MAHKEME KARARI İLE GÖREVE İADE EDİLEN PERSONELİN ALAMADIĞI MAAŞLARI, MAAŞLARININ YASAL FAİZİ, MAHRUM KALDIĞI BANKA PROMOSYONLARI, OYAK EMSAL FARKI VE DİĞER ZARARLARI İDARECE KARŞILANMALIDIR

 

Özet; Davacı öncelikle görevden uzaklaştırılmış, daha sonra “meslekrten çıkarma” disiplin cezası ile cezalandırılmış, bu diisplin cezasına karşı açılan davada iptal kararı verilmiş, davacı görevine iade edilmiş, görevden uzaklaştırıldığı ve meslekten çıakarıldığı dönemde eksik ödenen/ödenmeyen maaşları davacıya ödenmiş ancak başkaca bir tutar ödenmemiştir. İdare mahkemesi davacının diğer maddi zararlarının(maaşlarının yasal faizleri, mahrum kaldığı banka promosyonları ve OYAK emsal farkı tutarı) idarece karşılanması gerektiğine hükmetmiştir.

T.C.
DENİZLİ
2. İDARE MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/377
KARAR NO : 2025/144
DAVACI : …….
VEKİLİ : AV. YALÇIN TORUN
DAVALI : JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI/ANKARA
VEKİLİ : AV. ……….
DAVANIN ÖZETİ : ……….. İl Jandarma Komutanlığı emrinde Uzman Jandarma IV. Kad. Çvş. olarak görev yapmakta iken ………. tarihinde görevden uzaklaştırılan ve hakkında başlatılan disiplin soruşturması neticesinde 7068 sayılı Kanunun 8/6 (ç) maddesi uyarınca  İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun ………… tarih ve …….. sayılı işlemi ile meslekten çıkarma cezasıyla tecziye edilen davacı tarafından; anılan işlemin iptali istemiyle açılan davada ……….. İdare Mahkemesinin …….. günlü ve E:2022/…….., K:2023/…….. sayılı iptal kararı sonrası kamu görevine iade edilmesinin ardından, özlük haklarının eksik ödendiğinden bahisle, kamu görevinden uzaklaştırıldığı ……… ila ………tarihleri arasındaki ödenmeyen maaş alacağının yasal faizine karşılık şimdilik 1.000,00-TL (miktar artırımı sonrası 15.112,85-TL), meslekten çıkarıldığı tarih ile göreve başladığı tarih arasındaki maaş alacaklarının ödenmesi gereken tarihten ödeme yapılacak tarihe kadar işleyecek yasal faizine karşılık şimdilik 2.000,00-TL (miktar artırımı sonrası 32.426,19-TL), OYAK kapsamındaki zararlarına karşılık şimdilik 36.000,00-TL (miktar artırımı sonrası 41.865,77-TL) ve banka promosyonlarına karşılık şimdilik 1.000,00-TL (miktar artırımı sonrası 9.793,56-TL) olmak üzere toplam 99.198,37-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Usul yönünden; dava süresinde açılmadığından süre yönünden reddinin gerektiği, esas yönünden; davacının göreve başlaması ve geçmişe yönelik maaşlarının ödenmesine hükmedilen mahkeme kararında ve mevzuatta faiz ödenmesine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, Hazine ve Maliye Bakanlığının yazısında Mahkeme kararlarında ayrıca ödenmesine hükmedilmediği sürece faizin ödenmesine imkan bulunmadığı yönünde talimatın bulunduğu, benzer konularda verilmiş emsal mahkeme kararlarının bulunduğu, davacının zararı ile faaliyetleri arasında nedensellik bağının bulunmadığı, talebinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK  MİLLETİ  ADINA
Karar veren Denizli 2. İdare Mahkemesince, dava dosyası incelenerek işin gereği düşünüldü:
Davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
Dava, önce görevden uzaklaştırılan, sonrasında hakkında başlatılan  disiplin soruşturması neticesinde meslekten çıkarma cezasıyla tecziye edilen davacı tarafından; anılan işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi üzerine görevine iade edilmesinin ardından, özlük haklarının eksik ödendiğinden bahisle, görevden uzaklaştırıldığı dönemdeki ödenmeyen maaş alacağının yasal faizinin, meslekten çıkarıldığı tarih ile göreve başladığı tarih arasındaki maaş alacaklarının yasal faizinin, OYAK kapsamındaki zararlarının ve banka promosyonlarından müteşekkil maddi ve  manevi tazminatın yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İptal ve tam yargı davaları” başlıklı 12’nci maddesinde; “İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.” hükmü, “Tebligat ve cevap verme” başlıklı 16’ncı maddesinin dördüncü fıkrasında; “Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” hükmü bulunmaktadır.
