KIŞLADA AYAĞI KAYIP DÜŞEREK SAKATLANAN PERSONELE TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ
ÖZET; Kışla içerisindeki merdivenlerin kar yağışı sonrası buzlanması nedeniyle merdivenlerden kayıp düşerek kalıcı olarak sakatlanan personele efor kaybı tazminatı ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
DAVACI : ……….
VEKİLİ : AV. YALÇIN TORUN
DAVALI : JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
VEKİLİ :
DAVANIN ÖZETİ : ……… ili, …….. Jandarma Komando Alay Komutanlığı emrinde J.Uzm. Çvş. olarak görev yapan davacı tarafından, ……….. tarihinde içtimaya katılmaya giderken kışla içerisindeki merdivenlerdeki buzlanma nedeniyle kayıp düşmesi sonucu yaralandığı, sol kolundan ameliyat olduğu ve 4/5 oranında hareket kaybının oluştuğu, buzlanmaya karşı gerekli önlemleri almayan idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla bu olay nedeniyle uğramış olduğu efor kaybından dolayı 900,00-TL ve tedavi giderlerine karşılık 100,00-TL olmak üzere toplam 1.000,00-TL maddi tazminatın (ıslah sonrası 298.780,92-TL) ve duymuş olduğu acı ve elemler için 250.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacının yaralanması olayında idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, olayın davacının kendi dikkatsizliği ve tedbirsizliği nedeniyle gerçekleştiği, kış mevsiminde yürüme yollarının ve merdivenlerin sürekli temizlendiği, tuzlama yapıldığı, personele de kayıp yaralanma olaylarına karşı buzlu ve karlı zeminlerde hızlı yürümemesi ve koşmaması gerektiği konusunda tebligat yapıldığı, olayın askerlik hizmetinin ifası (görev esnasında) ya da askeri eğitim sırasında meydana gelmediği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Diyarbakır 2. İdare Mahkemesince, dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü.
Dava; …. ili, ……. Jandarma Komando Alay Komutanlığı emrinde J.Uzm. Çvş. Olarak görev yapan davacı tarafından, ………tarihinde içtimaya katılmaya giderken kışla içerisindeki merdivenlerdeki buzlanma nedeniyle kayıp düşmesi sonucu yaralandığı, sol kolundan ameliyat olduğu ve 4/5 oranında hareket kaybının oluştuğu, buzlanmaya karşı gerekli önlemleri almayan idareni hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartıyla bu olay nedeniyle uğramış olduğu efor kaybından dolayı 900,00-TL ve tedavi giderlerine karşılık 100,00-TL olmak üzere toplam 1.000,00-TL maddi tazminatın (ıslah sonrası 298.780,92-TL) ve duymuş olduğu acı ve elemler için 250.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 125.maddesinin son fıkrasında yer alan “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmüyle idarenin hukuki/malî sorumluluğu ilkesi kabul edilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesinin 1’inci fıkrasının (b) bendinde ise, “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” idari dava türleri arasında sayılmıştır.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 21. maddesinde, “Kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hale gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. (…)” kuralı yer almıştır.
2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un “Nakdi tazminat ve aylığın etkisi” başlıklı 6. maddesinde, “Bu Kanun hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak emekli aylığı uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığıdır.
Yargı mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı olarak kurumların ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakdi tazminat ile bağlanmış bulunan aylıklar gözönünde tutulur.” kuralı yer almıştır.
Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesinde, “(1) Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. (2) Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.
” hükümlerine yer verilmiştir.
İdarenin hukuki/mali sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi zararlar yanında manevi zararların da idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur.
Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesini, yine bu suretle oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem veya işlemlerden doğan zararlar kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca İdare Hukuku kuralları çerçevesinde tazmin edilmektedir.
