[vc_row][vc_column][vc_column_text]

Av. Yalçın TORUN


[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_tta_accordion c_icon=”” active_section=”” collapsible_all=”true” title=”TCK’DA KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KAPSAMINDA SUÇ OLUŞTURAN EYLEMLER”][vc_tta_section title=”GENEL OLARAK” tab_id=”1633439768990-3bf27fce-e49e”][vc_column_text]

»Günümüzde  kişisel veriler devlete ait kamu kurum ve kuruluşları ile  özel sektörde gerçek ve tüzel kişiler tarafından dijital ve analog ortamlarda işlenmektedir. Kişisel verilerin kişinin özel hayatı, mahremiyeti ve kişilik hakları ile yakın ilişkisi, devletin temel hak ve özgürlükleri koruma yükümlülüğü, hukuka uygun olmayan   yöntemlerle verilerin işlenmesi ve kişisel verilerin korunması hakkının ihlaline yönelik  eylemlerin  kanunlarda  suç olarak düzenlenmesini zorunlu hale getirmiştir. İsviçre, Avusturya, Almanya ve Hollanda gibi bazı ülkeler ceza hükümlerini özel yasalarında düzenlemiş, Fransa gibi diğer bazı ülkeler ise bu hükümleri ceza kanunlarına almışlardır. Türkiye  suç oluşturan eylemleri Türk Ceza Kanunu içerisine almış,  kabahat oluşturan eylemleri başta Kişisel Verilerin Korunması Kanunu,  İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu  Yayınlar Yoluyla  İşlenen Suçlarla  Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile  Elektronik Haberleşme Kanunu ve ilgili diğer kanunlarda düzenlemiştir. Kişisel Verilerin Korunması  Kanununun,    17/2 maddesinde yapılan   düzenlemeyle  kanunun 7. maddesinde belirttiği şekilde kişisel verileri silmeyen veya anonim hale getirmeyenlerin TCK 138. maddeye göre cezalandırılacağı belirterek TCK’na atıfta bulunulmuştur.

»Türk Ceza Kanununda kişisel verilerin korunmasına ilişkin  suç oluşturan normlar  incelendiğinde  bazı suç türlerinin doğrudan kişisel verilerin korunmasını  sağladığı, bazı suç türlerinin ise dolaylı olarak kişisel verilerin korunmasını sağladığı görülmektedir. “Kişisel verilerin kaydedilmesi” suçu ,  “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu,  “verileri yok etmeme” suçu doğrudan kişisel verilerin korunmasını sağlarken, “haberleşmenin gizliliğini ihlal” suçu, “kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” suçu, “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçu, “ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” suçu, “göreve ilişkin sırların açıklanması” suçu ile “bilişim sistemine girme”“sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” suçlarının  dolaylı olarak kişisel verilerin korunmasını  sağladığı görülmektedir.   Doğrudan kişisel verilerin korunmasını sağlayan suçların TCK’nın ikinci kısımda    “kişilere karşı işlenen suçlar” başlığı altında , “özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar” başlıklı  dokuzuncu bölümde  düzenlendiği  görülmektedir. Bu bölüm içerisinde ayrıca kişisel verilerin korunmasını dolaylı olarak sağlayan “haberleşmenin gizliliğini ihlal” suçu, “kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” suçu, “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçları da yer almaktadır.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”A-Kişisel Verilerin Kaydedilmesi Suçu” tab_id=”1633439769644-17a7769c-d51f”][vc_column_text]

“Türk Ceza Kanunu

Kişisel verilerin kaydedilmesi

Madde 135– (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.(2)  Kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda birinci fıkra uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

»Maddenin düzenlemesine bakıldığında suç ile korunan değerin ne olduğu sorusu akla gelmektedir.  Bu soruya verilecek cevap aynı zamanda kişisel verilerin korunması hakkının temelini de oluşturacaktır. Bu soruya  vereceğimiz cevap, insanın kendine ait özerk ve özgür bir alan yaratarak  kendini gerçekleştirme ve geliştirme olanağını da içerisinde barındıran insan onurudur.  Bu olanağın kullanılması insanı değerli kılar, insanı bir araç olmaktan çıkarıp bir amaç olarak görmemize imkan  sağlar.  İnsan  kendisine sağlanan özgür ve özerk bir alan içerisinde  diğer bir ifadeyle mahrem ve özel hayatı içerisinde  kendini geliştirme ve gerçekleştirme olanağına ulaşır.

»Madde metnine bakıldığında suçun konusunun kişisel veriler olduğu,  ancak madde metninde kişisel verilerin tanımının yapılmadığı görülmektedir. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu  07.04.2016 yılında yürürlüğe girmeden önce Kişisel Verilerin TCK’da tanımının yapılmamış olmasının  sıkıntı yaratacağı,  suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği tanımının yapılması gerektiği , kişisel verilerin   ne olduğunun  açıkça ve belirgin şekilde ortaya konması gerektiği    ifade edilmiştir. Aksi yönde  ise  kişisel veri kavramının içeriğinin öğreti ve uygulama da belirlenmesi gerektiği de ifade edilmiştir.  Yargıtay Ceza Genel Kurulu  kişisel verilerin neler olduğuna dair kanunun çıkarılmaması ve TCK’ndaki 135 ve 136. maddelerindeki hukuka aykırılığın hangi hallerde oluştuğuna ilişkin başvurulabilecek kapsayıcı bir kaynak ya da norm olmaması nedeniyle bu iki maddeyi  eksik norm  olarak kabul etmiştir. Aynı tarihli kararında  Yargıtay  “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” Meclisten geçtiğinde bu ‘çerçeve düzenlemenin ‘ tamamlanmış olacağını, kişisel verilerin tamamının da ceza normları ile korunması gerektiği düşünülmemesi gerektiğini  belirtmiştir. Yargıtay’a göre kişisel verilerin tasnifin esasını genel yaşam mahremiyetinden hareketle özel hayatın gizli alanını korumayı amaçlayan ve sağlayan bilgiler olarak anlamak gerekecektir. Yargıtay bu kapsamda kişisel verileri özetle yaşam şekline ilişkin kişisel veriler, ekonomik ve finansal kişisel veriler, bilişim alanına ilişkin kişisel veriler,  sağlıkla ilgili kişisel veriler, politik kişisel veriler olarak tasnif etmiştir. (1)

»KVK Kanunu yürürlüğe girmeden önce  Anayasa Mahkemesi de kişisel verileri “kişisel veri kavramı, belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla, bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade etmektedir” şeklinde tanımlamaktadır. KVK Kanunu  yürürlüğe girdikten sonra kişisel veri kanunun 3. maddesinde “kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi”, şeklinde tanımlanmıştır. (2)

»Kişisel verilerin korunması konusunda Türk Medeni Kanununda mevcut bulunan kişilik haklarının korunmasına yönelik düzenlemeler ile  AİHS’nin 8. maddesinde  mevcut bulunan  özel hayatın korunmasına ilişkin  düzenlemeler yetersiz kalmış,   özellikle gelişen telekomünikasyon araçlarıyla gerçekleştirilen ülkeler arasındaki hızlı sınır ötesi bilgi akışı karşısında, Avrupa Konseyince hazırlanarak 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açılan “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulmasına Yönelik Bireylerin Korunmasına ilişkin 108 sayılı Sözleşmeyi”  Konsey üyeleriyle birlikte Türkiye’de  imzalamış ve 30.01.2016 tarihinde de onaylamıştır. 108  Nolu Sözleşme’nin    2. maddesinde  “kişisel veriler,  kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişi (“ilgili kişi”) hakkındaki tüm bilgileri ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca 108 nolu sözleşme usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası bir sözleşme olduğu ve iç hukukumuzun bir parçası olduğu da dikkate alınmalıdır. TCK 135. Madde gerekçesinde  bahse konu düzenlemelerin 108 nolu sözleşmenin yükümlülüklerini  yerine getirmek için  gerçekleştirildiği açıkça belirtilmektedir.

»Maddenin 2. fıkrasında, kaydedilen  kişisel verinin, kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda ceza arttırılacaktır.  Kişisel Verilerin Korunması  Kanununun 6. Maddesinde Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkumiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verilerinin  özel nitelikli kişisel veriler kapsamında olduğu ifade edilmiştir.  Kaydedildiğinde cezaların artırılması öngörülen kişisel verilerin KVK Kanununda belirtilen özel nitelikli kişisel veriler olduğu görülmektedir. 108 nolu sözleşmenin özel veri kategorileri başlıklı 6. maddesinde iç hukukta uygun güvenceler sağlanmadıkça, ırksal kökeni, siyasi düşünceleri, dini veya diğer inançları ortaya koyan kişisel veriler ile sağlık veya cinsel hayatla ilgili kişisel veriler ile ceza mahkumiyeti ile ilgili kişisel verilerin   otomatik işleme tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, bu verilerinde  özel veri kategorisinde olduğu ifade edilmektedir.