205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanunu’nun 19. maddesinde; bu Kanunla daimi ve geçici üyelere tanınan hakların bunlardan ilk aidatın kesildiği tarihten başlayacağı, “Kurumun yapacağı yardımlar” başlıklı 20. maddesinde; emeklilik yardımı ile Konut Ön Biriktirim Fonundan yararlanmak isteyenlere verilecek ve kullanım ve yönetim usulleri Genel Kurulca belirlenecek Konut Edindirme Yardımının daimi üyelere bir defaya mahsus olarak yapılacak toptan yardımlar arasında olduğu, 21. maddesinde; en az 10 yıl müddetle Kurumda üye olarak bulunduktan sonra, görevli oldukları kuruluşlardan herhangi bir sebeple ayrılmak suretiyle üyeliği sona eren daimi üyelerin emeklilik yardımından faydalanabilecekleri, 24. maddesinde; emeklilik yardımının üyenin Kurumda geçen ve aidat ödediği süreye karşılık olarak, tasarruf pirimine yıllık % 5 teknik faiz oranı üzerinden hesaplanan miktardan ibaret olduğu, 30. maddesinde ise; açığa çıkarılan, Bakanlık emrine alınan, işten el çektirilen ve diğer kanuni aidatları kesilemiyen üyelerden geçen müddetlere ait aidatlarını Kuruma ödeyenlerin bu müddetlerinin emekli, malüliyet ve ölüm yardımlarına esas olacak müddetlere ilave olunacağı ancak aidatını ödemiyenlerden bu devreler içinde ölüm ve malüliyete duçar olanlara, yalnız Kurumda geçen müddete tekabül eden emeklilik yardımının ödeneceği kurala bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2.maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 125.maddesinde de, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan (maddi ve manevi) zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler aleyhine bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi zararlar yanında manevi zararların da idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin mal varlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesini, yine bu surette oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Kusursuz sorumlulukta ise, bir olayda idarenin veya ajanının kusuru bulunmasa bile, bazı kayıt ve şartlar altında, idare verdiği zarardan sorumlu tutulmaktadır.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; …….. İl Jandarma Komutanlığı emrinde Uzman Jandarma IV. Kad. Çvş. olarak görev yapmakta iken ……….. tarihinde görevden uzaklaştırılan ve hakkında başlatılan disiplin soruşturması neticesinde 7068 sayılı Kanunun 8/6 (ç) maddesi uyarınca  İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun …….. tarih ve ……… sayılı işlemi ile meslekten çıkarma cezasıyla tecziye edilen davacı tarafından; anılan işlemin iptali istemiyle açılan davada ……. İdare Mahkemesinin …… günlü ve E:2022/…., K:2023/…….sayılı iptal kararı sonrası kamu görevine iade edilmesinin ardından, özlük haklarının eksik ödendiğinden bahisle, kamu görevinden uzaklaştırıldığı ……… ila ……… tarihleri arasındaki ödenmeyen maaş alacağının yasal faizine karşılık şimdilik 1.000,00-TL (miktar artırımı sonrası 15.112,85-TL), meslekten çıkarıldığı tarih ile göreve başladığı tarih arasındaki maaş alacaklarının ödenmesi gereken tarihten ödeme yapılacak tarihe kadar işleyecek yasal faizine karşılık şimdilik 2.000,00-TL (miktar artırımı sonrası 32.426,19-TL), OYAK kapsamındaki zararlarına karşılık şimdilik 36.000,00-TL (miktar artırımı sonrası 41.865,77-TL) ve banka promosyonlarına karşılık şimdilik 1.000,00-TL (miktar artırımı sonrası 9.793,56-TL) olmak üzere toplam 99.198,37-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın, davacının görevden uzaklaştırıldığı döneme isabet eden ve kendisine ödenmiş olan maaş alacaklarına yasal faiz ödenmesi talebi yönünden incelenmesinden;
 Faiz, konusu bir miktar paranın ödenmesinden ibaret olan borcun doğduğu veya muaccel olduğu tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen sürede bu alacaktan dolayı kişinin yoksun kaldığı geliri ya da faydalanamamanın karşılığını ifade eder. Faiz hukuki yönden fer’i bir borç olup, faizin doğması, asıl borcun varlığına bağlıdır.
