Deprem Sonrası Yıkılan Binalarda Belediye Çalışanlarının Ceza Sorumluluğu

Deprem Sonrası Yıkılan Binalarda Belediye Çalışanlarının Ceza Sorumluluğu

Giriş

Ülkemizde çok sayıda aktif fay  hattı bulunmakta  hemen hemen her bölgemizde depremler yaşanmaktadır. Deprem riski en yüksek bölgeler AFAD tarafından paylaşılan ve Ulusal Deprem Araştırma Programı (UDAP) kapsamında desteklenen Türkiye Deprem Tehlike Haritasında yer almaktadır.  UDAP ve Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK ) tarafından destek verilen proje kapsamında Türkiye’de deprem risk haritası hazırlanmıştır. Türkiye’de Doğu Anadolu Fay Hattı, Batı Anadolu Fay Hattı ve Kuzey Anadolu Fay Hattı olmak üzere üç farklı fay hattı bulunmaktadır.  Geniş bir coğrafyayı etkileyen bu fay hatları nedeniyle depremlerin etkilediği şehirlerin ve bölgelerin sayısı da bir hayli yüksektir. Fay hatlarının adından da anlaşılacağı üzere Doğu Anadolu, Batı Anadolu ve Kuzey Anadolu bölgeleri en riskli alanlar olarak belirlenmiştir. Söz konusu haritada kırmızı renkte gösterilen bölgeler risk derecesi en yüksek alanlardır.Ülkemizde yaşanan son 6 Şubat depremi ve diğer birçok deprem nedeniyle binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve hem maddi hem de manevi olarak birçok zarar meydana gelmiştir. Deprem neticesinde zararın oluşmaması veya en aza indirilmesi maksadıyla binaların yürürlükte bulunan mevzuata uygun bir şekilde yapılması ve bu yapıların mevzuata uygunluğunun denetlenmesi gerekmektedir. Bu gerekliliğe uymayarak binaların yıkılmasında kusuru bulunanların ceza sorumluluğu mevcuttur.

Bu tür olaylarda yapı ruhsatı veren belediyeler ve belediye personelinin cezai sorumluluğunu bu yazıda inceleme olanağı bulacağız. Zira son günlerde birçok belediye personeli için savcılık tarafından soruşturma başlatıldığı görülmektedir.

Yapı Ruhsatı ve Yapı Kullanma İzin Belgesi Nedir?

İnşaat ruhsatı olarak da bilinen yapı ruhsatı, yapılması kanunen izne tabi tutulan yapılar için ilgili idareden alınan izin olarak ifade edilir. Mevzuatta yapılması kanunen izne tabi tutulan yapılar ise belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapılar olarak belirlenmiştir.

Yapı kullanma izin belgesi, bir yapının ruhsat ve eklerine uygun olarak inşa edildiğinin gösteren belge olarak ifade edilir.

3194 İmar Kanunu

22.Madde

Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnaî hallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir.

Belediyeler veya valiliklerce ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.

Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaat tarihinden itibaren onbeş gün içinde müracaatçıya ilgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlar giderildikten sonra yapılacak müracaattan itibaren en geç onbeş gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.

İdarenin Yapı Ruhsatı Düzenleme Konusunda Yükümlülükleri

Yerleşim yerleri ve bu yerlerin çevresindeki bina, park, sosyal , alışveriş merkezleri vb. alan gibi yapıların imar mevzuatına uygun olarak yapılması gerekmektedir. Bunun için öncelikle yerleşim yerleri ve yaşam alanlarının ne şekilde konumlandırılacağına ilişkin idare tarafından imar planı hazırlanmaktadır.

Yapıların imar mevzuatına uygunluğu da yapı ruhsatı ile tespit edilmektedir. Yapı ruhsatı her ne kadar yapının tamamlanması aşamasında gündeme gelse de tamamlanmış bir yapıda değişiklik yapılması örneğin bir kolonun yerinin değiştirilmesi yahut yıkılması gibi durumlarda da yapı ruhsatı alınma zorunluluğu gündeme gelir.

Yapı ruhsatı, belediyeler ve mücavir alan sınırları dışında valilikler tarafından düzenlenmektedir. Belediyeler yapı ruhsatının verilmesi ya da şartları taşımadığı için verilmemesi, yeniden ruhsat düzenlenmesi, ruhsatsız ya da ruhsat şartlarına aykırı olan inşaatların durdurulması konusunda görevli ve sorumlu tutulmaktadır

Anlaşılacağı gibi belediyeler ruhsat düzenlenmesi talep edilen yapının şartlara aykırı şekilde olduğunu tespit ettiğinde ruhsat düzenlemekten imtina etmeleri gerekmektedir.