İdarenin kusurlu sorumluluğundan bahsedilebilmesi için, öncelikle ortada hizmet kusuru teşkil eden bir durumun varlığı gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Hizmet kusurunun oluşabilmesi, saptanan yanlış ve aykırılığın hizmetin iyi kurulamadığını, düzenli işlemediğini gösterecek derecede ağır ve belirgin olmasını gerektirir. Ayrıca; idarenin kusurlu sorumluluğuna gidilebilmesi için, hizmet kusurunun bulunması yeterli olmayıp, genel sorumluluk koşullarının da somut olayda gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Bu koşullar ise, idarî bir işlem ya da idareden sadır olan ihmalî veya icraî bir eylemin varlığı, tazmin isteyenin maddî veya manevî bir zararının bulunması ve söz konusu zararın idarenin işlem veya eyleminin bir sonucu olması, yani zarar ile idarî davranış arasında kurulabilen bir illiyet bağının mevcudiyetidir.
Bunun yanında, idarenin, kamu görevlilerinin ve özellikle güvenlik personelinin görevlerini yerine getirdikleri sırada yaralanmaları ya da hayatını kaybetmeleri nedeniyle uğranılan zararlardan da “meslekî risk” ilkesi gereğince kusursuz sorumluluk esaslarına göre sorumlu olduğu yerleşik Danıştay içtihatları ve öğretide kabul edilmiştir. Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.
Bu bağlamda; tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı ileri sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının ………. ili, ……….Jandarma Komando Alay Komutanlığı emrinde Jandarma Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken, …….. tarihinde ikamet etmekte olduğu Uzman Erbaş Misafirhanesinden içtimaya katılmaya giderken kışla içerisindeki merdivenlerdeki buzlanma nedeniyle kayıp düşmesi sonucu sol kolundan yaralandığı, oluşan humerus soft kırığı nedeniyle ameliyat olduğu, belli bir süre istirahat raporu kullanmasının ardından görevine devam ettiği, sonrasında davacının ………..tarihli dilekçe ile davalı idareye başvuruda bulunarak zararının tazminini talep ettiği, bu istemin zımnen reddi üzerine efor kaybı nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların karşılığı olarak 900,00-TL (efor tazminatı) ve tedavi giderlerine karşılık 100.00-TL olmak üzere toplam 1.000,00-TL maddi tazminat (ıslah sonrası 298.780,92-TL) ve duymuş olduğu acı ve elemler için 250.000,00-TL manevi tazminatın olayın meydana geldiği tarihten itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden, davacının söz konusu yaralanma olayı sonrasında başka bir hizmet sınıfına geçirilmediği, …………. Jandarma Komando Alay Komutanlığı emrinde görevine devam ettiği ve olay nedeniyle davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu uyuşmazlıkta, kamu görevlisi olan davacının, ……….. Jandarma Komando Alay Komutanlığı emrinde J.Uzm. Çvş. olarak görev yapmakta iken ………… tarihinde içtimaya katılmaya giderken kışla içerisindeki merdivenlerdeki buzlanma nedeniyle kayıp düşmesi sonucu yaralandığı, davacının olayla ilgili yürütülen idari tahkikat kapsamında alınan ifadesinde “…Sabah içtiması için kalmakta olduğum eski uzman misafirhanesi merdivenlerinden aşağı indiğim sırada merdivenlerdeki gizli buzlanma oluşmasından dolayı ayağım kayarak sırt üstü sol elimin üstüne düştüm. ….Bahse konu ayağımın kayması sonucu düşerek yaralanmam olayı ile ilgili herhangi bir kimseden şikayetçi ve davacı değilim, olay tamamen benim dikkatsizliğim ve tedbirsizliğim sonucu meydana gelmiştir.” şeklinde beyanda bulunduğu, savunma dilekçesi ekinde sunulan ……… Jandarma Komando Alay Komutanlığının ……… tarih ve …….. sayılı “Kış Mevsimi Öncesi Alınacak Tedbirler” konulu yazısında, “Kış Tedbirleri ve Donmalara Karşı” başlıklı bölümün 6. maddesinde, “Personelin kayıp yaralanma olaylarına karşı buzlu ve karlı zeminde hızlı yürümemesi, koşmaması gerektiği, çatı vb. yerlerde bulunan sarkıntıların ve kar