»Ceza hukuku açısından  kişisel verinin yukarıda bahsedildiği gibi  geniş şekilde tanımlanması, ceza hukukunda bir suçun kapsamının bu kadar geniş olmasının, önceden öngörülemeyen olumsuz sonuçlar doğurabileceği gerekçesiyle eleştirilmiş; kişisel veri tanımının yapılmamasının, suçun konusunu oluşturan kişisel veri kavramının çok geniş yorumlanmasına ve suçta ve ceza kanunilik ilkesini ihlal edecek uygulamaların ortaya çıkmasına sebebiyet verebileceği, bu nedenle maddedeki suçun konusunu oluşturabilecek kişisel verilerin sadece kişinin özel hayatını ilgilendiren, kişinin başkalarının bilmesini istemediği kişisel bilgiler olması gerektiği öne sürülmüştür.(3)

»Kanaatimizce kişisel verilerin tanımının  108 nolu sözleşmede ve KVK Kanununda aynı şekilde yapıldığı dikkate alındığında, kişisel verileri kanunda ve sözleşmede yapılan tanımı göz ardı ederek özel hayatın gizli alanını korumayı amaçlayan ve sağlayan bilgiler olarak  sınırlamak,  kişisel veri kavramını belirsizleştirecek, hakime geniş bir takdir yetkisi bırakacak, mağdurun rızasının önemini zayıflatacaktır.

»Suçun tipiklik unsuru gereği gerçek bir kişiye ait kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi gerekmektedir.  Kaydetmek verileri kağıt vb. şeylerin üzerine yazmak, çizmek ve işaretlemek  suretiyle olabileceği gibi, dijital ortama kaydetmek şeklinde de olabilecektir. Bu kapsamda kişisel verilerin  ezberlenerek hafızaya alınmasında kişisel verilerin kaydedilmesi suçu oluşmayacaktır. Kayıt işlemi kamera bilgisayar ses kayıt cihazı kalem vb. araçlarla da yapılabilecektir. Kaydetme eylemi icrai bir hareket olup, ihmali bir hareketle bu suç işlenemeyecektir.  İkinci fıkradaki özel nitelikli kişisel verilerin  kaydedilmesinde  sadece  sınırlı sayıda maddede belirtilen özel nitelikli kişisel veriler kaydedildiğinde   suç 2. Fıkra kapsamına girecektir. Suçun oluşması için kayıt yeterli olup,  verilerin kayıt dışında işlenmesine gerek yoktur. Ayrıca kayıt edilerek bir fayda sağlanmasına veya zarar verilmesine gerek olmayıp, bu suç tehlike suçudur.   Eylemin sadece kayıt ile sınırlandırılması  bu suçun eksik düzenlendiğini göstermektedir. Zira işleme eyleminin içerisine sadece kayıt girmemekte, toplama  vb eylemlerde bu düzenleme içerisine alınması gerekirken alınmamıştır. (4)

»Bu suçun faili herhangi bir kişi olabilecektir. Mağduru ise gerçek kişi olmalıdır.   Zira kişisel verilerin tanımlamasında ilgili kişiyi veya diğer bir ifadeyle kişisel veri sahibini kanun gerçek kişi olarak tanımlamıştır.  İnsan haklarının taşıyıcıları gerçek kişiler olduğuna göre, kişisel verilerin taşıyıcıları veya ilgili kişilerde insan türünün her bir bireyi yani gerçek kişilerdir.

»Bu suçun faili herhangi bir kişi olabilecektir. Mağduru ise gerçek kişi olmalıdır.   Zira kişisel verilerin tanımlamasında ilgili kişiyi veya diğer bir ifadeyle kişisel veri sahibini kanun gerçek kişi olarak tanımlamıştır.  İnsan haklarının taşıyıcıları gerçek kişiler olduğuna göre, kişisel verilerin taşıyıcıları veya ilgili kişilerde insan türünün her bir bireyi yani gerçek kişilerdir.

»Suç manevi unsur açısından kastla işlenebilecek bir suçtur. Suç taksirle işlenmeyeceğinden taksirle gerçekleşen kayıttan fail sorumlu olmayacaktır. Yargıtay Aydın Devlet Hastanesinde Birim Bilgi İşlem Bilgisayar Şirketine bağlı olarak bilgisayar operatörü göreviyle Nöroloji Yoğun Bakım Servisinde çalışan sanığın, hastane veri sistemine giriş yapıp, katılanın 27.04.2004-06.09.2004 tarihleri arasında Aydın Devlet Hastanesi Psikiyatri Polikliniğine başvuruda bulunduğuna ilişkin bilgileri kaydederek, elde ettiği katılanın kimlik bilgileri, hangi polikliniğe başvurduğu, muayene olacağı hekim ismi ve sıra numarasını gösteren 8 adet hastahane müracaat belge örneklerini, katılana hakaret ettiği iddiasıyla görülmekte olan davanın 17.09.2007 tarihli oturumunda, iddiasına ispat olarak sunması şeklinde gelişen olayda sanığın beraatina karar verilmesini hukuka uygun bulmuştur. (5)

»Suçun bir diğer unsuru hukuka aykırılıktır. Kaydetme eylemi hukuka aykırı şekilde gerçekleşmiş olmalıdır.  Başka bir hukuk kuralı kaydetme eylemine izin verdiği takdirde suç oluşmayacaktır. TCK’da düzenlenen  kanun hükmünü ve amirin emrini yerine getirme, meşru savunma, zorunluluk hali, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası durumunda TCK’daki hukuka uygunluk sebepleri gerçekleşeceğinden ceza verilmeyecektir.  Rızanın varlığı ceza hukuku anlamında şekle bağlı değildir. Rızanın geçerli olması için kişinin rızaya ehil olması,  kişinin üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabileceği bir hakkının olması, rıza beyanında bulunulması gerekmektedir. Kişisel veriler kanunun verdiği yetkiyle bazı bakanlık personelince görevleri gereği  ilgili kişinin rızası alınmaksızın kaydedildiğinde suç oluşmayacaktır. Örneğin İçişleri Bakanlığı nüfus müdürlükleri ve Adalet Bakanlığı Adli Sicil Müdürlüklerince tutulan kayıtlar böyledir.   Kayıt işleminin suç oluşturmaması için kanunda bir düzenleme olması gerekmektedir. Önemli diğer bir husus kanunun  verdiği yetkiye dayanılarak kayıt dışında kaydında usulüne uygun tarzda yapılması gerekmektedir.  Örneğin CMK  132,133 VE 134. Maddeler kapsamında yapılacak işlemlerde ilgili madde kapsamında öngörülen usule uyulması gerekmektedir.  TCK dışında bir sözleşmenin ifası için gerekli olduğu durumlarda  kişisel verilerin kaydedilmesi suç oluşturmayacaktır. Mal teslimi için adres bilgisinin paylaşımı, ödeme için hesap bilgisinin paylaşımı sözleşmenin ifası için gerekli olup, çoğu zaman bu konuda sözleşmenin taraflarının rızası da mevcut bulunmaktadır. Sözleşmeler  genel rıza beyanı içerdiklerinden  kişisel verilerin işlenmesi açısından  rızanın ayrı değerlendirilmesinde yarar vardır.  İlgilinin rızası mevcut değilken de ilgili kişinin veya başkasının hayatını veya beden bütünlüğünü korumak için  kişisel verilerin kaydı durumunda suç oluşmayacaktır. Örneğin kaçırılan kişinin lokasyon bilgilerinin telefon sinyali aracılığıyla kaydedilmesi halinde durum böyledir.  İş hukuku  ve sosyal güvenlik hukuku kapsamında işçinin özlük dosyalarının tutulması için, işçinin kişisel verilerinin kayıt altına alınmasını zorunlu hale gelmektedir. Bu durumda işveren açısından hukuki yükümlülüğü yerine getirilmesi  açısından hukuka uygunluk sebebi gerçekleşmektedir.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”B-Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme Suçu” tab_id=”1633440332703-ca6c98c3-1a2d”][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme

Madde 136– (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek:17/10/2019-7188/17 md.) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.