Yapı ruhsatı ile bir yapının fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun olduğu, oturmaya elverişli ve depreme dayanıklı olduğu tespit edilir. Bu nedenle yapı ruhsatı verilebilmesi için öncelikle yapının bu şartlara uygun olup olmadığı uzman kişilerce teftiş edilmelidir. Bu teftiş işlemi de idarenin görevlendirdiği kişilerce yapılır. Dolayısıyla idarenin bir denetim yükümlülüğü vardır.

Öte yandan halihazırda ruhsat alıp tamamlanmış ancak genel güvenlik ve asayiş bakımından tehlike arz ettiği tespit edilmiş yapıların durumu konusunda idare bildirimde bulunmalıdır. Bu bildirimle birlikte yapının tamiri yahut yıktırılması gerekmektedir. Şayet yapı tamir edilmemiş ya da yıktırılmamışsa idare bu işlemleri de yapmakla yükümlüdür.

 

Madde 39

Genel güvenlik ve asayiş bakımından tehlike arz ettiği valilikçe tespit edilen metruk yapılar ile bir kısmı veya tamamının yıkılacak derecede tehlikeli olduğu belediye veya valilik tarafından tespit edilen yapıların sahiplerinin adrese dayalı nüfus kayıt sistemindeki adreslerine tehlike derecesine göre bunun izalesi için belediye veya valilikçe üç gün içinde tebligat yapılır. Yapı sahibine bu şekilde tebligat yapılamaması hâlinde bu durum tebligat yapan idarenin internet sayfasında 30 gün süre ile ilan edilir ve tebligat varakası tebliğ yerine kaim olmak üzere tehlikeli yapıya asılır ve keyfiyet muhtarla birlikte bir zabıtla tespit edilir. Malik dışında binada ikamet amacıyla oturanlara da ayrıca tahliye için tebligat yapılır.

 İdarenin Yapı Ruhsatı Düzenlemek Konusundaki Hukuki Sorumluluğu

İdare yapı ruhsatı düzenlerken inşaat plan ve projesinin uygunluğunu denetlemek zorundadır. Şayet bu şartlarda eksiklik tespit ederse yapı ruhsatı düzenlememelidir. İdarenin yapı ruhsatı düzenleme prosedürünü mevzuata uygun olarak, kendisinden beklenen özen ve titizlikle yapmaması onun hizmeti kötü işlemesine ve dolayısıyla hukuki sorumluluğuna neden olacaktır.

Hukukumuzda idari makam hizmetlerinin işlenmemesi, geç işlenmesi ya da kötü işlenmesi hizmet kusuruna neden olur. Özellikle deprem gibi doğal afetler sonucu binaların yapıların yıkılmasıyla idarenin hizmet kusuru gündeme gelir.

Deprem üzerinde düşünüldüğünde belediyenin şartları sağlamayan bir inşaat için yapı ruhsatı vermesi örneğin fay hattının geçtiği bir bölgeyi yapılaşmaya açması sonucu taşınmazın depremde hasar görmesi İdarenin hizmet kusurunu doğurmaktadır. Son olarak, İdare kendi yetki çevresinde denetim ve gözetimle görevli olduğundan ruhsatsız yapıları tespit ederek söz konusu taşınmazlar için gerekli idari süreçleri işletmekle yükümlüdür. Bu nedenle deprem nedeniyle doğan zararın ruhsatsız yapıdan kaynaklanması halinde de İdarenin hizmet kusuru olduğu kabul edilmelidir.

İdare Aleyhine Hizmet Kusuruna Dayalı Açılacak Tazminat/Tam Yargı  Davası

İdarenin yapı ruhsatı düzenlerken üzerine düşen yükümlülükleri özenli bir şekilde tam olarak yerine getirmemesi sonucu uğranılan zararlar açılacak tam yargı davasıyla talep edilebilir. Tam yargı davasında davacı, deprem doğal afeti sebebiyle zarar gören ya da onun mirasçıları; davalı ise, yapı ruhsatını veren ilgili idaredir. Deprem sonucu hasar gören taşınmazda kiracı sıfatıyla bulunanlar da bu davayı açabilecektir.

İdareye karşı açılan tam yargı davasında görevli ve yetkili mahkeme, zararın doğduğu yer İdare Mahkemesidir. Söz konusu davada zarar gören, uğramış olduğu maddi zararların yanında manevi zararını da talep edebilir. Deprem doğal afeti sonucu yıkılan bina ve eşya bedelleri maddi tazminat kalemlerine örnek verilebilir. Deprem doğal afeti sonucu yakınlarının kaybı sebebiyle, bedensel ve ruhsat sağlığının bozulması sebebiyle oluşacak zararlar da manevi tazminat kalemlerine örnek verilebilir.