kütlesi sonucu yarlanma meydana gelebileceğinden bu yerlerden geçmemesi gerektiği öğretilecektir.” şeklinde talimata yer verildiği ve bu talimatın davacıya tebliğ edildiği görülmekle dosyada yer alan bilgi ve belgeler, olayın meydana geldiği tarih ve yer (bahçede bulunan merdiven), davacının yaşı (27 yaş) ve ifadesi birlikte değerlendirildiğinde söz konuyu olayın davacının dikkatsizliği ve tedbirsizliği ile olumsuz hava koşullarından kışlada bulunan merdivenin buzlanması nedeniyle meydana geldiği, davacının kendisine yapılan talimata rağmen tedbirsiz davrandığı, tazminat istemine konu olay nedeniyle idareye atfedilebilecek hizmet kusuru bulunduğuna ilişkin herhangi bir tespit, bilgi, belge ve bulgu bulunmadığı, bu itibarla söz konusu yaralanma olayında davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığı, bununla birlikte, zararı doğuran yaralanma olayının davacının görevini ifa ettiği sırada -kışla içerisinde- gerçekleştiği, bu nedenle görevin ifası sırasında ve görev nedeniyle meydana gelen zarar ile eylem arasındaki nedensellik bağının varlığı gözetildiğinde, davacının uğramış olduğu zararların “kusursuz sorumluluk” (mesleki risk) ilkesi kapsamında karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir. Müterafik kusur (ortak kusur), zarara uğrayanın, zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesidir. Böyle bir durumda, zarara uğrayana ve yakınlarına ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında orantısal olarak azaltılmalıdır.
Uyuşmazlıkta, idarenin kusursuz sorumluluğunun yanı sıra düşme olayının davacının dikkatsizliği ve tedbirsizliği sonucu da meydana geldiği göz önüne alındığında, olayda davacının %50 oranında müterafik (ortak) kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır.
Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacının maddi tazminat isteminin, beden (çalışma) gücü kaybına bağlı olarak fazladan sarf edilen güç (efor) kaybı karşılığı uğranılan zarar ve tedavi giderine yönelik olduğu görülmektedir.
1-Davacının maddi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede;
Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin uğramış olduğu kalıcı bedensel sakatlığının sebep olduğu iş gücü kaybının mevcut işini yürütmesine engel olmamasına bağlı olarak gelirinde ve mal varlığında bir eksilme olmamış olsa dahi “güç (efor) kaybı tazminatı” olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir. İşgücü kaybına uğrayan kişinin günlük yaşamını sürdürebilmesi ve mevcut işini yapabilmesi için zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarf ettiği gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu “fazladan sarf edilen gücün” oluşturduğu esası benimsenmiştir. Bu doğrultuda, idari faaliyetlerin neden ve etkisiyle kamu görevlilerinin veya diğer kişilerin güç (efor) kaybına dayanan maddi zararının idare hukukunun ilke ve kuralları uyarınca idarece tazmin edilmesi gerektiği hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.
İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin mal varlığının (patrimuanın) aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan toplam zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir.
Olay nedeniyle kamu görevlisi olan davacıda kalıcı bir iş gücü (çalışma)kaybı meydana gelip gelmediğinin tespiti gerekmektedir. Bu kapsamda, Mahkememiz ara kararıyla davacının Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit işlemleri Yönetmeliğine göre meslekte kazanma gücü kaybı oranını tespiti amacıyla ……..Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığına sevk edildiği, ………….Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen ……… tarih ve …………..Sağlık Kurulu Raporuyla %3,1 oranında çalışma ve meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin tespit edildiği görülmektedir.