»Kısaca bu düzenleme ile kişisel verilerin işlenmesi kapsamına giren,  kişisel verilerin ele geçirilmesi, başkasına verilmesi, veya yayılması eylemelerinin hukuka aykırı şekilde gerçekleşmesi durumunda bu suç oluşacaktır.  Diğer bir ifadeyle kişisel verilerin  işlenmesi kapsamındaki sınırlı sayıda eylem  bu madde ile hukuka aykırı gerçekleştirilmesi durumunda suç olarak düzenlenmiştir. Kişisel verilen CMK 236. maddesinin  beş ve altıncı fıkralarında belirtilen, cinsel istismara uğrayan suç mağduru çocukların soruşturma  beyan ve görüntüleri ile cinsel istismar suçu mağdurlarının  beyan ve görüntülerinin ele geçirilmesi, başkasına verilmesi ve yayılması  durumunda  verilecek ceza bir kat artırılacaktır.

»Madde metni ile başlığı arasında uyumsuzluk göze çarpmaktadır. Her şeyden önce madde metninde kişisel verilerden bahsedilmekteyken, başlıkta  “kişisel veri” yerine sadece “veri “ sözcüğü kullanılmış, madde içerisinde verilerin yayılması da suç olarak düzenlenmişken madde başlığında yayma eylemi düzenlenmemiştir .(6)

»Bu suçta korunan değer ise  TCK 135. de düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi suçu  ile  aynı hukuki değerdir.   Bu suçta korunan  değer, insanın kendine ait özerk ve özgür bir alan yaratarak  kendini gerçekleştirme ve geliştirme olanağını da içerisinde barındıran  özel hayatının  korunması ve bu kapsamda insan onurunun korunmasıdır. İnsanın özel hayatına saygı gösterilerek ,  insan özerk bir alan yaratılması, kişinin kendini gerçekleştirmesine olanak sağlanması ve insanın bir araç olarak görülmesinin engellenmesi insanın onurunun korunmasını sağlar.

»Suçun konusu kişisel veriler olup, kişisel verilerin neler olabileceği hususu yukarıda açıklandığı için burada tekrar açıklanmayacaktır. Bahse konu suç seçimlik hareketlerden oluşan bir suçtur. Ele geçirme , başkasına verme veya yayma  eylemlerinden ister birisi ister birkaçı birden gerçekleşsin  tek bir suç oluşacaktır.  Vermek eylemi  iki    kişi  arasında gerçekleşen bir eylemdir.

»Yaymak eylemi ise bir çok kimseye duyurmaktır. Vermek ve yaymak eylemleri  kişisel verilerin aktarılmasını zorunlu kılmaktadır.  Yaymak kural olarak vermeyi de içine alabilmektedir.   Vermek ve yaymak eylemleri  kitle iletişim araçlarıyla yapılabileceği gibi  doğrudan bir araç kullanmadan da yapılabilecektir. Vermek ve yaymak eylemleri için kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmiş olmasına gerek yoktur. Hukuka uygun  olarak kişisel veriyi elinde bulunduranlar  hukuka aykırı şekilde kişisel verileri verirler veya yayarlarsa bu suç oluşacaktır.

»Kişisel verileri ele geçirmek eylemi,  başkasına ait kişisel verileri , elde etmek kendi tasarrufu altına almaktır. Ele geçirme fiziksel olarak ele geçirmek olabileceği gibi, internet üzerinden dijital ortamdan da ele geçirmeyi de içermektedir.  Verme, yayma ve ele geçirme eylemleri icrai nitelikte eylemlerdir. Verme, yayma  ve ele geçirme eylemleri hukuka aykırı şekilde gerçekleştiğinde suç tamamlanmış olacaktır. Zarar doğmasına gerek yoktur.

»Bahse konu suç genel kastla işlenebilecek bir suç olup, taksirle işlenemeyecektir. Kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde bilerek ve isteyerek, ele geçirilmesi, verilmesi ve yayılması durumunda suç oluşacaktır. Failin saiki önemli değildir.

»Suçun oluşabilmesi için ele geçirme verme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olması gerekmektedir.   Kişisel verilerin işlenmesi esasları 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda  belirlenmiştir. Kişisel verilerin ele geçirilmesi, verilmesi ve yayılması eylemleri kişisel verilerin işlenmesi kapsamında olup, bahse konu bu eylemlerin ne zaman hukuka aykırı olacağı hususu Kişisel Verilerin Korunması  Kanununda düzenlenmiştir. KVK Kanunun 5. maddesinde kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası ile işlenebileceği düzenlenmiştir. Açık rıza olmaksızın kişisel verilerin işlenebileceği durumlar ise aynı madde içerisinde sayma yöntemiyle belirlenmiştir.    Rıza açık bir rıza olmalıdır. Açık rıza ile ilgili kişinin kişisel verileri elde edilmeden  önce,    veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği, kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği, işlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği, kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi, ilgili kişinin  diğer hakları, konusunda bilgi vermekle yükümlüdür. Bahse konu aydınlatma yapıldıktan sonra   açık rıza alınacak, sonrasında kişisel veri elde edilecek ve  aydınlatma  kapsamında belirtildiği sınırlarda  kişisel veri işlenebilecektir.

»KVK Kanununda açık rıza olmadığı zaman kişisel verilerin işlenebileceği durumlar Kanunun 5. Maddesinde belirlenmiştir.  Bu durumlar kanunlarda kişisel verilerin  açıkça işlenebileceğinin öngörülmesi, fiili imkansızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması,  bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması, veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması, ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması ve  ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması durumlarıdır.  Bu durumların dışında da TCK’da   bütün suçlar için geçerli olan ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan nedenler   düzenlemeler mevcuttur. TCK’da mevcut bulunan bu düzenlemeler ise  kanunun hükmü veya amirin emri (TCK 24), meşru savunma ve zaruret hali (TCK 25) , hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası (TCK26)   olarak düzenlenen  ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran sebepler bu suç içinde uygulanacaktır.

»Açık rıza olmadan kişisel verilerin  ele geçirilebileceği, başkalarına verilebileceği ve yayınlanabileceği durumların başında  kanun hükmünün yerine getirilmesi veya kanunlarda bu hususun açıkça yazılmış olması durumudur.  KVK Kanunun 5. Maddesinde düzenlenen  fiili imkansızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması durumunda  açık rıza olmaksızın kişisel verilerin ele geçirilebilmesine, başkalarına verilmesine ve yayınlanmasına olanak sağlayan düzenleme TCK 25. maddesinde düzenlenen zorunluluk hali ile örtüşmektedir.  Suç teşebbüse elverişli bir suçtur. Ayrıca bu suça iştirakin her türlüsü mümkündür.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”C-Kişisel Verilerin Kaydedilmesi, Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Verilmesi veya Ele Geçirilmesi Suçlarına Yönelik Nitelikli Haller” tab_id=”1633441132915-bafa48d8-9d34″][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Nitelikli haller

Madde 137- (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların; a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle, b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, İşlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

»TCK 137. maddesinde suçun nitelikli hali düzenlenmiştir. Suçun kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle veya belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi durumunda  nitelikli hal oluşmayacak, görevin verdiği yetki kötüye kullanılarak   suçun işlenmesi, diğer bir ifadeyle kamu görevlisinin yetkisi olduğu bir konuyla ilgili olarak bahse konu suçu işlemiş olması gerekecektir. Kamu görevlisi TCK 6. maddesinde “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi,” olarak tanımlanmıştır.  Bu haliyle bahse konu suçun nitelikli hali TCK 257. Maddesinde düzenlenen görevin kötüye kullanılması suçunun özel olarak düzenlenmiş şeklidir.  Diğer bir nitelikli hal ise suçun  bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak  işlenmiş olması halidir. Örneğin serbest olarak çalışan bir doktorun  hastasının kişisel  verilerini vermesi, bilgisayar tamircisinin  kişisel verileri ele geçirip başkalarıyla paylaşması örnek olarak gösterilebilir.  Yukarıda saydığımız nitelikli hal TCK 135. Maddesinde düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi suçu için de geçerlidir.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”Ç-Verileri Yok Etmeme Suçu” tab_id=”1633441317858-98deb288-0bd7″][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Verileri yok etmeme

Madde 138– (1) Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir.(5) (2) (Ek: 21/2/2014-6526/5 md.) Suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ortadan kaldırılması veya yok edilmesi gereken veri olması hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.

