Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu

Genel

               Haberleşmenin gizliliğinin ihlali suçu, TCK md.132’de  “(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır. (2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.  İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir. Haberleşmenin gizliliğinin ihlali suçunun temeli Anayasamızın 20. maddesinde düzenlenen “özel hayatın gizliliği” hakkı ile 22. maddesinde düzenlenen “haberleşme hürriyetine” dayanmaktadır. Anayasamızın 22. maddesinde “Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.” düzenlemesi mevcuttur.

Kişiler Arasındaki Haberleşmenin Başkaları Tarafından  Özel Çaba İle Öğrenilmesi ve İfşa Edilmesi

 

               Yargıtay’a göre “belirli veya belirlenebilir iki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmemeleri gerektiği yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, gizliliği sağlamaya özen gösterip, elverişli araçlar (internet, telefon, telsiz, faks, mektup, telgraf, kağıt vb.) ve ortak semboller (söz, yazı, işaret vb.) aracılığıyla paylaştıkları bilgi, düşünce, duygu ve tutumlarının; özel hayata ilişkin olsun ya da olmasın, başka kişi veya kişiler tarafından, özel bir çaba gösterilerek, doğrudan veya dolaylı şekilde (zarfı açılmadan ışığa tutulan mektupta olduğu gibi), okunmak veya dinlenmek suretiyle öğrenilmesi eylemi” 132/1-1 fıkrasında düzenlenen suçu oluşturacaktır. Yargıtay’ın aynı kararında belirttiği üzere “başkalarının haberleşme içeriklerinin kaydı, yani; yazı, ses, görüntü, özel işaretler gibi ortak sembollerin, başka bir nesne üzerine taşınarak (örneğin; ses veya görüntünün, manyetik bant üzerine, yazının başka bir kağıt, defter vb. nesne üzerine geçirilmesi, kopyasının alınması, elektronik iletinin taşınabilir belleğe veya CD’ye aktarılması gibi işlemlerle) sabitlenmesi eylemi“ ise 132.maddenin 1.fıkrasının ikinci cümlesindeki ağırlaştırıcı nedeni oluşturacaktır.  “Başkalarının haberleşme içeriklerinin, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması eylem” 132/2. fıkrasında düzenlenen suçu oluşturacaktır.

Kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini, aleni bir ortamda, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa etmesi

 

 Yargıtay yukarıda açıklanan  kararın devamında  “kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında ifşa etmesi eyleminin 132/3. maddelerinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirileceğine[1]  hükmetmiştir.

 Suçun Basın Yayın Yoluyla İşlenmesi

 

Madde metninde 4. fıkra olarak düzenlenen “Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması halinde, ceza yarı oranında artırılır.” düzenlemesi 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un 79. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun yerine 132/3’te yer alan “İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.” cümlesi ilave edilmiştir.

Diğer Hususlar

 

              Haberleşme “iki kişi arasında, kişilerin başkalarıyla paylaşmaması sebebiyle özel olan, doğrudan doğruya değil, bir araç vasıtasıyla yapmış oldukları iletişim olarak tanımlanmaktadır(Sevük, 2007-2008: s. 168-169).” [2] Suçun oluşması için haberleşmenin hangi vasıtalarla yapıldığının önemi yoktur.

132/1 ve 2. fıkralarında düzenlenen suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir. Kanun gerekçesinde de belirtildiği üzere; haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlal edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlalinin, haberleşme içeriklerinin kayda alınması suretiyle yapılması ile suçun nitelikli şekli ortaya çıkacaktır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması halinde, suçun bu nitelikli hali gerçekleşmektedir. Yetkili kişi tarafından kanunların verdiği yetki usul ve koşullarına uyularak ve kanunun izin verdiği halde kullanıldığında ise fiil suç oluşturmayacaktır. Bahse konu suç şikayete bağlıdır.