Bakılan davada, dava konusu olay neticesinde %3,1 oranında çalışma ve meslekte kazanma gücünü kaybettiği belirlenen davacının günlük yaşamını emsallerine ve eskiye nazaran daha fazla güç (efor) sarf ederek sürdüreceği, bu nedenle de maddi bir zarara uğradığı, fazladan sarf edilen efordan kaynaklanan maddi zararın en fazla net asgari ücret tutarı kadar olacağı, öte yandan efor kaybı nedeniyle uğradığı zararla olay arasında illiyet bağı bulunduğu anlaşılmakta olup, idarenin kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davacının uğramış olduğu efor kaybı zararının müterafik kusur nispetinde tazmin etmesi gerektiği açıktır.
Davacının efor kaybı nedeniyle oluşan maddi tazminat miktarının ne kadar olduğunun tespiti amacıyla Mahkememizin ……. tarihli ara kararıyla hesap bilirkişisinden ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, hesap bilirkişisince hazırlanan ……….. havale tarihli bilirkişi raporunda; TRH-2010 Tablosu dikkate alınarak progresif rant %10 artırım %10 iskontu yöntemiyle, asgari ücret üzerinden yapılan hesaplama sonucunda, davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranına göre, işlemiş dönem sürekli iş göremezlik zararının 10.615,88-TL, işleyecek aktif dönem sürekli iş göremezlik zararının 161.282,11-TL, işleyecek pasif dönem sürekli iş göremezlik zararının 126.407,93-TL olduğu ve olay nedeniyle herhangi bir maddi yarar bulunmadığı, sonuç olarak sürekli iş göremezlik nedeniyle oluşan maddi zararın (efor kaybının) 298.305,92-TL olduğu tespit edilmiş, bu raporun taraflara tebliği üzerine taraflarca yapılan itirazlar, raporu kusurlandırıcı nitelikte görülmeyerek Mahkememizin …….. tarihli ara kararıyla reddedilmiş ve Mahkememizce raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu değerlendirilmiştir.
Davacı tarafından, dava dilekçesinde talep edilen toplam 1.000,00-TL maddi tazminat tutarının,…………. tarihli ıslah (miktar artırımı) dilekçesiyle 298.305,92-TL efor kaybı tazminatı ve 475,00-TL tedavi giderleri olmak üzere toplam 298.780,92-TL olarak arttırıldığı, söz konusu dilekçenin davalı idareye tebliğ edildiği, davalı idarece 11/11/2024 tarihinde Mahkememiz kaydına geçen dilekçe ile söz konusu miktar artırım dilekçesine itiraz edildiği görülmüş olup, davalı idarenin itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.
Davacı tarafından tedavi giderleri olarak ise …………. Merkezine yapılan ödemelere ilişkin toplam 475,00-TL ödeme dekontu ibraz edilmiş, tedavi ve yol gideri olarak daha fazla harcama yaptığı ileri sürülmüşse de buna ilişkin fatura vb. bilgi ve belge ibraz edemediği gibi ıslah dilekçesinde tedavi gideri olarak 475,00-TL tazminat isteminde bulunulmuştur.
Bu durumda, davacının %3,1 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmesi nedeniyle uğramış olduğu 298.780,92-TL tutarındaki efor kaybı tazminatının ve 475,00-TL tedavi giderinin (toplamda 298.780,92-TL maddi tazminatın); davacının %50 oranında müterafik kusuru oranında indirim yapılarak (sorumluluk paylaştırılarak) hesaplanan 149.390,46-TL (298.780,92 x %50) tutarının Danıştay içtihatlarında da belirtildiği üzere idareye başvuru tarihinden ( ………… tarihinden) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi, geriye kalan 149.390,46-TL maddi tazminat talebinin ise reddi gerekmektedir.
Nitekim, ıslah dilekçesi ile arttırılan kısım yönünden de başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiğine ilişkin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 22/06/2023 tarih ve E:2021/3643, K:2023/1507 sayılı kararı da aynı yöndedir.2-Davacının manevi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede ise;
Manevi tazminat, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlamaktadır. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği, zararlı sonuca etkisi ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır (Danıştay Onuncu Dairesi’nin 20/09/2022 gün ve E:2020/774, K:2022/3970 sayılı kararı).