Bu davada zarar görenin kusuru tazminat miktarında indirime neden olur. Zarar görenin kusuruna örnek vermek gerekirse fay hattı üzerine inşa edilen bir bağımsız bölümdeki taşıyıcı kolonun zarar gören tarafından kesilmesi durumunda deprem sonucu meydana gelen hasara zarar görenin de sebep olduğu değerlendirilebilir.

Aynı zamanda belediye personeli açısından bakıldığında özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen personelin deprem sonrası kusurlu bulunması sonucu idare tazminatı kusuru oranında personele rücu edebilir.

Depremde Yıkılan Yapılarda Ceza Sorumluluğu Kapsamında Oluşabilecek Suçların Değerlendirilmesi

Somut olayın durumuna göre depremde yıkılan yapıların inşasından ve denetiminden sorumlu personel, kişiler , kusurları ve nedensellik bağıyla ilişkili olarak kasten öldürmenin/yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçu, taksirle öldürme ve taksirle yaralama suçlarını işledikleri gerekçesi ile cezalandırılabilirler. Ayrıca görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan kamu görevlisi, görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle cezalandırılabilir.

Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu

“Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçu kişinin hukuksal olarak yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı yapmaması nedeniyle ölüm sonucunun doğmasına neden olmasıdır.

Müteahhitin, inşaatta görevli olan diğer kişilerin ve yapıları denetlemekle yükümlü olan denetim sorumlularının kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini gerçekleştirmemesi neticesinde “Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu” oluşabilecektir.

Taksirle Öldürme suçu

Failin kendisine yüklenen dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı kusurlu davranışı nedeniyle öngörülebilir nitelikte bir neticenin “öngörülemeyerek” bir kimsenin hayatına son verilmesi durumunda “Taksirle Öldürme” suçu oluşmaktadır.

Depremde yıkılan binaların inşasından ve denetiminden sorumlu kişiler deprem neticesinde yapıların yıkılacağını öngöremediği, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir hareketle bu fiilleri işlediği durumda basit taksirle öldürme suçunun manevi unsuru oluşur. Ancak kanaatimizce yapıların yıkılmasında kusuru bulunan bu kişilerin yapıların deprem sonucunda yıkılacağını öngöremedikleri iddiası kabul edilmesi çok da olası bir durum değildir. Yargıtay da bu durumlarda genel olarak faillerin basit taksirle değil bilinçli taksirle hareket ettiği görüşündedir.

Bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunda; yapılan kusurlu davranış ile bir kimsenin ölebileceğinin fail tarafından “öngörülmesine” rağmen, bir şey olmayacağı inancıyla eylemin yapılmasıdır. Bilinçli taksir durumunda fail deprem neticesiyle oluşabilecek sonucu öngörmekte ancak bu durumun gerçekleşmesini istememesine rağmen kural ihlali yaparak hareket etmektedir.

Taksirle yaralama suçu

Taksirle yaralama suçu TCK madde 89’da “Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde belirtilmiştir.

Taksirle yaralama suçunda da yukarıda belirtilen taksirle öldürme suçunda olduğu gibi suçun manevi unsurunun basit taksir mi bilinçli taksir mi olduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Basit taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksirde ise gerçekleşen sonucun, fail tarafından öngörüldüğü hâlde gerçekleşmesinin istenmemesi durumunda gerçekleşecektir.

Yargılama yapılan makamlarca, depremde yıkılan binaların inşasından ve denetiminden sorumlu kişilerin kusurları incelenirken depremde yıkılan binalar neticesinde oluşan yaralanmalarda basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi hareket edildiği değerlendirilecek ve yapılan bu değerlendirme neticesinde cezalandırma yapılacaktır.

 Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi

“Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi” suçu kişinin hukuksal olarak yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı yapmaması nedeniyle ölüm sonucunun doğmasına neden olmasıdır.

Müteahhidin, inşaatta görevli olan diğer kişilerin ve yapıları denetlemekle yükümlü olan denetim sorumlularının kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini gerçekleştirmemesi neticesinde vatandaşların yaralanması meydana geldiğinde “Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçu” oluşabilecektir.

Görevi Kötüye Kullanma Suçu

Kamu görevlilerinin görevlerinin görevlerinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma durumlarında , örneğin zadece konutun yıkılması, vatandaşın malının zarar görmesi vbg. durumlarda görevi kötüye kullanma suçu da oluşabilecektir.

Depremde yıkılan yapılarda ceza sorumluluğuna  ilişkin verilen örnek kararlar aşağıdadır.