Faizin, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olduğu, esasen bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının kural olarak gerekmediği, ekonomilerde bir değişim vasıtası olan paranın, çeşitli ticari, sınai, zirai vb. faaliyetlerde kullanılmakla, sahibine kazanç, kira, nema vs. adları altında kimi ekonomik yararlar sağlayan bir değer olduğu, paranın, sahibi dışındaki kişi ve kuruluşlarca kullanılmasının, sahibinin bu ekonomik değerden mahrum bırakılması sonucunu doğurmasının yanında, yüksek enflasyon etkisinde olan ekonomilerde, paranın değerini, yani alım gücünün enflasyon oranı ölçüsünde yitirmesine neden olduğu, hukuk devletlerinde, açıklanan nitelikteki bir zararın faiz ya da başka bir ad altında ödenecek tazminatla karşılanabilmesi için, açık yasa hükmü aranmasının düşünülemeyeceği, aksi anlayışın, Devletin ve ona bağlı idarenin eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararın tazmini için de açık yasa hükmü aranması sonucuna götüreceği ki, böyle bir anlayışın, Anayasa’nın 125’inci maddesinin son fıkrasında yer alan, “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” amir hükmü ile bağdaşmayacağı açıktır.
 Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) istikrarlı olarak, kamu makamlarınca yapılacak geri ödemelerin gecikmesini faiz ödemeleriyle ilişkilendirmektedir. Mahkemenin çeşitli kararlarında makul olmayan bir gecikme gibi nedenlerle tazminatın değer kaybettiği durumlarda bu tazminatın yeterliliğinin azalacağı belirtilmiştir. (Angelov/Bulgaristan, B. No:44076/98, 22/4/2004, §39; Almeida Garrett, Mascarenhas Falccio ve digerleri, B. No:29813/96-30229/96, § 54). Nitekim böyle başvurularda AİHM, esas itibarıyla kamu makamlarının geçen süre nedeniyle ödenmesi gereken tutardaki değer kayıplarını telafi etmek için gecikme faizi ödeyip ödemediğini dikkate almaktadır. Kısacası AİHM, müllkiyet hakkı kapsamında faiz ödemesini, esasen devletin borçlu olduğu tutar ile alacaklı tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını giderme yükümlülüğüyle ilişkilendirmektedir. (Akkuş/Türkiye (B. No: 19263/92, 9/71997, 29)
….. İl Jandarma Komutanlığı emrinde Uzman Jandarma IV. Kad. Çvş. olarak görev yapmakta iken …….. tarihinde görevden uzaklaştırılan ve hakkında başlatılan disiplin soruşturması neticesinde 7068 sayılı Kanunun 8/6 (ç) maddesi uyarınca  İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun …….tarih ve ……. sayılı işlemi ile meslekten çıkarma cezasıyla tecziye edilen davacı tarafından; anılan işlemin iptali istemiyle açılan davada …….. İdare Mahkemesinin …….. gün ve E:2022/……, K:2023/…….. sayılı iptal kararı sonrası kamu görevine iade edilen davacının, görevinden uzaklaştırıldığı dönemdeki ödenmeyen maaş kesintisinin davacıya ödendiği anlaşılmakta ise de, davacının bu dönemde maaşından yapılan kesintilerinin ödenmesi gerektiği tarihten itibaren herhangi bir yasal faizin ödenmediği görülmektedir.