Uyuşmazlıkta, dava konusu 15.03.2022 tarihli kazanın gerçekleşmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğunu ispatlamaya elverişli herhangi bir bilgi veya belge bulunmadığı, söz konusu kazada davacının %50 oranında müterafik (ortak) kusurlu olduğu, kazayı takip eden tedavi süreci kapsamında ameliyat olan davacının %3,1 oranında engelli hale geldiği, kamu görevlisi olan davacının görevi sebebiyle ve görevinin icrası sırasında katlanmış olduğu risk sonucunda gerçekleşen olayda, davalı idarenin mesleki uyarınca sorumlu olduğu, dava konusu zararın da zarar gören üzerinde bırakılmayarak hakkaniyet gereği tüm topluma pay edilmesi gerekeceği, bununla birlikte bahse konu olayın davacının kendi ihmal ve dikkatsizliğinden kaynaklanması, müterafik kusurunun bulunması, kalıcı uzuv kaybının olmaması, maluliyet oranının düşüklüğü, davacı üzerinde bıraktığı bedensel ve ruhsal etkileri ile olayın niteliği de göz önünde bulundurularak, davacının duyduğu elem ve üzüntünün kısmen de olsa giderilebilmesi amacıyla manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile takdiren 10.000,00-TL manevi tazminatın, davalı idareye başvuru tarihi olan …………..tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi, fazlaya ilişkin 240.000,00-TL manevi tazminat talebinin ise reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1-Davacının maddi tazminat isteminin kısmen KABULÜ ile 149.390,46-TL maddi tazminatın idareye başvuru tarihi olan ………tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, fazlaya dair maddi tazminat isteminin reddine,
2- Davacının manevi tazminat isteminin kısmen KABULÜ ile 10.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan ………tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine,
3-Dava netice itibarıyla kısmen kabul-kısmen ret ile sonuçlandığından davacı tarafından yapılan 745,00-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre belirlenen 528,95-TL’sinin davacı üzerinde bırakılmasına, geri kalan 216,05-TL’lik kısmın davalı idare tarafından davacıya ödenmesine,
4-Hükmedilen 149.390,46-TL maddi tazminat nedeniyle kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesi uyarınca belirlenen 23.902,47-TL vekalet ücreti ile hükmedilen 10.000,00-TL manevi tazminat nedeniyle aynı Tarifenin 10. ve 13/2. maddesi uyarınca belirlenen 10.000,00-TL vekalet ücretinin (toplam 33.902,47-TL vekalet ücretinin) davalı idare tarafından davacıya ödenmesine,
5-Reddedilen maddi tazminat nedeniyle kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13/3. maddesi uyarınca belirlenen 23.902,47-TL vekalet ücreti ile reddedilen manevi tazminat nedeniyle kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 10/2. maddesi uyarınca belirlenen 10.000,00-TL vekalet ücretinin (toplam 33.902,47-TL vekalet ücretinin) davacı tarafından davalı idareye ödenmesine,
7-Hükmedilen toplam 159.390,46-TL tazminat tutarı üzerinden belirlenen 10.887,96-TL tutarındaki nispi karar harcından, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.877,30-TL harcın (karar harcı + ıslah harcı) mahsubu sonucu kalan 9.010,66-TL bakiye karar harcının davalı idarenin harçtan muaf olması sebebiyle tamamlatılmasına yer olmadığına,
8-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.877,30-TL nispi karar harcının davalı idare tarafından davacıya ödenmesine,
-Kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi’ne istinaf yolu açık olmak üzere, 29/11/2024 tarihinde maddi tazminat yönünden oybirliğiyle manevi tazminat yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
Av.Meryem KILIÇ
Av. Yalçın TORUN
UYARI
Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları Av.Yalçın TORUN ve Av. Meryem KILIÇ’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.