»Kişisel Verileri Yok Etmeme suçu TCK  138. Maddesinde “verileri yok etmeme “ başlığı altında “Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası verilir. Suçun konusunun Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ortadan kaldırılması veya yok edilmesi gereken veri olması halinde verilecek ceza bir kat artırılır.” şeklinde  düzenlenmiştir.

»Kişisel veriler hukuka uygun olarak toplansalar dahi, bu husus onların süresiz depolanabilecekleri veya muhafaza edilecekleri anlamına gelmemektedir.  Kişisel verileri süresiz işleneyemeceklerdir. Başlangıçta alınan rıza veya diğer hukuka uygunluk sebepleriyle işlenen kişisel veriler, süresiz  depolanamayacaklardır. TCK 138. maddesinin gerekçesinde hukuka uygun olarak kaydedilmiş olan kişisel verilerin kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına rağmen yok edilmemesi, bağımsız bir suç olarak tanımlanmış olduğu ifade edilmiştir.

»KVK Kanunun 7. maddesinde KVK Kanunun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde kişisel veriler resen veya ilgili kişinin talebi üzerine veri sorumlusu tarafından silineceği, yok edileceği veya anonim hale getirileceği,  kişisel verilerin silinmesine, yok edilmesine veya anonim hale getirilmesine ilişkin usul ve esasların yönetmelikte düzenleneceği  belirtilmiştir. Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi Veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik 28.10.2017 tarihinde  çıkarılmıştır. KVK Kanununun 17. maddesinde  ise Kanunun 7 nci maddesi hükmüne aykırı olarak; kişisel verileri silmeyen veya anonim hale getirmeyenler   hakkında 5237 sayılı Kanunun  138. maddesi uygulanacaktır.

»TCK 138. Maddesinde süreleri geçmiş olan kişisel verilerin yok edilmemesi suç olarak düzenlenmiştir. Yok etme yerine  KVK Kanununda yok etmeye ilave olarak silme ve anonim hale getirilme  kavramları kullanılmış,  kanunun 17. Maddesinde ise yok etme yerine  kişisel verileri  silmeyen ve  anonim hale getirmeyenlerin  TCK 138’e göre cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Anonim hale getirme  KVK Kanununun 3. Maddesinde  verilerin, başka verilerle eşleştirilerek dahi hiçbir surette kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmesi olarak tanımlanmıştır. Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi Veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinde kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesi bahse konu yönetmelik açısından imha olarak tanımlanmıştır.

»TC Anayasasının 20. Maddesinde herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğu, bu hakkın  kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığı düzenlenmiştir. İlgili kişi kendisiyle ilgili kişisel verilerin silinmesini  talep edebilecektir. KVK Kanunu 11. Maddesinde de ilgili kişinin   kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme hakkına sahip olduğu  belirtilmiştir.

»Suçta korunan değer yukarıda  belirtilen diğer suçlarda olduğu gibi  kişinin kendine ait özerk ve özgür bir alan yaratarak  kendini gerçekleştirme ve geliştirme olanağını da içerisinde barındıran insan onurudur.  Bu suçta suçun faili olarak verileri yok etmekle yükümlü olan görevlilerdir.  Bu görevliler kamu görevlileri olabileceği gibi  kamu görevlisi olmayan diğer gerçek kişiler de olabilecektir.

»Suçun oluşması için başlangıçta hukuka uygun olarak işlenmiş veya işlenmekte olan kişisel verilerin, işlenmesini gerektiren hukuki sebep ortadan kalkınca veya ilgili kişinin talebi üzerine  kişisel veriyi yok etmekle, silmekle ve anonim   hale getirmekle yükümlü olan  gerçek kişinin  görevini yerine getirmemesi gerekmektedir. Kişisel verilerin yok edilmesi, kişisel verilerin hiç kimse tarafından hiçbir şekilde erişilemez, geri getirilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

»TCK kişisel verilerin ne kadar süre işleneceğine ve hangi usul kullanılarak yok edileceğine ilişkin bir düzenleme içermemektedir. Kişisel verilerin  ne kadar süre elde bulundurulacağına ilişkin sürelerin ilgili kanunlarda belirleneceğini düzenlemiştir.  Kanunlarda bir süre belirlenmediğinde veya sürenin yönetmelik veya idari işlemle belirlendiği durumlarda  veya böyle bir düzenleme bulunmadığı  zamanlarda suçun oluşup oluşmayacağı hususu önem kazanmaktadır.  Suç ihmali hareketle işlenebilecek bir  suçtur. İhmali hareketle oluşan suçlarda genel kabul gördüğü üzere teşebbüs mümkün değildir.  Mağduru kişisel verileri silinmeyerek  özel hayatının gizliliği ihlal edilen gerçek  kişidir. Suçun konusu yukarıda ayrıntıları açıklanan kişisel verilerdir. Kişisel verilerin bilişim sisteminde veya fiziksel bir dosyalama sistemi içerisinde tutulmasının suç açısından bir önemi yoktur. Suç taksirle işlenmeyecek bir suç olup, kanunda özel bir saik belirlenmediği için kasten işlenebilecek bir suçtur. Suça her türlü iştirak mümkündür. Suç şikayete bağlı bir suç değildir.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”D-Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu” tab_id=”1633443728662-e5e3d07c-b043″][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Haberleşmenin gizliliğini ihlal

Madde 132– (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 2/7/2012-6352/79 md.) İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

(4) (Mülga: 2/7/2012-6352/79 md.)

»Haberleşmenin Gizliliğinin İhlali Suçunun temeli Anayasamızın 20. maddesinde düzenlenen “özel hayatın gizliliği” hakkı ile 22. maddesinde düzenlenen  “haberleşme hürriyetine”  dayanmaktadır.  Anayasamızın 22. maddesinde “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.” düzenlemesi mevcuttur.

»Yargıtay’a göre “belirli veya belirlenebilir iki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmemeleri gerektiği yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, gizliliği sağlamaya özen gösterip, elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) ve ortak semboller (söz, yazı, işaret vb.) aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının; özel hayata ilişkin olsun ya da olmasın, başka kişi veya kişiler tarafından, özel bir çaba gösterilerek, doğrudan veya dolaylı şekilde (zarfı açılmadan ışığa tutulan mektupta olduğu gibi), okunmak veya dinlenmek suretiyle öğrenilmesi eylemi” 132/1-1 fıkrasında düzenlenen suçu oluşturacaktır. Yargıtayın  aynı kararında belirttiği üzere “başkalarının   haberleşme içeriklerinin kaydı, yani; yazı, ses, görüntü, özel işaretler gibi ortak sembollerin, başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; ses veya görüntünün, manyetik bant üzerine, yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, kopyasının alınması, elektronik iletinin taşınabilir belleğe veya CD’ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi eylemi “ ise 132/1-fıkra ikinci cümlesindeki ağırlaştırıcı nedeni oluşturacaktır.  “Başkalarının haberleşme içeriklerinin, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması eylemi” 132/2. fıkrasında düzenlenen suçu oluşturacaktır. Yargıtay  aynı kararın devamında  “kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa etmesi eyleminin 132/3. maddesinde  tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirileceğine” hükmetmiştir. (7)

»Madde metninde 4. fıkra olarak  mevcut bulunan “Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması halinde, ceza yarı oranında artırılır.” düzenlemesi  05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 79. maddesi ile  yürürlükten kaldırılmış bunun yerine  132/3. Fıkrasına “İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.” cümlesi  ilave edilmiştir.

»Haberleşme “iki kişi arasında, kişilerin başkalarıyla paylaşmaması sebebiyle özel olan, doğrudan doğruya değil, bir araç vasıtasıyla yapmış oldukları iletişim olarak tanımlanmaktadır (Sevük, 2007-2008: s. 168-169).”(8) Suçun oluşması için haberleşmenin telefon, telgraf,  elektronik posta, mektup vbg. hangi vasıtalarla yapıldığının önemi yoktur.  132/1ve 2. fıkralarında düzenlenen suçu  bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir. Kanun gerekçesinde de belirtildiği üzere haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlal edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlalinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması halinde, suçun bu nitelikli hali gerçekleşmektedir. Suçun hukuka aykırılık unsuru, maddi unsurun kanunların verdiği yetkiye dayanmadan gerçekleştirilmesidir; yetkili kişi tarafından kanunların verdiği yetki usul ve koşullarına uyularak ve kanunun izin verdiği halde kullanıldığında fiil suç oluşturmayacaktır. Bahse konu suç şikayete bağlı bir suçtur.

»TCK 132/2. fıkrada düzenlenen suç haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşacaktır. Burada üzerinde durulması ve önemle vurgulanması gereken husus  ifşanın hukuka aykırı olması gerekliliğidir. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması halinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması halinde, bu suç oluşacaktır.