Meslekten çıkarılması işleminin yargı kararıyla iptaline karar verilmesiyle görevine iade edilen davacının, görevinden uzaklaştırıldığı dönemdeki maaşlarının ödendiği, onun mülkiyet hakkı kapsamında olduğu dikkate alındığında konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olarak faiz ödenmesi gerektiği hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucu olması nedeniyle, davacıya ödenen maaşlarının yasal faiz tutarının da davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiğinden aksi yöndeki işlemde idarenin hizmet kusurunun bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Nitekim; benzer bir uyuşmazlıkta, görevden uzaklaştırılan kamu görevlisine, göreve iade edildikten sonra mahrum kaldığı parasal haklar ödenirken faiz ödenmediğinden, Anayasa’nın 35’inci maddesinde belirtilen ve güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varan 07/02/2019 tarih ve B:2015/4812 numaralı Anayasa Mahkemesi kararı ile Danıştay Beşinci Dairesinin 01/11/2017 tarih ve E:2016/15073, K:2017/21901 sayılı kararı da bu yöndedir.
Mahkememizin ……. tarihli ara kararı ile “Davacıya görevden uzaklaştırıldığı tarihler arasında tarafına ödenseydi maaşının ödenmeyen kısmının (kesinti yapılan kısmının) her bir ödemenin yapılması gereken tarih ile toplu ödemenin yapıldığı tarihe kadar hesaplanacak yasal faizinin” bildirilmesi istenilmiş olup, ara karar üzerine verilen cevapta toplam yasal faiz alacağının 15.112,85-TL olduğunun bildirildiği, anılan cevabi yazının ……. tarihli ara kararımız ile birlikte davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından 28/11/2024 tarihli dilekçe ile anılan faiz istemi yönünden 15.112,85-TL bedel üzerinden miktar artırımı yapılmış olup miktar artırımı dilekçesi davalı idareye 04/12/2024 tebliğ edilmiştir.
Bu durumda; davacının kamu görevinden uzaklaştırıldığı ……… ila ……… tarihleri arasındaki ödenmeyen (1/3 kesintili maaşının) maaş alacağının yasal faiz istemi yönünden toplam zararının 15.112,85-TL olduğu anlaşılmakla, anılan faiz isteminin bu miktar üzerinden kabulü gerekmektedir.
Ayrıca, faize faiz yürütülmesi de mümkün olmadığından davacıya belirtilen faiz alacağı ödenirken tespit edilen rakama yeniden faiz yürütülmemesi gerektiği de tabidir.
Uyuşmazlığın, davacının meslekten çıkarıldığı döneme isabet eden ve kendisine ödenmiş olan maaş alacaklarına yasal faiz ödenmesi talebi yönünden incelenmesinden;
Meslekten çıkarılan ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine davacının, meslekten çıkarıldığı dönemdeki maaşlarının ödendiği, ancak bu alacağa herhangi bir yasal faiz işletilmediği, yukarıda açıklandığı üzere, konusu para olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süre içinde uğrayacağı kayıpların, başka bir anlatımla bu paranın kullanılamamasından dolayı yoksun kalınan kazancın karşılığı olarak faiz ödenmesi gerektiği hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucu olması nedeniyle, davacıya ödenen maaşlarının yasal faiz tutarının davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiğinden aksi yöndeki işlemde idarenin hizmet kusurunun bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Mahkememizin ………. tarihli ara kararı ile “Davacıya kamu görevinden çıkarıldığı tarih ile göreve başladığı tarihler arasında ödenseydi ödenen maaşlarının ödenmesi gereken tarihten toplu ödemenin yapıldığı tarihe kadar işleyecek yasal faizinin” bildirilmesi istenilmiş olup, ara karar üzerine verilen cevapta toplam yasal faiz alacağının 32.426,19-TL olduğunun bildirildiği, anılan cevabi yazının ……….. tarihli ara kararımız ile birlikte davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından 28/11/2024 tarihli dilekçe ile anılan faiz istemi yönünden 32.426,19-TL bedel üzerinden miktar artırımı yapılmış olup miktar artırımı dilekçesi davalı idareye 04/12/2024 tebliğ edilmiştir.
