaz. Bir komutan, etkin komuta ve kontrolü altındaki kuvvetler tarafından işlenen suçlardan cezai olarak sorumludur. Komutanlar, o sırada böyle bir ihlalde bulunduğunu veya bulunacağını biliyorlarsa veya o zamanki koşullarda sonuca varmalarını sağlayacak bilgiye sahiplerse ve ihlali önlemek veya bastırmak için ellerinden gelen tüm önlemleri almamışlarsa Cezai veya disiplin sorumluluğu doğacaktır. Bir komutan, etkin komuta ve kontrolü altındaki kuvvetler tarafından suçlar işlediğini veya işlemeye başlamak üzere olduklarını biliyor ise ve suç işlenmesini önlemek veya bastırmak için gerekli ve makul tüm önlemleri almadı veya konuyu soruşturma ve kovuşturma için yetkili makamlara sunmadı ise işlenen suçlardan cezai olarak sorumludur. Personel subayları, komuta sorumluluğuna sahip olmasalar bile, üst karargâhta görev yapıyorlarsa, ast düzeyde mevcut veya beklenen savaş suçlarının farkına varırlarsa ve konuyu komutana veya diğer uygun otoriteye soruşturma için bildirmezlerse cezai sorumludurlar. Savaş suçlarından bir kişinin cezalandırılabilmesi için kasten hareket etmiş olması gerekmektedir. Kişi olayda meydana gelen sonuç ile ilgili olarak beklenen sonucu meydana getirmeyi amaçlıyorsa veya bunun olayların olağan akışı içinde meydana geleceğini biliyorsa veya davranışlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş ise kasten hareket etmiş kabul edilecektir.
Roma Statüsü’nün 12. maddesi, devletlerce iki yolla Mahkeme’nin yargı yetkisinin kabul edilebileceğini öngörmektedir. Bunlardan ilk yöntem sözleşmeye taraf olmaktır. İkinci yöntem ise statüye taraf olmadan Mahkeme’ye bir bildirim yaparak belirli bir suç için Mahkeme’nin yargı yetkisinin kabul edildiğini açıklayarak (md. 12/2-3), yargılama yetkisini kabul etmektir. Ayrıca bir devlet Statü’ye taraf olmadan da bir devletin siyasal ve yönetsel yetkililerinin, askerlerinin ve yurttaşlarının Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması olanağı vardır. Bu durumlar , Güvenlik Konseyi’nin BM Anlaşması’nın VII. Bölümü çerçevesinde hareket ederek bir durumla ilgili suç faillerini Mahkemeye sevk etmesi ya da Statü’ye taraf olmayan bir devletin yetkililerinin ve yurttaşlarının Statü’ye taraf bir devlet ülkesinde anılan suçları işlemesi ve bu sonuncu devletin bu durumla ilgili suç faillerini mahkemeye sevk etmesi durumlarıdır.
Av. Yalçın TORUN
Uyarı
Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Stj. Av Aysu HASANLI ve Av . Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.