»TCK 132/3. Fıkrasında düzenlenen suçun faili  haberleşmenin taraflarından birisidir. Kişinin kendisiyle yapılan   haberleşmelerin     içeriğini   diğer   tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmesi ile suç oluşacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması halinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması halinde, söz konusu suç oluşacaktır. Yargıtay  ifşanın gerçekleşmesi için  birden fazla kişi tarafından algılanabilme  imkanı bulunan aleni bir ortamda  paylaşılmasını ifşa olarak kabul etmektedir.  Yargıtay “Sanığın, şikayete konu haberleşme içeriklerini, tanık Önem’in elektronik posta adresine göndermekten ibaret eyleminde, tarafı olduğu haberleşme içeriğini, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda ifşa etmediğinden, TCK’nın 132/3. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurları somut olayda gerçekleşmediği,” şeklinde hüküm kurmuştur. (9)

»Yargıtay Ceza Genel Kurulunca, başka türlü delil elde edilemeyen durumlarda,    kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak  başkalarıyla yaptığı  haberleşmeyi kayıt altına almasının suç oluşturmayacağı ve yasal delil olarak kabul edileceğine ilişkin karar vermiştir. Kararda  “kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, katılan tarafından ibraz edilen ses kaydının sanıkların bilgisi ve rızası dışında yasal olmayan yollardan kaydedildiği gerekçesiyle, yasal delil olarak kabul edilmemiş ise de; kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı gibi ani gelişen durumlarda, karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur” şeklinde karar vermiştir.(10)

»Özellikle boşanma davalarında eşlerden birisinin diğerinin başkalarıyla yaptığı haberleşmeyi  kaydederek mahkemeye sunmasını  Yargıtay belirli şartlar altında suç olarak kabul etmemektedir. Bu konuda Yargıtay “haberleşme içeriğini kaydedip, bu kaydı içeren CD’yi, görülmekte olan dava dosyasına delil olarak vermesi biçimindeki eylemleri, TCK’nın 134/1-2. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal ve TCK’nın 132/3. maddesindeki haberleşmenin gizliliğini ihlal suçları kapsamında değerlendirilebilir ise de, görüşme ayrıntıları dökümünü üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, boşanma davasındaki iddiasını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.” şeklinde hüküm kurmuştur.

»Okunmak, dinlemek suretiyle ele geçirilen haberleşme içeriklerinin kişisel verileri içermesi durumunda  TCK 136. maddede düzenlenen  “verileri hukuka aykırı ele geçirme suçu,” ele geçirilerek kaydedilen haberleşme içeriklerinin kişisel verileri  içermesi durumunda,  TCK 135. Maddesinde düzenlenen” kişisel verilerin kaydedilmesi suçu”  ve  alenen ifşa edilen haberleşme içeriklerinin kişisel verileri içermesi durumunda TCK   136. Maddesinde düzenlenen “verileri hukuka aykırı olarak verme“  suçu açısından değerlendirme yapılmalıdır. Böyle bir durumda  “Fikri İçtima” başlığı ile  TCK 44. maddesinde düzenlenen  “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” hükmü dikkate alınmalıdır.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”E-Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması Suçu” tab_id=”1633443833675-0b61660b-1d9e”][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması

Madde 133– (1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/80 md.) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

»Madde metninin gerekçesinde maddede yer alan suçun oluşabilmesi için temel koşul, konuşmanın aleni değil özel olması gerektiği, ağzına tutulmuş bir mikrofona aleni olarak yapılmış konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınmasının suç oluşturmayacağı, kanunların, suçların araştırılması, suçluların takibi bakımından resmi görevliler için tanımış bulunduğu yetkilerin, kanuna uygun olarak kullanılması durumunda suçun oluşmayacağı belirtilmiştir. (11)  Aleni olmayan  konuşma yada söyleşi  herkesçe bilinmesi istenmeyen, bilinmesi gerekmeyen üçüncü kişilerle paylaşıma  sunulmamış konuşma ya da  söyleşidir. (12)

»Madde ile aleni olmayan konuşmaları  dinlemek veya kaydetmek eylemi ile, katılınan aleni olmayan bir konuşmayı, konuşmaya katılan diğer şahısların rızası olmadan ses alma cihazı ile kaydetmek eylemleri  veya kaydedilen konuşmaların ifşa etme eylemi suç olarak düzenlenmiştir.

»Madde kapsamındaki konuşmalar   telefon, vbg. iletişim araçları aracılığı ile yapılacak  konuşmalar olmayıp, yüz yüze yapılan aleni olmayan konuşmalar veya söyleşilerdir. İnternet üzerinden yapılan görüntülü konuşmalar bu madde kapsamında olmayacaktır.

»Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında,  ortam konuşmalarının  Ceza Muhakemeleri Kanununda belirtilen şartlara uygun  dinlenmediği ve kayda alınmadığı için  suça ilişkin delilleri hukuka aykırı delil olarak kabul etmiştir.  Yargıtay kararında  “Somut olayda katılan, 5 ayı aşkın bir süreyle, 5237 sayılı TCK’nın 255. maddesinde tanımlanan “yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama” suçunun sanıklarının telefon ve ortam konuşmalarını kaydetmiştir. Bu kayıtlar, gerek sanıklara isnat olunan suçun CMK’nın 135 ve 140. maddelerinde belirtilen katalog suçlardan olmaması, gerekse hakim veya Cumhuriyet savcısının kararına dayanmaması nedeniyle “hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil” niteliğindedir.” şeklinde belirtmiştir. (13)

»Yargıtay   yüz yüze yapılan  konuşmaların kaydedilerek  adli ve idari soruşturma kapsamında delil olarak  soruşturmayı yürüten makamlara verilmesi durumunda  bu suçun oluşmayacağına karar vermiştir.  Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararında “sanığın, katılanlarla yaptığı yüz yüze konuşma içeriğini kaydedip, bu kaydı içeren CD’yi, adli ve idari soruşturma dosyası ekinde delil olarak vermesi biçimindeki eylemleri, TCK’nın 133. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların kaydedilmesi suçu kapsamında değerlendirilebilir ise de, görüşme ayrıntıları dökümünü üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, katılanlar hakkındaki adli ve idari soruşturmaya konu iddiasını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.”  şeklinde hükmetmiştir.(14)

»Dinlenen, kaydedilen  veya hukuka aykırı olarak ifşa edilen aleni olmayan konuşma veya söyleşinin kişisel veriler içermesi durumunda   suçun “kişisel verilerin kaydedilmesi”, “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu unsurları açısından da değerlendirilmeli ve   TCK 44. maddesinde “Fikri içtima” başlıklı maddesinde bulunan “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” düzenlemesi  dikkate alınmalıdır.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”F-Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu” tab_id=”1633444660974-3cbb7cfd-a5cd”][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Özel hayatın gizliliğini ihlal

Madde 134- (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

»TCK 134. maddesi 6352 sayılı Kanunun 81. maddesiyle  değişikliğe uğramıştır. Değişikliğin sebebi ise özellikle dijital ortamda  kişilerin özel hayatlarına karşı saldırıların artması ve caydırıcılığın sağlanması gerekliliği  olmuştur.   Maddenin 1. fıkrasında mevcut bulunan  metnin ve suçun temel şekli için öngörülen “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para” cezası, “bir yıldan üç yıla kadar hapis” şeklinde değiştirilmiştir. Aynı fıkrada  görüntü ve seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın ihlali durumunu kapsayan suçun nitelikli hali için  öngörülen hapis cezası “cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz” şeklindeyken,  “verilecek ceza bir kat artırılır” şeklinde değiştirilmiştir. Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimseye verilecek ceza  “bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası” iken bu ceza  yapılan değişiklik ile  “iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde değiştirilmiştir.  Suçun basın yayın yoluyla ihlalinde ise  “cezanın yarı oranında artırılacağına” ilişkin  düzenleme değiştirilerek, suçun basın yayın yoluyla işlenmesinde de  “aynı cezaya hükmolunacağı” ifade edilmiştir.

»Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı düzenlenmiştir. Bu düzenleme gereği devletin,   bireylerin özel hayatlarına   yapılacak  keyfi müdahaleleri önleme, özel hayata saygı hakkını etkili olarak koruma ve saygı gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Madde metnine bakıldığında, düzenlemenin amacının özel hayatın gizliliğini korumak  olduğu görülmektedir. Madde içeriğinden de anlaşıldığı üzere gerçek kişilerin özel hayatlarının gizliliğine  saygı göstermeyen her çeşit eylem,   suç olarak kabul edilmekte, özel hayatın gizliliğini ihlal eden eylemin görüntü ve ses kaydı  şeklinde gerçekleştirilmesi  suçun nitelikli şekli oluşmakta ve ceza bir kat artırılmakta, özel hayata ilişkin  ses ve görüntülerin hukuka aykırı  şekilde ifşa edilmesi basın ve yayın aracılığı ile gerçekleştirilmesi durumunda da ceza artırılarak belirlenmektedir. Madde kapsamındaki eylemler sınırlı sayıda eylemler değildir. Suç serbest hareketli bir suçtur. Kişinin özel hayatında gizli kalması gereken bir bilginin rıza dışında öğrenilmesiyle suç oluşacaktır. Bu kapsamda kişilerin özel hayatının sınırlarının ne olduğunun belirlenmesi durumunda  hangi tür eylemlerin bu suçu oluşturacağı da belirlenmiş olacaktır.  Anayasamızın 38. maddesinde yer alan  suçun ve cezanın kanuniliği ilkesi  gereği  TCK’nın 2. maddesinde, hangi eylemlerin  suç sayıldığı ve bu eylemlere verilecek cezanın  hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yasada gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.   Anayasanın 2. maddesinde ise   hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi düzenlenmiştir.  Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, gerektiği düzenlenmiştir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılıdır, kişi  ancak böylelikle kendi yükümlülüklerini görüp davranışlarını belirleyebilir.  Bu kapsamda özel hayatın sınırlarının belirlenmesi bu suç açısından önem arz etmektedir.

»Anayasa Mahkemesinin   özel hayata ilişkin  yaklaşımı özel hayatın geniş bir kavram olduğu ve bu kavramın kapsayıcı bir tanımının yapılmasının  oldukça zor olduğu yönündedir.(15) Mahkeme  özel hayata ilişkin  bir kararında “özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır.(16)  şeklinde tespitte bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi farklı bir kararında ise “özel yaşama saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması, yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına kullanılamaması, kısacası bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir . Bunun yanında mahremiyet hakkı; isim, görüntü, itibar, aile bilgisi, cinsel kimlik, sağlık, iletişimin gizliliği gibi birçok değişik duruma uygulana gelmektedir.  Bu kapsamda kişilerin etnik yahut mezhepsel kökenlerine ilişkin bilgilerin de özel yaşama saygı hakkı içinde mahremiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.“ (17) şeklinde tespitte bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin özellikle kendi kararlarında da sık sık atıf yaptığı 2013/9660 sayılı kararında özel hayatın sınırlarını “özel hayat, öncelikle bireylerin kendi bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu mahremiyet alanı, Devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet hakkının mekanı, kural olarak özel alandır. Ancak özel yaşamın korunması hakkı bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı, bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasını mümkün kılmaktadır. “ şeklinde  belirlemiştir.

»Yargıtay’ın özel hayata ilişkin kararları incelendiğinde “Özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık,  bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yaptıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.” (18) şeklinde özel hayatı tanımladığı görülmektedir. Yargıtay özel hayatın gizliliği hakkının  evlilikle tamamen ortadan kalkmayacağını, evli olan ve aynı ortamı paylaşan tarafların, sınırsızca birbirlerini gözetleyip denetleyemeyeceklerine hükmetmiştir.

»Konuya ilişkin diğer bir önemli husus ise  özel hayat kapsamında elde edilen verilerin aynı zamanda kişisel veriler olarak kabul edildiğinde hangi suçun oluşacağına ilişkin değerlendirmedir. Yargıtay kişisel veriler ile özel hayat atasında bir ayrım yapmaktadır. Mağdurun  düğünde vermiş bulunduğu poz nedeniyle çekilen fotoğrafını başkalarına yayan sanığın eylemini  verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine, görüntünün   özel yaşama ilişkin bir görüntü olarak kabul edilmeyeceğine karar vermiştir. (19)

»Yargıtay “ kişinin daha önce başka bir kişiyle yaşadığı beraberliğin  mevcudiyetini gösteren ve  mağdurun rızası  ile  Facebook sitesinde yayınlanan fotoğrafların, sonradan mağdurun rızası olmamasına rağmen yayınlamaya devam edilmesini, özel hayatın gizliliğini ihlal edecek nitelikte görüntüler olarak kabul edilemeyeceğine fakat TCK’nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine” (20) hükmetmiştir. Diğer bir kararında Yargıtay, “mağdurun kişisel veri niteliğindeki resminin, sahte Facebook hesabı üzerinden yayımlayan sanığın eyleminin, TCK’nın 136/1. madde ve fıkrasında tanımlanan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturacağına  TCK’nın 134/2. madde ve fıkrasında düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturmayacağına” (21) hükmetmiştir.

»Yargıtay 15 yaşından küçük mağdurenin çıplak fotoğraflarını ve cinsel ilişki içeren kayıtlarını  mağdurenin rızasıyla çekip cep telefonunda saklayan sanığın eyleminin, “15 yaşını bitirmeyen çocuğun rızasının   varlığının   bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemeyeceğinden verileri hukuk aykırı olarak kaydetme suçunu oluşturacağını, ayrıca  eylemin müstehcen  görüntüler  özel hayatın gizliliğini ihlal kapsamında değerlendirilse dahi, TCK 44. maddesindeki fikri içtima kapsamında  daha ağır cezayı gerekli kılan  TCK 226/3. fıkrasında  düzenlenen  müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukların kullanılması suçunu oluşturduğuna”  karar vermiştir. (22)

»Birinin evinin gözetlenmesi, işyerinde çalışanın şahsi bilgisayarının içeriğinin öğrenilmesi, özel evraklarının karıştırılması vbg.  eylemler bu suç kapsamına girebilecek eylemlerdir.  Suçun özel hayata ilişkin ses ve görüntülerin kayda alınması  yoluyla işlenmesinde özel hayata ilişkin bilgiler biraz daha sınırlandırılmakta fakat bu bilgilerin kaydı durumunda ceza artırılmaktadır. Bahse konu ses ve görüntü aynı zamanda kişisel veriler kapsamına da girmektedir. Fakat kişisel verilerin içeriği özel hayata ait olursa öncelikle 134. Madde kapsamındaki özel hayatın gizliliğinin ihlali suçu dikkate alınmalıdır.  Bahse konu suç şikayete tabidir.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”G-Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi veya Belgelerin Açıklanması Suçu” tab_id=”1633446069088-fcd9ab5c-803f”][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Ticarî sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması

Madde 239– (1) Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur.

(2) Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır.

(3) Bu sırlar, Türkiye’de oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklandığı takdirde, faile verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. Bu halde şikayet koşulu aranmaz.

(4) Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi bu madde kapsamına giren bilgi veya belgeleri açıklamaya mecbur kılan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

»Bahse konu düzenleme “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlığı altında düzenlenmiştir.  Bu kapsamda  suçta korunan değerin  esas itibariyle  ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırları olduğu görülmektedir.   Kanunun gerekçesinde  suçta korunan değerin fenni ve sınai sırlar olduğu  ve böylelikle  meslek alanlarında güvenin korunacağı ifade edilmiştir.  Buradaki sırlar   kapsamına devlete ait olan sırlar ile memuriyete ilişkin TCK 258. maddede korunan sırlar girmemektedir.   Madde kapsamındaki sırlar içerisine tüzel kişilere ait ticari bankacılık ve  müşteri sırları da girmektedir.  Burada unutulmaması gereken husus  kişisel verilerin gerçek kişilerle ilgili veriler olduğu dikkate alındığında, , her türlü  ticari, bankacılık ve müşteri sırrının  kişisel veri kapsamına girmeyeceği gerçek kişilere ilişkin olan verilerin bu madde kapsamında değerlendirilebileceği  görülmektedir.