Bu durumda; davacının meslekten çıkarıldığı döneme isabet eden ve kendisine ödenmiş olan maaş alacaklarına yasal faiz istemi yönünden toplam zararının 32.426,19-TL olduğu anlaşılmakla, anılan faiz isteminin bu miktar üzerinden kabulü gerekmektedir.
Ayrıca, faize faiz yürütülmesi de mümkün olmadığından davacıya belirtilen faiz alacağı ödenirken tespit edilen rakama yeniden faiz yürütülmemesi gerektiği de tabidir.
Uyuşmazlığın, davacının meslekten çıkarıldığı döneme isabet eden banka promosyonunun ödenmesi istemine yönelik kısım yönünden;
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 164. maddesinin son fıkrasında, “Üçüncü fıkra kapsamına giren personelin her türlü özlük haklarının ve tahakkuk işlemlerinin belli merkezlerden yapılabilmesi ve ödemelerin bankacılık sistemi aracılığı ile gerçekleştirilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmaya ve gerekli tedbirleri almaya Maliye Bakanlığı yetkilidir.” hükmü yer almaktadır.
  Anılan Kanun kapsamında kamu görevlilerinin maaş ve özlük hakları, bankalar ile kamu görevlisinin çalıştığı kurum arasında yapılan sözleşme ve protokoller çerçevesinde bankalar aracılığıyla ödenmekte olup, söz konusu paraların ilgili bankada belli bir süre kalması nedeniyle bankalar bu paralardan gelir elde ettiğinden, bu gelirlerin karşılığında bankalar ilgili kurumlara promosyon adı altında ödemeler yapmaktadır.
20/07/2007 tarihli ve 26588 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Banka Promosyonları” konulu 2007/21 sayılı Başbakanlık Genelgesinin 1. maddesinde, kamu görevlilerinin aylık ve ücretlerinin Maliye Bakanlığı Muhasabat Genel Müdürlüğünün (6) sıra nolu Tebliğinde belirtilen esas ve usuller çerçevesinde bankalar vasıtasıyla ödenmesine devam edileceği; 3. maddesinde, bankalar ile yapılacak protokollerin süresinin iki yıldan az, beş yıldan çok olamayacağı; aynı Genelgenin 2010/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile değişik 4. maddesinde, banka tarafından verilecek promosyon miktarının tamamının personele dağıtılacağı; öte yandan aynı Genelgenin 2008/18 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile değişik 5. maddesinde, dağıtılacak promosyonlar, ilgili banka tarafından personel adına açılan hesaba aktarılmak suretiyle ödeneceği düzenlemelerine yer verilmiştir.
Banka promosyonunun niteliği itibarıyla fazla mesai ücreti, performans ödemesi gibi ödemelerden farklı olarak ilave bir çalışmanın, katkının, ek bir gayretin sonucunda yapılan bir ödeme mahiyetinde olmadığı, protokol kapsamında maaşını banka aracılığıyla alan her personele, ilave bir şart aranmaksızın, ödendiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, davacının, şayet kamu görevinden çıkarılmamış olsaydı başka bir şartın gerçekleşmesine bağlı olmaksızın banka promosyonunu almaya hak kazanacağı açık olup, davacının meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin ……… İdare Mahkemesinin……… günlü ve E:2022/……, K:2023/…….. sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ……….Bölge İdare Mahkemesi İkinci İdari Dava Dairesinin ………..günlü ve E:2024/…….., K:…….. sayılı kararı ile reddine karar verildiği, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusunun ise Danıştay 2. Dairesinin 2024/…… esas sayılı dava dosyasında derdest olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda; davacının kendisinden kaynaklanmayan bir sebepten dolayı idarenin hatalı işlemi neticesinde fiilen görevini sürdürmesinin engellendiği, idare tarafından söz konusu hatalı işlem tesis edilmese idi davacının fiilen görevini ifa edeceği ve buna bağlı olarak hizmeti karşılığında anılan  ücretlerine hak kazanağının tartışmasız olduğu, ayrıca davalının, söz konusu hatalı işlem gerçekleştirmemiş olsa idi davacının fiilen çalışma şartını taşımayacağına dair bir iddiası da bulunmadığı dikkate alındığında davacıya söz konusu banka promosyonunun ödenmesi gerektiği anlaşıldığından, davacının meslekten çıkarıldığı döneme isabet eden banka promosyonunun ödenmesi gerekmektedir.
