İDARENİN EYLEM VE İŞLEMLERİYLE KİŞİLİK HAKLARININ İHLALİ DURUMUNDA İDARENİN SORUMLULUĞU
1.Kişilik Hakkı Nedir?
Kişi kavramı, haklara ve borçlara sahip olma ehliyetini ifade etmektedir. Kişilik hakkı kavramı, kişinin yaşamı, sağlığı, beden ve ruh bütünlüğü, fikirleri, özgürlüğü, onur, şeref ve haysiyeti, fikir ve düşünceleri, özgürlüğü, isim, resim üzerindeki hakları, ticari ve mesleki saygınlığı gibi manevi değerleri ve tüm sosyal ve siyasal haklarını içermektedir. Yukarıda saydıklarımız kişiliğin ayrılmaz parçalarındandır.
2.İdarenin Kişilik Hakkını İhlal Ettiği Durumlar ve Hukuki Çareler Nelerdir?
a.İdare Eylem ve İşlemleriyle Kişilik Hakkını İhlal Edebilir.
İdari yargı alanında, idare hukuka aykırı olarak kişilik haklarını ihlal ettiği takdirde, ihlal fiili bir idari işlemden kaynaklanmışsa iptal ve/veya tazminat, bir eylemden kaynaklanmışsa sadece tazminat talebinde bulunulabilir.
b.Kişilik Hakkı İhlali Nedeniyle İdarenin Sorumluluğu İçin Ağır Hizmet Hizmet Kusurunun Arandığı Haller
Hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde ortaya çıkan ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğuran idarenin kusurlu olduğu hallerdir. Danıştay’ın eski kararlarına göre, kişilik hakkının ihlali nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için “ağır hizmet kusuru” aranmaktaydı. Bu içtihada göre, kusursuz sorumluluk veya normal hizmet kusurunun söz konusu olduğu durumlarda, kişilik hakları zedelenmiş olsa bile manevi tazminata hükmedilmesi mümkün değildir. Danıştay’ın bazı kararlarına göre “ağır hizmet kusuru” şartı aranmaktadır.
(a)Kişi Hakkında Tesis Edilen Disiplin Cezasının Mahkeme Kararı İle İptali Sonrasında Kişilik Haklarının Saldırıya Uğraması Durumu;
Danıştay bir kararında “Özellikle davacı hakkında tesis edilen son disiplin cezası olan görevden çekilmiş sayılma cezasının Mahkeme kararı ile iptali sonrasında göreve dönebildiği dikkate alındığında, davalı idare tarafından kısa sayılabilecek bir süre içerisinde davacı hakkında tesis ettiği işlemler nedeniyle, davacının akademik geçmişinin, toplumdaki sosyal statüsünün, aile içerisinde ve meslektaşları arasındaki itibarının, kişilik haklarının ve buna bağlı olarak şeref ve hasiyetinin olumsuz olarak etkilendiği, davalı idarenin tesis edilen ve sonuçları itibariyle ağırlaşan disiplin işlemleri nedeniyle davalı idarenin ağır hizmet kusurunun oluştuğu açıktır.” (Danıştay Kararı – 8. D., E. 2021/7896 K. 2022/8527 T. 30.12.2022) şeklinde karar vermiştir.
(b)Kişi Hakkında Gizli Kalması Gereken Bilgilerin Basına Sızdırılması Yoluyla Kişilik Haklarının Saldırıya Uğraması Durumu;
Danıştay’ın diğer bir kararında “MİT tarafından düzenlenen ve gizli kalması gereken bir Susurluk Raporu basına sızdırılması ve bu belgede gerçek olup olmadığı kanıtlanmamış bazı suçlamaların yer alması sonucu kişilik haklarının ihlal edildiğine ve davalı idarenin açıklanan ağır hizmet kusuru nedeniyle davacının uğradığı manevi zararın, manevi tazminatın niteliği de göz önüne alınmak suretiyle tazmini gerekmektedir.” şeklinde karar vermiştir. (Danıştay 10.Dairesi, 02.10.2001 T., 1999/990 E., 2001/3326 K.)
c.İdarenin Sorumluluğu İçin Hizmet Kusurunun Arandığı Haller;
Son zamanlarda Danıştay kişilik haklarına saldırı olan durumlarda ağır hizmet kusuru yerine hizmet kusurunu da yeterli görmektedir.