»Suçun oluşması için,  öncelikle failin  ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırlarına  ilişkin bilgilere sıfat veya görevi veya meslek veya sanatı gereği ulaşmış bulunması gerekmektedir. Fakat bunun dışında bahse konu sırların hukuka aykırı yollarla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi durumunda suç işlenmiş olacaktır.   Suçun oluşması için  öğrenilen bilgilerin yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi  gerekmektedir. Madde belirli koşullar çerçevesinde kişilerin öğrendikleri ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırlarına  ilişkin açıklamalarını yasaklamakta ve bu kişileri sır tutmakla yükümlü kılmaktadır. Suç, söz konusu sır tutma yükümünün ihlali ile oluşmaktadır. Fail açıkladığı şeyin sır olduğunu ve gizli tutması gerektiğini bilerek açıklamada bulunduğu hallerde suç oluşacaktır.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”Ğ-Göreve İlişkin Sırların Açıklanması Suçu” tab_id=”1633446169915-de6772a0-6238″][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Göreve ilişkin sırrın açıklanması

Madde 258– (1) Görevi nedeniyle kendisine verilen veya aynı nedenle bilgi edindiği ve gizli kalması gereken belgeleri, kararları ve emirleri ve diğer tebligatı açıklayan veya yayınlayan veya ne suretle olursa olsun başkalarının bilgi edinmesini kolaylaştıran kamu görevlisine, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kamu görevlisi sıfatı sona erdikten sonra, birinci fıkrada yazılı fiilleri işleyen kimseye de aynı ceza verilir.

»Bahse konu suç TCK’da Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenmiştir.  Bu suçun düzenlenmesinde  amaç, kişisel verilerin korunmasından farklı olarak kamu idaresinin güvenilirliğini sağlamak olduğunu değerlendirmekteyiz. Bu  suç kapsamında memur tarafından açıklanan ve ifşa edilen  gizli kalması gereken belge karar ve emirlerin içerisinde  kişisel verilerin bulunması durumunda  bu suçun olup oluşmayacağı değerlendirilmelidir. Kanunun madde gerekçesine bakıldığında, gerekçede de açıklandığı üzere  bahse konu suç  memurun  memuriyeti nedeniyle  öğrendiği ve gizli kalması gereken  belgeler,  kararlar,  emirler ve  diğer tebligatın ifşası sonucu oluşmaktadır. Suçun maddi unsuru, gizli kalması gereken hususları açıklamak, yayınlamak veya ne suretle olursa olsun bunlardan başkasının bilgi edinmelerini kolaylaştırmaktır. Suçun faili bir memurdur.  Bu suç memurun görevinin emeklilik çekilme vb. nedenlerle sonra ermesi durumunda da  işlenebilecek bir suçtur. Zira kanun memura gizli kalması gereken   kararları, emirleri  ve tebligatı sır olarak saklama yükümlülüğü getirmiştir.  Gizli kalması gereken belge bilgi,   emir ve kararların neler olduğunun kanun tarafından belirlenmiş olması gerekmektedir. Memurun görevi gereği öğrenmiş olduğu kişisel verileri ifşa etmesi durumunda bu suç oluşup oluşmayacağı hususu  değerlendirilirken  TCK 136.  maddesindeki Kişisel Verileri Hukuka Aykırı olarak verme suçu da unsurları itibariyle göz önüne alınmalıdır. Göreve ilişkin sırların kapsamı olayın özelliğine göre kişisel verileri de içine alabilecektir.  Bu doğrultu da sır kapsamındaki görevin yürütülmesine yönelik belge, karar , emir ve tebligatın kişisel verileri de içerebileceği göz ardı edilmemelidir.    Memur tarafından ifşa edilen  sırların içeriği kişisel veriler olduğunda bu konuda daha özel bir norm olarak düzenlenen  TCK 136. Maddesinde düzenlenen kişisel verileri verme  suçu açısından da bir değerlendirme yapılması doğru olacaktır.  TCK 137. Maddesinde mevcut nitelikli haller kapsamında suçun memur tarafından işlenilmesi durumunda ceza artırılarak verilecektir.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”H-Bilişim Sistemine Girme Suçu” tab_id=”1633446300768-08388801-2b7e”][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Bilişim sistemine girme

Madde 243– (1) Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.

(2) Yukarıdaki fıkrada tanımlanan fiillerin bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir.

(3) Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(4) (Ek: 24/3/2016-6698/30 md.) Bir bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında gerçekleşen veri nakillerini, sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

»Suç TCK üçüncü kısmında” “Topluma Karşı Suçlar” başlığı altında  onuncu bölümde  “Bilişim Alanında Suçlar” alt  başlığı altında düzenlenmiştir.  Kanunun gerekçesinde “bilişim alanı” kavramı ile  verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistemlerin ifade edildiği,  bilişim sistemi kavramı ile   bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutan sistemin ifade edildiği belirtilmektedir. Maddenin birinci fıkrasında ne maksatla olursa olsun hukuka aykırı olarak bilişim sisteminin bir kısmına veya tamamına  girilmesi veya girildikten sonra orada kalınası durumunda bu  suç oluşacaktır. Sisteme, hukuka aykırı olarak giren kişinin belirli verileri elde etmek amacıyla hareket etmiş bulunmasının veya bunları elde etmiş olmasının önemi yoktur. Sisteme, haksız ve kasten girilmiş olması suçun oluşması için yeterlidir.  Suçun manevi unsuru ise genel kasttır.   Bilişim sistemine girildikten sonra verilerin yok olması veya değişmesi  durumunda ceza artırılacaktır. Bilişim sistemine girmeksizin verilerin  teknik araçlarla elde edilmesi eylemi de aynı madde kapsamında suç olarak düzenlenmiştir.

»Bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemlere örneğin elektronik kütüphaneler, arşivler vbg. ücreti ödenmeksizin girilmesi durumunda  cezanın azaltılacağı öngörülmüştür.

»Başkasına ait şifre ve kullanıcı adı kullanılarak, kullanıcının rızası olmaksızın UYAP sistemine girilmesi bu suçu   oluşturacaktır.(23) Başkasının elektronik posta adreslerine, sosyal ağ hesaplarına, facebook hesabına girilmesi, özellikle casus yazılım programları aracılığı ile  bilişim sistemi veya mail adresleri ve sosyal ağ hesaplarına girilmesi, bahse konu hesaplara girildikten sonra, hesaba ilişkin şifrelerin değiştirilmesi,  şirkete ait bilgisayar üzerinden yetkisi olmayan bölümlere girerek bilgi toplanması bahse konu suçu oluşturacaktır.  Başkasının  kablosuz hattı üzerinden internet bağlantısı kurmak bu suçu değil TCK 163. md.de düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunu oluşturacaktır.

»Bilişim suçlarının başlangıcı öncelikle sisteme girmek ile başlamaktadır.  Bilgisayar korsanlığı, kod kırma  tabirleriyle gerçekleştirilen eylemler  bu tarz eylemlerdir.  Bilişim sistemine izinsiz girildikten sonra farklı suçlar da işlenmektedir. Bazen özel hayatın gizliliğinin ihlali bazen kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi bazen de haberleşmenin gizliliğini ihlal suçları sonrasında işlenmektedir.

»Bahse konu suç fiziksel olarak mevcut bilgisayara girmek şeklinde gerçekleşebileceği gibi, ağ yoluyla, bluetooth veya kızılötesi ışık yoluyla  girmek şeklinde de gerçekleşebilir. Suçun oluşması için bilişim sistemine girildikten sonra hemen çıkıldığında bahse konu suçun oluşmayacağı kabul edilmektedir. Benzer şekilde hukuka uygun olarak girilen bilişim sisteminden çıkılması gerekirken çıkılmamış ise bu suçun oluşmayacağı ifade edilmektedir.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”I-Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme Veya Değiştirme Suçu” tab_id=”1633446421536-fef5b4f5-3019″][vc_column_text]

Türk Ceza Kanunu

Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme

Madde 244-(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

»Kanunun gerekçesinde de belirtildiği üzere bu suç tipi ile bilişim sistemlerine karşı işlenen suçları ve bilişim sistemlerine karşı zarar veren eylemler cezalandırılmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında belirtilen suç içerisine, bilişim aracının fizik varlığına karşı yapılan eylemler ile bilişim sisteminin işlemesini engellemeye  ve bozmaya yönelik her türlü eylem girmektedir.  Maddenin ikinci fıkrasında ise bilişim sistemine kasten veri sokulması veya verilerin yok edilmesi yahut değiştirilmesi, sistemin sistemdeki verilere ulaşılamaz hale getirilmesi, var olan bir   suç haline getirilmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında  bir ve ikinci fıkra kapsamında olan eylemlerin banka, kredi kurumu veya kamu kurum ve kuruluşunun  bilişim sistemine karşı işlenmesi halinde cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlenmiştir.  Maddenin dördüncü fıkrasında ise failin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamak amacıyla bilişim sistemine girilmesi durumunda  cezanın  artırılacağı ve  ayrıca  adli para cezasına hükmedileceği düzenlenmiştir.  Fıkrada geçen “haksız bir çıkar” sözcükleri maddi yararları ifade etmektedir. Ancak, bu fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedilebilmesi için, fiilin daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmaması gerekecektir.

