Kişilerin Kusuru, İdarenin Hizmet Kusuru ve Sorumluluğunu Ortadan Kaldırmaz

 

  1. Giriş

                Hukukun temel ilkelerinden biri, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır. Özellikle devletlerin yaşam hakkı üzerindeki pozitif ve negatif yükümlülükleri, anayasal düzen içinde büyük bir yer tutar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi uyarınca devlet, bireylerin yaşam hakkını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, yalnızca doğrudan devlet tarafından gerçekleştirilen ihlallerle sınırlı olmayıp, devletin bireyleri üçüncü kişilerin ve öngörülebilir tehlikelerin yol açabileceği zarar ve tehditlerden korumasını da içerir.

                Bu çalışmada, Anayasa Mahkemesi’nin 2021/4057 b.no.lu Mehmet Ali Gülşen başvurusu hakkında verdiği karar detaylı şekilde ele alınacak, yaşam hakkının ihlali ve makul sürede yargılanma hakkı açısından incelenecektir. Ayrıca, kararın hukuk sistemi ve idarenin sorumluluğu açısından taşıdığı anlam değerlendirilecektir.

  1. Olayın Arka Planı

                Mehmet Ali Gülşen, 2010 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde çöplük alanda bulduğu bir nesnenin patlaması sonucu ağır yaralanmıştır. Yapılan incelemelerde, patlayan nesnenin askeriyeye ait bir el bombası fünyesi olduğu tespit edilmiştir. Olay sonucunda başvurucunun sağ elinin baş ve işaret parmakları kopmuş, yüzünden ağır yaralar almıştır.

                Patlamanın ardından başlatılan adli süreçte bilirkişi raporları hazırlanmış ve olayın sorumluluğuna ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Bilirkişi raporları, patlayıcı maddenin askeriyeye ait olduğunu ve uygun şekilde imha edilmediğini belirtmiştir. Ancak idare mahkemesi, başvurucunun ve ailesinin dikkatsiz davranarak olayın gerçekleşmesine katkıda bulunduğu yönünde karar vermiştir. Mahkeme, idarenin kusurunun kesildiğini kabul etmiş ve tazminat taleplerini reddetmiştir. Bu karar, Danıştay tarafından da onanmıştır.

                Başvurucu, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunarak yaşam hakkının ihlal edildiğini ve yargı sürecinin makul süreyi aştığını iddia etmiştir.

  1. Hukuki Çerçeve

                Anayasa Mahkemesi, başvuruyu değerlendirirken temel olarak iki hukuki meseleye odaklanmıştır:

  1. Yaşam hakkının ihlali (Anayasa’nın 17. maddesi)
  2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali (Anayasa’nın 36. maddesi)

3.1. Yaşam Hakkı ve Devletin Pozitif Yükümlülüğü

                Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama hakkına sahip olduğunu ve bu hakkın kanunlar çerçevesinde korunacağını düzenlemektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. maddesi de benzer şekilde devletlerin bireyleri yaşam hakkına yönelik tehditlerden koruma yükümlülüğünü içermektedir. Bu yükümlülük, özellikle devletin kontrolü altında olan tehlikeli unsurların (silahlar, patlayıcılar vb.) halk için tehdit oluşturmayacak şekilde bertaraf edilmesini gerektirir.

Anayasa Mahkemesi, kararında şu noktaları vurgulamıştır:

  • Devlete ait askeri mühimmatın uygun şekilde imha edilmemesi ciddi bir ihmal teşkil etmektedir.
  • Devletin, vatandaşları bu tür tehlikelerden koruma yükümlülüğü vardır.
  • Derece mahkemeleri, devletin kusurunu yeterince değerlendirmemiştir.

                Anayasa Mahkemesi, başvurucunun olayda kusurunun bulunmasının, devletin yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını belirterek, başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

3.2. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

                Adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ve Anayasa Mahkemesi kararlarında makul sürede yargılanma ilkesini içermektedir. Başvurucunun yargı süreci 2010’da başlamış ve 2020’ye kadar devam etmiştir. 9 yıl gibi uzun süren bu yargılama süreci, Anayasa Mahkemesi tarafından başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle makul süreyi aşan bir süreç olarak değerlendirilmemiştir.

  1. Hukuki ve Toplumsal Sonuçlar

4.1. Devletin Sorumluluğu ve Tazminat Meselesi

                Bu karar, idarenin sorumluluğu konusunda önemli sonuçlar doğurmaktadır. Devlet, kamu güvenliğini tehdit edebilecek unsurların bertaraf edilmesinde azami özeni göstermekle yükümlüdür. Patlayıcı maddelerin uygun şekilde imha edilmemesi, idarenin ağır hizmet kusuru olarak değerlendirilebilir. Ebeveynin kusurunun olması idarenin kusurunu kesmemektedir. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirmesi, benzer vakalar için önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

4.2. Benzer Vakalar İçin Örnek Teşkil Etmesi

                Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, idarenin kusuru nedeniyle mağdur olan bireyler için emsal teşkil edebilir. Özellikle devletin ihmali sonucu meydana gelen zararlar, daha titiz bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

  1. Sonuç

                Mehmet Ali Gülşen’in başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar, hem yaşam hakkı hem de bunun sonucu olarak tazminat kararları açısından önemli hukuki değerlendirmeler içermektedir. Mahkeme, devletin mühimmat bertaraf sürecinde daha dikkatli olması gerektiğini ve bu sürecin vatandaşların güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde yürütülmesi gerektiğini vurgulamıştır.

                Bu karar, Türkiye’de devletin pozitif yükümlülüklerini ve idarenin sorumluluğunu daha net bir şekilde ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Mahkemenin, başvurucunun kusuru ile idarenin hizmet kusuru arasındaki dengeyi nasıl yorumladığı ve sürecin adil yargılanma hakkı kapsamında nasıl değerlendirildiği, hukuki açıdan dikkatle incelenmelidir.

Stj. Av. Ecren Zeynep SAZLI

Av.Yalçın TORUN

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları  Stj. Av. Ecren  Zeynep SAZLI ve Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

Scroll to Top
'); w.document.close(); w.print(); });$(document).ready(function() { init(); });})(jQuery);