Sosyal Medya Hesaplarındaki Paylaşımlar Nedeniyle Memur veya Diğer Kamu Görevlisi Hakkında Tesis Edilen Memuriyetten Çıkarma Disiplin Cezası İfade Özgürlüğünün İhlali Sonucunu Doğurmuştur.
Özet
Anayasa Mahkemesi 21 Kasım 2023 tarihinde 2019/2241 başvuru numaralı E. kararında memurların ve diğer kamu görevlilerinin sosyal medya hesaplarında yaptıkları siyasi paylaşımların disiplin cezasıyla cezalandırılmaları durumunda ifade özgürlüğünün ihlal edilmemesi için, idare ve yargı organlarının dikkate alması gereken kriterleri genel olarak belirlemiştir. Anayasa Mahkemesince incelenen dosyada; hekim E. hakkında sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlar neticesinde disiplin soruşturması başlatılmış, paylaşımlarının ideolojik bir söylem olduğu, paylaşımda anayasal düzeni yıkma girişiminin övüldüğü ve devlet büyüklerine hakaret edildiği, değerlendirilerek, hakkında devlet memurluğundan çıkarılma disiplin yaptırımı tesis edilmiştir.
Yaptırıma konu olan disiplin suçu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendinde düzenlenen “Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasal veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek” ve aynı bendin (g) alt bendinde düzenlenen “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” disiplin suçlarıdır. Başvurucu idari yargı sistemi içerisinde disiplin cezasının iptaline yönelik dava açmış, davasının reddedilmesi sonrasında Anayasa Mahkemesine ifade özgürlüğünün ihlali iddiasıyla başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi E. Kararında sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımların hangi durumlarda ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kalacağı ve hangi durumlarda ifade özgürlüğü sınırlarını aşacağı hususunda disiplin hukukunun ilkelerini de dikkate alarak tespitlerde bulunmuş ve her bir somut olayda dikkate alınacak kriterleri belirlemiştir. Mahkemece E.S olayında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiştir. Mahkemece yapılan değerlendirmede dikkate alınan kriterler aşağıda açıklanmıştır. E.S Hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararının da verildiği dikkate alınmalıdır[1].
Yargılama Süreci
Başvurucu; Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurusunda sosyal medya paylaşımlarının siyasi içerikli olmadığını ve görevine etkisinin bulunmadığını, hakkında yürütülen adli soruşturmanın takipsizlikle neticelendiğini, eylemi karşılığında uygulanan kanun hükümlerinin eylemiyle uyuşmadığını ve sonucu itibarıyla hakkında tesis edilen disiplin cezasının orantısız olduğunu belirterek devlet memurluğundan çıkarma cezası şeklindeki müdahalenin hukuk devleti ilkesini, kanunsuz ceza olmaz ilkesini, eşitlik ilkesini, masumiyet karinesini, çalışma hürriyetini, adil yargılanma hakkını, maddi ve manevi varlığı geliştirme hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Adalet Bakanlığı ise başvuru konusu disiplin cezası ile ifade özgürlüğüne bir müdahalenin bulunup bulunmadığı, bulunduğu düşünüldüğü takdirde müdahalenin meşru bir amacı haiz olup olmadığı, şikâyete konu edilen işlemin belirtilen meşru amaç ile orantılı olup olmadığı, başvuranın ifade hürriyeti ile kamu güvenliği ve düzeninin sağlanması anlamında diğerlerinin hakları arasında adil dengenin gözetilip gözetilmediği, bu anlamda idare ve derece mahkemeleri kararlarının ilgili ve yeterli gerekçeler içerip içermediği hususu değerlendirilirken ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri ile yargı içtihatlarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi başvuruyu ifade özgürlüğü kapsamında incelemiş öncelikle başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin Değerlendirmesi ve Belirlediği Kriterler
Mahkemece ifade özgürlüğüne gerçekleştirilen müdahalenin dayanağının 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin olduğuna bu kapsamda kanunla sınırlama ölçütünün karşıladığı sonucuna varmıştır. Müdahalenin Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacını taşıdığı yönünde tespitte bulunmuştur. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin “demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı” yönünde aşağıdaki tespitlerde bulunmuştur.