              TCK’nın 132/2. fıkrasında düzenlenen suç; haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşacaktır. Burada üzerinde durulması ve önemle vurgulanması gereken husus, ifşanın hukuka aykırı olması gerekliliğidir. Bu bakımdan, örneğin, kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması halinde söz konusu suç gerçekleşmeyecektir. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içerikleri, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, televizyon veya gazetede yayınlanması halinde de bu suç oluşacaktır. Suçun faili, haberleşmenin taraflarından birisidir. Kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmesi ile suç oluşacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişinin kendisine gönderilen mektubu, gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması halinde bu suç oluşmayacaktır. Yargıtay ifşanın gerçekleşmesi için birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda paylaşılmasını kabul etmektedir.  Yargıtay “Sanığın, şikayete konu haberleşme içeriklerini, tanık Önem’in elektronik posta adresine göndermekten ibaret eyleminde, tarafı olduğu haberleşme içeriğini, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan aleni bir ortamda ifşa etmediğinden, TCK’nın 132/3. maddesinde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurları somut olayda gerçekleşmediği,” [3] şeklinde hüküm kurmuştur.

 

               Yargıtay Ceza Genel Kurulu, başka türlü delil elde edilemeyen durumlarda, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak başkalarıyla yaptığı haberleşmeyi kayıt altına almasının suç oluşturmayacağı ve yasal delil olarak kabul edileceğine ilişkin karar vermiştir. Karar, “kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, katılan tarafından ibraz edilen ses kaydının sanıkların bilgisi ve rızası dışında yasal olmayan yollardan kaydedildiği gerekçesiyle, yasal delil olarak kabul edilmemiş ise de; kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı gibi ani gelişen durumlarda, karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur[4] şeklindedir.

               Özellikle boşanma davalarında eşlerden birisinin, diğerinin başkalarıyla yaptığı haberleşmeyi kaydederek mahkemeye sunmasını Yargıtay belirli şartlar altında suç olarak kabul etmemektedir. Bu konuda Yargıtay “haberleşme içeriğini kaydedip, bu kaydı içeren CD’yi, görülmekte olan dava dosyasına delil olarak vermesi biçimindeki eylemleri, TCK’nın 134/1-2. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal ve TCK’nın 132/3. maddesindeki haberleşmenin gizliliğini ihlal suçları kapsamında değerlendirilebilir ise de, görüşme ayrıntıları dökümünü üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, boşanma davasındaki iddiasını ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği anlaşılmakla, sanığın beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.” şeklinde hüküm kurmuştur.

                 Okunmak, dinlemek suretiyle ele geçirilen haberleşme içeriklerinin kişisel verileri içermesi durumunda, TCK md.136 düzenlenen  “verileri hukuka aykırı ele geçirme suçu,”; ele geçirilerek kaydedilen haberleşme içeriklerinin kişisel verileri içermesi durumunda,  TCK’nın 135. maddesinde düzenlenen ”kişisel verilerin kaydedilmesi suçu” ve alenen ifşa edilen haberleşme içeriklerinin kişisel verileri içermesi durumunda TCK ‘nın 136. maddesinde düzenlenen “verileri hukuka aykırı olarak verme“  suçu açısından değerlendirme yapılmalıdır. Böyle bir durumda  “Fikri İçtima” başlığı ile TCK md.44’te düzenlenen  “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” hükmü dikkate alınmalıdır.

Avukat Yalçın TORUN 

UYARI

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

 

[1] Yargıtay’ın 01.07.2013 tarih 2012/17817 Esas ve  2013/17887 Karar Sayılı Kararı

[2] M. ÇOKMUTLU s. 148

[3] Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/15267 E ve 2014/9012 K sayılı Kararı

[4]YCGK’nın 21/06/2011 tarih ve 2010/187 esas, 2011/131 sayılı kararı

Scroll to Top
'); w.document.close(); w.print(); });$(document).ready(function() { init(); });})(jQuery);