 Kararın özeti: Yıkılan binanın mimari ve statik projesini çizen, aynı zamanda fenni mesül olan kişinin, müteahhidin ve statik hesap ve raporu olmayan bina ile ilgili ruhsat veren, ve bu hususta üzerlerine düşen dikkat ve özeni göstermeyen ilgili belediye personelinin, binanın yıkılması sonucunda meydana gelen ölüm ve yaralanmalar bakımından dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal eden ihmali davranışı nedeniyle basit taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması sebebiyle cezalandırılmaları hakkındadır.

Yargıtay Kararı – 12. CD., E. 2020/4932 K. 2022/1321 T. 23.2.2022 ” sanık …’ın yıkılan binanın mimari ve statik projesini çizdiği, aynı zamanda yapının fenni mesülü olduğu, bu konuda taahhütname verdiği, ancak fenni mesul olmaktan kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği, dolayısıyla binanın yıkılmasına neden olmaktan kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği, dolayısıyla binanın yıkılmasına neden olan imalat hatalarından sorumlu olduğu, binanın yıkılması sonucunda meydana gelen ölüm ve yaralanmalar bakımından dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal eden ihmali davranışının müessir olduğu,(…) sanık …’ın söz konusu binanın sahibi ve müteahhidi olarak yapımından sorumlu olduğu halde yürürlükteki kurallarına uygun bir inşaat yaptırmak bakımından kendi üzerine düşen dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle sorumlu olduğu, sanığın imalatında gerekli dikkat ve özeni göstermediği binanın yıkılabileceğini öngörmediği sonucuna varılması gerektiği, dolayısıyla bina sahibi olan sanığın binanın yıkılmasından dolayı taksirinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği,(…) …apartmanı için zemin raporu ile statik hesap ve raporu olmadığı halde yapı ruhsatı verildiği tespit edilmiştir. Statik hesap ve raporu olmayan bir bina ile ilgili ruhsat veren, bu hususta üzerlerine düşen dikkat ve özeni göstermeyen ilgili belediye personeli …, … ve …’in meydana gelen ölüm ve yaralanmalar bakımından cezai sorumlulukları yoluna gidilmesi gerektiği, bu nedenle belediye görevlilerinin taksirleri hakkında yapılacak değerlendirmede bu hususun dikkate alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Buna göre, somut olayda meydana gelen neticeler bakımından birden fazla kişinin taksirli davranışlarını müessir olduğu ve bu nedenle sanıkların sorumluluklarının belirlenmesinde Türk Ceza Kanunun taksirli suçlarda şahsi sorumluluk esasını getiren “birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.” şeklindeki 22. maddesinin beşinci fıkrasının göz önünde bulundurulması gerektiği, görüş ve kanaatine varılmıştır.” şeklindedir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2022/7981 K. 2023/4116 T. 18.10.2023:

…..

İmar mevzuatına göre belediyelerin, ilgili tarihte, inşaatların ruhsata uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığını denetleme görevlerinin 1580 sayılı belediye kanunu 15. Madde 79. Bendinde; ” imar palanlarının yapımı ve uygulaması ile yapıların inşaat ve iskan ruhsatı aşamasında, Türk Standartları Enstitüsünün ilgili standardına uygunluk sağlamak, uygulamaları denetlemek ve bütünlüğü sağlayıcı tedbirleri almak” olarak belirtildiği, ancak somut olayda Vural apartmanı için statik hesap ve raporu olmadığı halde yapı ruhsatı verildiği tespit edilmiştir. Statik hesap ve raporu olmayan bina ile ilgili ruhsat veren, bu hususta üzerlerine düşen dikkat ve özeni göstermeyen ilgili belediye personeli … … VE …’nun meydana gelen ölümler ve yaralanmalar bakımından cezai sorumlulukları yoluna gidilmesi gerektiği, bu kişilerin somut olayda meydana gelecek neticeler öngörerek hareket ettiklerinden bahsetmek mümkün olmadığından bilinçsiz taksirle hareket ettiklerinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Buna göre, somut olayda meydana gelen neticeler bakımından birden fazla kişinin taksirli davranışlarının müessir olduğu ve bu nedenle sanıkların sorumluluklarının belirlenmesinde Türk Ceza Kanununun taksirli suçlarda şahsi sorumluluk esasını gerektiren ” Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur, her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.” şeklindeki 22. Maddesinin beşinci fıkrasının göz ününde bulundurulması gerektiği, görüş ve kanaatine varılmıştır.” şeklinde rapor düzenlendiği anlaşılmıştır.

 

Av. Yalçın Torun

 Stj. Av. Ömer Faruk AKSÖZ 

UYARI

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av. Yalçın TORUN’ ve Ömer Faruk Aksöz’e aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

Scroll to Top
');w.document.close();w.print();});$(document).ready(function(){init();});})(jQuery);