İfade Özgürlüğü Açısından Unutulma Hakkı
İfade özgürlüğü doğası gereği bilgiyi ve düşünceyi alma ve yayma özgürlüğünü içermektedir. İfade özgürlüğü gereği bilgi yayılır ve paylaşılırken, unutulma hakkını ileri süren kişi ise düşünce veya bilginin silinmesi talebinde bulunmaktadır. Bu iki hak arasında bir çatışma yaşanması durumunda sınırın nasıl çizileceği ve dengenin nasıl kurulacağı sorunu ön plana çıkmaktadır. Bir tarafta kişinin unutulma hakkı ile ilgili bir menfaati varken, diğer taraftan ise başkalarının bu bilgiye ulaşma ve bu bilgiyi yaymaya ilişkin menfaati olabilmektedir. Bu durum bazen menfaatin ötesine geçerek insan onurunun korunması yönünde değerlendirme yapılmasını da zorunlu hale getirebilmektedir. Unutulma hakkının mutlak bir hak olmaması, ifade özgürlüğünün sınırı çizilirken her somut olayda ayrı ayrı değerlendirme yapılması zaruretini ön plana çıkarır. Konuya ilişkin diğer önemli bir sorun ise, unutulma hakkı ile demokratik bir toplum için zorunlu olan basın özgürlüğünün çatışması halidir. Basının demokratik toplumda kamu yararı gereği haber yapmaya ilişkin bir ödevi, toplumun da bilgiyi ve haberi almaya ilişkin bir hakkı vardır. Günümüzde dijital çağda ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğüne olanak sağlayan internet ortamı haklar arasında sık sık çatışmaların yaşanmasına da zemin hazırlamaktadır.
Konuyla ilgili diğer önemli bir husus unutulma hakkına yönelik talebi ileri süren kişinin kimliği olmaktadır. Unutulma hakkını ileri sürenler arasında özellikle toplumda yakından tanınan kişilerin ön plana çıktığı da bir gerçektir. Unutulma hakkı değerlendirilirken sade vatandaşlar ile kamusal figürler, siyasetçiler, kamu görevlileri ve toplumsal yaşamda rol oynayan kişiler arasında bir ayrım yapılmaktadır. Hatta bu ayrım siyasetçiler ile diğer kamusal figürler arasında da sıkça yapılmaktadır. Olayda bir siyasetçi olduğunda unutulma hakkı ile ifade ve basın özgürlüğü arasında bir değerlendirme yapılırken, değerlerin çatışması durumunda terazide ifade özgürlüğü lehine bir değerlendirme ön plana çıkabilmektedir. Diğer taraftan konu kamu görevlilerine geldiğinde, kamu görevlilerinin kişilik haklarına ilişkin saldırılarda kamu görevlilerine siyasetçilere oranla daha fazla bir koruma sağlanmaktadır. AİHM Lesnik-Slovakya davasında Slovak Hükümetinin bölge savcısının itibarını korumak için yaptığı müdahaleyi hak ihlali olarak görmemiştir. Bunun gereği kamu görevlisinin kişiliği ve şöhreti olmayıp, kişinin yerine getirdiği kamusal göreve kanunun duyduğu güvenin demokratik toplumdaki önemidir[1]. AİHM medya önünde sürekli bulunan oyuncular, sanatçılar vb. kamuya mal olmuş kişiler hakkında değerlendirme yaparken, haberin doğruluğu, bilginin edinilme yöntemi, hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi, konunun kamu yararı üzerine katkısı, yayının içeriği, biçimi ve sonuçları hususlarını dikkate almaktadır.[2]Feldek Slovakya davasında bir politikacının faşist geçmişine ilişkin bir mülakatta yayımlanmış beyan, ifade özgürlüğü kapsamında korunmuştur.[3] Unutulma hakkı ile basın özgürlüğü arasındaki ilişkiyi ifade ederken basındaki ifadelerin bir değer yargısını mı, yoksa olaya dayalı bir bilgilendirmeyi mi içerdiğini de dikkate almak gerekmektedir. Bir olayın mevcut veya yaşanmış olup olmadığı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının mümkün olmayabileceği açıktır. Hiçbir veriye dayanmayan değer yargısı içeren fikir ve düşünceler aşırı olarak değerlendirilebilecektir.
[1] http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-60974 (erişim tarihi 01.10.2020)
[2] Doğru Atilla Nalbant s 240
[3] Osman DOĞRU ATİLLA NALBANT S 208
Av.Yalçın TORUN
UYARI
Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.