İşletmenin yakılması ve bunun sonucunda onlarca kişinin ölümüne şahit olunması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması durumu;
Ancak Danıştay’ın ağır kusuru aramadığı, hizmet kusurunu da yerinde gördüğü kararları vardır. Bunlardan birisi Danıştay 10. Dairesi’nin 1996/211 E., 1996/575 K., 02.10.1996 T. sayılı kararıdır. 1993 yılında Sivas ilinde yapılan 4.Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri sırasında meydana gelen, bir otelin yakılması ve otuz üç kişinin ölümü ile sonuçlanan olayda otelden sağ olarak kurtulan davacı, gözü önünde birçok insanın ölmesi ve saatlerce otelde mahzur kalması nedeniyle manevi zarara uğradığı iddiasıyla idareye karşı manevi tazminat davası açmıştır. Danıştay bu kararında;
“Protesto eylemlerinin başlamasından otelin yakılmasına kadar geçen yedi saate yakın bir süre, başlangıçta az sayıda eylemciden oluşan kalabalığı dağıtmaya veya başka şekilde etkisiz hale getirmeye yönelik çalışmaların yetersizliği, ya da dağıtılması halinde başka olaylar çıkabileceği endişesiyle dağıtmak istemeyen idarenin, hizmetin kötü işlemesi, hatta bir süre hiç işlememesi nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğu” şeklinde karar vermiştir.
İlgili kararlardan da anlaşılacağı üzere idari yargıda, idare tarafından hukuka aykırı bir şekilde kişilik hakları ihlal edilen birey, bu saldırı sonucunda hissettiği acı ve üzüntünün bir ölçüde giderilmesi amacıyla manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir.
d. Kamu Kurum ve Kuruluşlarında İşyerinde Uygulanan Mobbing/ İşyeri Tacizi Kişilik Hakkının İhlali Kabul Edilerek İdarenin Tazminat Sorumluluğu.
Mobbing olarak tanımlanan işyerinin yer değiştirmeye tabi tutularak kişinin işyerinden ve çalıştığı birimden uzaklaştırıldığı, yapılması gereken ödemelerin çeşitli gerekçeler ileri sürülerek ilgili personel tarafından geç yapıldığı veya hiç yapılmadığı bir işyerinde mobbinge uğrayan kişinin kişilik hakları idare tarafından saldırıya uğramıştır. İlgili kişi bu sebepten idareye karşı maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş, bu istemi Danıştay tetkik hâkimi tarafından kabul edilmiştir.
Danıştay 2. D., E. 2020/1868 K. 2020/3341, 11.11.2020 tarihli kararında;“2004 ile 2009 yılları arasında davalı idare tarafından davacının yer değiştirmeye tabi tutularak işyerinden ve çalıştığı birimden uzaklaştırıldığı, yapılması gereken ödemelerin çeşitli gerekçeler ileri sürülerek ilgili personel tarafından geç yapıldığı veya hiç yapılmadığı; davacı tarafından bu konulara ilişkin şikayetlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına iletilmesi üzerine Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen 07/04/2010 günlü, 47 sayılı Bakan Olurunda, davacının iddialarının soruşturma raporu ile teyit edildiği; davacı hakkında tesis edilen işlemlerin kişilik haklarını ihlal ederek, davacı üzerinde fiziki ve ruhsal olumsuz etkilere yol açtığı, davacıya yönelik olarak belirli bir süre sistematik biçimde devam eden yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan bu işlemler nedeniyle, olayda, adı geçene manevi tazminat ödenmesini gerektiren koşulların oluştuğu sonucuna varıldığı; manevi zararın, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade ettiği…
Bu durumda, davacının duyduğu elem ve üzüntünün kısmen de olsa giderilmesi amacıyla, davacıya takdiren 15.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle, 30.000,00-TL manevi tazminat isteminin 15.000,00-TL’lik kısmının kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın, … Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açma tarihi olan 26/10/2009 gününden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine…” karar verilmiştir.
e.Tüzel Kişilerin Kişilik Haklarının Saldırıya Uğraması Durumu Söz Konusu Olabilir mi, Tüzel Kişiler Bu Sebeple Manevi Tazminat İsteminde Bulunabilir mi?
Bildiğimiz gibi kişilik hakkı çeşitli kişisel değerlerden oluşan bir bütünlük arz eder. Kişilik hakkı bir şahsın kişiliğini oluşturan maddi ve manevi değerleri kapsar. Kişinin özel yaşamı, beden bütünlüğü, şeref, haysiyeti, onuru, saygınlığı, sağlığı, özel yaşamının gizliliği, resmi adı, eseri, sözü, ekonomik hareket serbestliği ve özgür olma hakkı bu değerlerdendir.