Mahkeme değerlendirmesinin başlangıcında Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasına göre “devletin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği”, Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında ise memurlar ve diğer kamu görevlilerinin “Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü olduklarını”, 657 sayılı Kanun’un 7. maddesine göre ise “devlet memuru, tarafsızlığını gölgeleyecek şekilde bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamayacağı gibi siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda da bulunamayacağını”, Kanun’un 125. maddesinde “bu gibi eylemlerde bulunan devlet memurlarına disiplin cezaları verileceğini” ifade etmiştir. Mahkeme ayrıca kanun koyucunun “kamu görevlisinin meslek hayatı ile sınırlı olacak şekilde apolitik görünmesini amaçladığını ve bu şekilde kamu gücünü kullanan görevlilerin siyasi kutuplaşmalarda yer almasının önüne geçerek idareye tarafsız bir pozisyon kazandırmak istediğini de” vurgulamıştır.
Bu kapsamda kamu görevlisi olmak, sağladığı bir takım ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı ve diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirmektedir. Kamu görevlileri tabi oldukları statülerinin -kanun ve diğer alt mevzuata dayanan- gereklerini yerine getirmemeleri hâlinde bir disiplin cezası ile karşılaşacaklardır. Diğer taraftan düşünce açıklamaları karşılığında uygulanan disiplin cezaları, kamu görevlilerinin temel hak ve özgürlükleri üzerinde bir caydırıcı etki oluşturarak, ifade özgürlüğünün ihlali sonucu doğurmamalıdır. Anayasa mahkemesi idari makamlar ve idare mahkemelerinin böyle durumlarda yapacakları değerlendirmelerde, özellikle ifade özgürlüğünün sınırlarını çizerken bazı kriterler belirlemiştir. Kriterler her somut olayda yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınmalıdır. Bu kriterler kısaca aşağıdadır.
Devlet memurlarının aynı zamanda birer birey olduğu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma gibi sosyal yönlere sahip olma haklarının bulunduğu göz ardı edilmemelidir.
Kamu görevlilerinin her tür düşünce açıklamasının değil başkalarını siyasi partiler lehine veya aleyhine ikna etme çabası şeklinde kabul edilecek açıklamalar propaganda olarak kabul edilmelidir. Bu kapsamda açıklamanın siyasi partilerle yahut siyasal meselelerle ilgili olması tek başına propaganda olarak kabul edilemez. Kamu görevlisinin bulunduğu konum ve görevi, paylaşım ile birlikte dikkate alındığında başkalarını siyasi partiler lehine veya aleyhine ikna çabası olarak vasıflandırıldığında propaganda olarak kabul edilebilir.
Her somut olayda kamu görevlisinin düşünce açıklamasını kamu görevi statüsünün ve görev yaptığı alanın kendisine sağladığı unvanı kullanarak yaptığının gösterilmesi gerekmektedir.
Yukarıdaki açıklamalara ilave olarak paylaşımın, kamu görevlisinin siyasi kutuplaşmanın bir parçası hâline geldiği ve bu durumun kamu hizmetlerinin sürekliliğini, etkinliğini, verimliliğini ya da gereği gibi yerine getirilmesini olumsuz etkilediğinin veya etkileyeceğinin muhtemel olduğunun gösterilmesi gerekmektedir.
Kamu görevlisinin cezalandırılmasının zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık geldiği gösterilmeli; kamu görevini etkileme derecesiyle orantılı bir disiplin cezasına hükmedilmedir.
Değerlendirmelerin her tek olayda açık, spesifik ve tekil olarak yapılması gerekmektedir.
Karara konu olayın değerlendirmesinde mahkeme başvurucunun yaptığı düşünce açıklamalarının toplumun dikkatini çeken bir meseleye ilişkin olduğunu ve ülke sorunlarıyla ilgilenme kapsamında kaldığını kabul etmiş, başvurucunun paylaşımlarının yaşanan ortamda mevcut bilgi eksikliği ile psikolojik etmenler dikkate alındığında açıklamaların spontane bir tepkinin sonucu olduğu değerlendirilmiş, somut olayda başvurucunun darbeyi açıkça savunan herhangi bir ifadeye paylaşımlarında yer vermediğini vurgulamış, ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya ortaya koyduğu kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile müdahale yapıldığını, bu kapsamda somut olayda Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir.
Av. Yalçın TORUN
UYARI
Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.
[1] E.S’ nin yaptığı paylaşımların içerikleri https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/2241 sayfasında mevcuttur.