»YCGK  2007/136 E ve 2007/150 K saylı kararında bilgisayar ve bilişimi ” “bilişim” sözcüğü “bilgisayar” kelimesine oranla daha geniş kapsamlıdır. Bilgisayar, (kompütür, elektronik beyin) aritmetik ve mantık işlemi dizileriyle oluşturulmuş programlara göre verileri (bilgileri) otomatik işleme tabi tutan sistemlere verilen ortak isim iken, bilişim (enformatik) ise, bilgisayardan da faydalanılmak suretiyle bilginin saklanması, iletilmesi ve işlenerek kullanılır hale gelmesine konu olan akademik ve mesleki disipline verilen addır; yani başka bir deyişle, bilgisayar kullanma ilmidir. Bir faaliyetin bilişim faaliyeti olup olmadığını tarif edebilmek için, o faaliyetin bilgisayar sistemine dahil olup olmadığına bakmak gerekir. Daha açık  bir   ifadeyle   şu   sorunun   cevabı   verilmek  gerekir.

Faaliyet bilgisayar sistemiyle mi temellenmektedir; yoksa bilgisayar o faaliyetin gerçekleşmesine yardımcı bir unsur olarak mı kullanılmaktadır? Yani bilgisayar destekli midir? Bankaların ATM uygulaması bilgisayar destekli olduğu için bilişim faaliyetidir. Zira bu sistem herhangi bir nedenle çöktüğünde bu faaliyet de asla gerçekleşmez. Bunun karşıtı bir örnek verilecek olursa, uçak firmalarının bilet satışlarında bilgisayar sistemlerinden yararlanmaları yani faaliyetin bilgisayar destekli olması bir bilişim faaliyeti değildir. Çünkü bu sistemler bu firmaların faaliyetini kolaylaştırmakla hızlandırmakla ve daha verimli kılmakla birlikte faaliyetin tarif edici unsuru değildir.” şeklinde tanımlamıştır.

»Kredisi bitmiş olan manyetik telefon kartları üzerinde sanığın yaptığı değişikliklerle, sistemin verileri farklı algılamasını  ve bu suretle bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi yanıltıp boş manyetik karta kredi yüklenmesini sağlaması, ve böylelikle bilgileri otomatik işleme tabi tutan bir sistemi kullanarak hukuka aykırı yarar  elde etmesi  bahse konu suçu oluşturacaktır. Yargıtay kararları incelendiğinde “Knight Online oyunundaki katılana ait karakterin hukuka aykırı bir şekilde ele geçirilmesi”  (Yargıtay 2.CD. 2019/11010  E. ve 2020/568 K. sayılı Kararı), “serbest muhasebeci olan sanığın mükellefi olan işyerinde fiilen çalışmayan kişileri sigortalı olarak gösterip işe giriş bildirgelerini katılan kuruma bilgisayar ortamında vermesi”  (Yargıtay 11. CD. 2026/4216 E. ve 2018/5166 K.  sayılı Kararı ) “şikayetçi …’in elektronik posta adresinin ve facebook hesabının şifrelerini kırarak, hesaba giriş şifresini değiştirerek erişimini engellemesi”   (Yargıtay 15. CD. 2017/7147 E. ve 2018/2112 K. sayılı kararı) “kurumsal ve resmi olarak kullandıkları ”….” …. sitesine yönetim menüsü altında idari ve mali işler başkanı linkine tıkladığında normalde çalışması gereken sayfa olan ”….”’nin açılmayarak bu sayfanın yerine ”….” isimli … sitesinin açıldığını, sitenin bu şekilde yönlendirildiğini, yönlendirilen sitede kuruma yakışmayan yazı, resimlerin bulunması “ (Yargıtay 8. CD. 2018/1759 E. ve 2018/2386 K. sayılı kararı) eylemlerinin bahse konu “Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme Veya Değiştirme” suçunu oluşturduğuna karar verildiği görülmektedir.

[/vc_column_text][/vc_tta_section][/vc_tta_accordion][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_column_text]

D   İ   P   N   O   T

−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−−

(1) YCGK 17.06.2014 tarihli 2012/1510 E, 2014/331K sayılı Kararı

(2) Anayasa Mahkemesi Esas: 2013/122, Karar: 2014/74 Tarih: 09.04.2014 R.G.No: 29072 R.G.Tarih: 26.07.2014

(3) Yaşar/Gökcan/Artuç, s. 4118; Mahmutoğlu, Fatih Selami, “Sır Saklama yükümlülüğü Kapsamında Hastaya Ait kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Yayma Suçu”, cezahukuku.istanbul.edu.tr/ders-gerecleri/tiphukuku/sir-saklama.docx. E.T: 21.02.2012;

(4) ÇOKMUTLU METİN  Türk Ceza Hukukunda kişisel Verilerin Korunması, Doktora Tezi ,T.C  Kocaeli Üniversitesi, Sosyal  Bilimler Enstitüsü, s.190

(5) Yargıtay 12. Ceza Dairesi:2011/23504 Karar: 2012/14795 Tarih: 12.06.2012

(6) ÇOKMUTLU METİN  Türk Ceza Hukukunda kişisel Verilerin Korunması, Doktora Tezi ,T.C  Kocaeli Üniversitesi, Sosyal  Bilimler Enstitüsü, s.214

(7) Yargıtay’ın 01.07.2013 tarih 2012/17817 Esas ve  2013/17887 Karar Sayılı Kararı

(8) M. ÇOKMUTLU s. 148

(9) Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/15267 E ve 2014/9012 K sayılı Kararı

(10)  YCGK’nın 21/06/2011 tarih ve 2010/187 esas, 2011/131 sayılı kararı 

(11) Bir arada bulunan kişiler arasında yapılan konuşmanın aleni olmayan konuşma olarak kabulü için konuşmanın yapıldığı yerin önemi yoktur. Bu bakımdan, örneğin bir parkta iki kişi arasında geçen konuşmanın başkaları tarafından ancak özel gayret gösterilerek duyulabilecek olması halinde, aleni olmayan konuşma söz konusudur. Keza, örneğin bir evde sınırlı sayıda kişiler arasında yapılan konuşma, aleni olmayan bir konuşmadır. Birinci fıkrada tanımlanan suç, aleni olmayan konuşmanın bir aletle dinlenmesi veya bir ses alma cihazı ile kayda alınması ile oluşur. Söz konusu suçu, aleni olmayan konuşmanın tarafı olmayan kişi işleyebilir. Suçun oluşabilmesi için, konuşmanın taraflarından herhangi birinin rızasının olmaması yeterlidir. Bu bakımdan konuşmanın taraflarından birinin rızasının olması, fiili suç olmaktan çıkarmayacaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların, söyleşiye katılan kişilerden biri tarafından diğerlerinin rızası olmadan kayda alınması, suç olarak tanımlanmıştır.

(12)  Metin ÇOKMUTLU s. 149

(13)  YCGK  21.06.2011 tarih ve   2010/187 e VE 2011/131 K sayılı Kararı

(14)  Yargıtay 12. Ceza Dairesi  30.03.2016 tarih ve 2016/1776 E ve 2016/5346

(15) Bknz. Anayasa Mah.  16.12.2015  tarih ve 2013/6057 Başvuru Sayılı Ata Türkeri Kararı

(16) Bknz. Anayasa Mahkemesinin  2014/15792 E ve 2014/15792 K sayılı  K.Ü Başvurusu

(17) Bknz. Anayasa Mahkemesinin  2014/12522 E ve 2014/12522 K sayılı  Suat Özcan Başvurusu  Benzer kararlar için AYM, E.2009/1, K.2011/82, E.1986/24, K.1987/8

(18) Bknz. Yargıtay 12. C.D 2019/4369 E , 2019/8633K sayılı Kararı

(19) Bknz. Yargıtay 12. C.D  2017/7399 E ve 2018/4291 K sayılı kararı

(20) Bknz. Yargıtay 12. CD. 2017/150 E ve 2017/6231 K sayılı Kararı

(21) Bknz. Yargıtay 12. CD. 2015/11112 E ve 2017/637 K sayılı Kararı

(22) Bknz. YCGK 2014/603 E ve 2015/66 K sayılı Kararı

(23) Bknz. Yargıtay 8. CD. 2017/23329 E ve 2020/1218 K sayılı kararı[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

Scroll to Top
'); w.document.close(); w.print(); });$(document).ready(function() { init(); });})(jQuery);