Her ne kadar tüzel kişilerin manevi tazminat isteminin söz konusu olamayacağı düşünülse de Danıştay’ın görüşüne göre “hukuk düzeni, tüzel kişileri hukuk süjesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşettiğine göre, kişisel varlıklara yapılan saldırı nedeniyle elem ve ızdırap duymayacaklarından söz edilerek tüzel kişilerin manevî tazminat adı ile bir paranın ödetilmesi davası açamayacaklarını kabul etmek yasa koyucunun amacına aykırı düşer. Çünkü, Yasa yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır.”
f. Teröristlerce Bombalanan İşyerinin Karşısındaki İşletmenin Kullanılamaz Hale Gelmesi Sebebiyle Tüzel Kişiliğin Kişilik Haklarının Saldırıya Uğraması Durumu;
Dava; İstanbul İli, Beyoğlu İlçesi, Şahkulu Mahallesindeki işyerinin 15.11.2003 tarihinde teröristlerce bombalanması sonucunda … karşısında bulunan davacı şirkete ait işyerinin kullanılamaz hale gelmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zarar karşılığı 40.000 TL maddi, 20.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Danıştay 10. D., E. 2010/1399 K. 2014/3366 T. 26.5.2014 kararında “Manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Gerçek kişiler yanında tüzel kişilerinde kişilik haklarına yönelik bir saldırı nedeniyle manevi zarara uğrayabilecekleri, bu tür zararlarında tazmini gerektiği açıktır.
Tüzel kişiler insanlar gibi maddi bir yapıya sahip olmadıklarından dolayı onların bedensel bütünlüğü, yaşamı, sağlığı gibi, maddi bedensel değerler üzerinde kişilik haklarının varlığı tabi olarak söz konusu olmamakla birlikte saygınlık, onur, sır çevresi gibi manevi nitelikteki kişisel değerlerle, mesleki ve ekonomik kişisel değerlere gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de sahip olduğu kuşkusuzdur.
Bu nedenle tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir. Bu itibarla da ekonomik faaliyetleri azaltan veya ortadan kaldıran olaylarda kişiliği ihlale yönelik nitelik taşır.
Yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında, terör eylemi nedeniyle işyeri zarar gören davacı şirkete, olay ve idareye başvuru tarihinin 5233 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önceki bir tarih olduğu da dikkate alınarak sosyal risk ilkesi uyarınca manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.”
Danıştayın birçok kararında 5233 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önceki terör olayları nedeniyle zarar gören kişilerin manevi tazminat talebinde bulunabileceği görüşündedir. Ancak 2004 tarihinde yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanuna göre ilgili kanun sadece maddi zarara uğrayan kişileri kapsadığından, söz konusu kanuna göre manevi tazminat talebinde bulunulamaz.
g. İdarenin Basın ve Yayımda Sorumluluğunun Doğduğu Haller Nelerdir?
“Su Gibi” adlı evlilik programında, katılımcıların birbirleri ile ilgili argo ve küçümseyici ifadeler kullandığı, birbirlerinin kişilik haklarına saldırdıkları, kişisel mahremiyet alanlarını ihlal ettiklerinden ve katılımcıların eş seçiminde karşı tarafın sadece maddi imkânını, güzelliğini, sosyo-ekonomik özelliklerini sorgulayarak toplumun en küçük birimini oluşturan aile müessesini ticarileştirerek anlamını ve özelliğini zedelediklerinden bahisle 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) ve (f) bentlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle, davacı şirket, RTÜK’e karşı iptal ve manevi tazminat talepli dava açılmıştır.
Danıştay 13. D., E. 2017/101 K. 2021/1183 T. 5.4.2021;
“Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile söz konusu programa ait CD kayıtlarının birlikte değerlendirilmesinden; katılımcıların birbirleri hakkında argo ve küçümseyici ifadeler kullandığı, birbirlerinin kişilik haklarına saldırdıkları, kişisel mahremiyet alanlarını ihlal ettikleri, katılımcıların eş seçiminde karşı tarafın sadece maddi imkanlarını, güzelliğini, sosyo-ekonomik özelliklerini sorgulayarak toplumun en küçük birimini oluşturan aile müessesini ticaretleştirecek anlamını ve özelliğini zedelediği, söz konusu yayınlarda yer alan ifadelerin 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasının (ç) ve (f) bendinde yer alan ilkelere aykırılık teşkil ettiği kanaatine varıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır… Bu sebeple İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına…” şeklinde karar vermiştir.
Görüldüğü gibi televizyon programına katılanların birbirine küfür hakaretler ederek kişilik hakkını ihlal etmesi nedeniyle (kişilik haklarına saldırı nedeniyle) açılan iptal davasında, burada idarenin kişilik haklarına saldırı dolayısıyla sorumluluğu doğacaktır
h. Askerlik Görevinin İfası Sırasında İntihar Eden Er’in Ailesinin Kişilik Hakları Saldırıya Uğrayabilir mi?
Danıştay askerlik görevini ifa eden Er’in görevini ifa ettiği sırada koğuş binasının 3.katından atlayarak intihar etmesi sonucunda ailenin kişilik haklarının saldırıya uğramış olduğu, ailesinin intihar etmesi sonucu mu vefat ettiği hususunda ömür boyu şüphe duyacakları ve bunun sonucunda üzüntü, keder, elem, ızdırap duyacağının şüphesiz olduğuna ve idare tarafından manevi tazminatın ödenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Danıştay 10. D., E. 2019/476 K. 2023/5751 T. 18.10.2023
“Davacılar tarafından, oğulları …’ün Muğla ili, … Komutanlığı emrinde er olarak askerliğini yapmakta iken 08/12/2013 tarihinde vefat ettiğinden bahisle olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğradıkları iddia edilen zararlarına karşılık şimdilik ayrı ayrı 25.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 150.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Bakılan uyuşmazlıkta, her ne kadar davacıların çocuğunun vefat etmesi ile idarenin eylemi veya hizmeti arasında uygun illiyet bağı bulunmasa da davacıların, oğullarının askerlik görevini ifa ettiği sırada koğuş binasının 3. katından atlayarak intihar etmesi sonucu mu vefat ettiği hususunda ömür boyu şüphe duyacakları ve bu durumun da davacılar da elem ve üzüntüye yol açacağı kuşkusuzdur.
Bu itibarla; davacıların uğradıkları manevi zararın karşılanması gerekmekte olup, manevi tazminat istemleri yönünden davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.”
ı. Hatalı Şizofreni Tanısı Konulan Kişinin Kişilik Hakları Saldırıya Uğramış mıdır?
Hatalı konulan şizofreni tanısı durumunda kişilik hakları saldırıya uğramış olacaktır. Dosyada Danıştay tetkik hâkimi bilirkişi raporları çelişkili olduğundan ve hatalı şizofren tanısı konulması durumundan kişilik haklarının saldırıya uğrayacağından bahisle dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Danıştay 10. D., E. 2019/6178 K. 2019/5717 T. 17.9.2019;
“Davacı ve eşi arasında görülmekte olan boşanma davasında, davacı, Kahramanmaraş 1. Aile Mahkemesinin 24/11/2009 tarih ve E:2008/1659 sayılı ara kararı ile Dr. Ekrem Tok Adana Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine gönderilmiş ve davacının akıl dengesin yerinde olup olmadığı varsa iyileşmenin mümkün olup olmadığı ve vesayet altına alınmasının gerekip gerekmediğinin tespit edilmesi istenilmiştir.
Bunun üzerine anılan hastanece düzenlenen 26/01/2010 tarih ve 1185 sayılı sağlık kurulu raporunda, davacı hakkında şizofreni tanısı konulmuş, vesayet altına alınması uygun görülmüştür.
Ardından, davacı tarafından vesayetin kaldırılması talep edilmiş, Kahramanmaraş Sulh Hukuk Mahkemesinin E:2010/639 sayılı dosyasında alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 4. İhtisas Kurulu raporunda, davacının öyküsü ile ilk tanıdan sonraki tetkikleri birlikte değerlendirilerek akıl sağlığının yerinde olduğu yönünde mütalaa verilmiştir.
Davacı tarafından, anılan rapora dayanılarak hakkında hatalı tanı konulması nedeniyle kişilik haklarının zedelenmesi ile oluşan manevi zararının tazmini istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Görüldüğü üzere, davacı hakkında düzenlenen raporların birbiriyle çelişkili olduğu, Mahkemece çelişkinin giderilmesi noktasında bir bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı gibi bir değerlendirmede de bulunulmamıştır. Dr. Ekrem Tok Adana Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin 21/01/2010 tarihinde 100000497 protokol numarası ile hastaneye yatırıldığı belirtilen davacıya ait hastane evrakında bahsedilen paranoid psikoz hastalığının şizofren tanısı içinde yer alıp almadığı, şizofreni tanısı konulmasının yöntemlerinin açıklanması, dosyaya sunulan hastane kayıtlarının incelenerek davacı hakkında şizofreni tanısı konulup konulamayacağı, anılan hastalığın kalıcı olup olmadığı ve iyileşmenin mümkün olup olmadığı hususlarını da incelemek ve değerlendirmek suretiyle Adli Tıp Üst Kurulu’ndan açıklamalı ve gerekçeli yeni bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının yeniden incelenmesi gerekmektedir.”
Stj. Av. Aysu HASANLI & Av. Yalçın TORUN
Uyarı
Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Stj. Av Aysu HASANLI ve Av . Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.