Mahkememizin……… tarihli ara kararı ile “Davacıya kamu görevinden çıkarıldığı tarih ile göreve başladığı tarihler arasında ödenseydi banka promosyanlarının” bildirilmesi istenilmiş olup, ara karar üzerine verilen cevapta banka promosyonunun 9.793,56-TL olduğunun bildirildiği, anılan cevabi yazının ….. tarihli ara kararımız ile birlikte davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından 28/11/2024 tarihli dilekçe ile banka promosyonu yönünden 9.793,56-TL bedel üzerinden miktar artırımı yapılmış olup miktar artırımı dilekçesi davalı idareye 04/12/2024 tebliğ edilmiştir.
Bu durumda; davacının meslekten çıkarıldığı döneme isabet eden banka promosyonu yönünden toplam zararının 9.793,56-TL olduğu anlaşılmakla, banka promosyonun bu miktar üzerinden kabulü gerekmektedir.
Uyuşmazlığın, davacının meslekten çıkarıldığı döneme isabet eden OYAK kapsamındaki zararlarının ödenmesi istemine yönelik kısım yönünden;
Uyuşmazlıkta, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; davacının meslekten çıkarılması nedeniyle ilişiğinin kesildiği tarih ile yargı kararı üzerine tekrar görevine başladığı tarih arasındaki görev aylıklarının ödenmemesine bağlı olarak OYAK üye aidatlarının ve konut ön birikim fonunun davalı idarece zamanında OYAK’a gönderilememesinden kaynaklı üyeliğinin emsalleri ile aynı seviyesine ulaşabilmesi için görevden ayrı kaldığı döneme ilişkin, 30.781,77-TL üyelik aidatı, 11.084,00-TL konut ön birikim fonu olmak üzere toplam  aidatına  toplam 41.865,77-TL’nin davacıdan talep edilmesi üzerine bu tutarın davacı tarafından OYAK’a ödenmediği, davalı idarece, davacının açıkta olduğu dönemlere ait OYAK üyelik aidatları ve konut ön birikim fonunun kurum hesabına yatırılmasıyla yetinildiği, bunun dışında  başka bir ödeme yapılmadığı anlaşılmış olup, OYAK kesintileri maaş üzerinden hesaplanarak OYAK hesabına yatırıldığından, davacının kendisinden kaynaklanmayan bir sebepten dolayı davalı idarenin hatalı işlemi neticesinde görevini sürdürmesinin engellendiği, davalı idarece söz konusu hatalı işlem tesis edilmeseydi davacının görevini ifa edeceği ve buna bağlı olarak her ay maaşı üzerinden hesaplanan OYAK kesintilerinin OYAK hesabına yatırılacağının tartışmasız olduğu dikkate alındığında, davacının davalı idarenin hukuka aykırı işlemi sebebiyle statü dışında kaldığı döneme ilişkin üyelik aidatlarının ve konut ön birikim fonunun zamanında kuruma ödenmemesi nedeniyle maddi kaybının oluştuğu ve belirtilen zararının davalı idarece tazmin edilmesi gerekmektedir.
Mahkememizin …….. tarihli ara kararı ile Ordu Yardımlaşma Kurumu Genel Müdürlüğünden “OYAK emsal farkı, aidat ödemesi, nema ve kar payı farklarının ve  OYAK konut ön birikim fonundaki emsalleri seviyesine ulaşabilmesi için ödemesi gereken OYAK farklarının toplam ne kadar olduğunun bildirilmesinin istenilmesine” bildirilmesi istenilmiş olup, ara karar üzerine verilen cevapta  30.781,77-TL üyelik aidatı, 11.084,00-TL konut ön birikim fonu olmak üzere toplam  aidatına toplam 41.865,77-TL OYAK alacağı olduğunun bildirildiği, anılan cevabi yazının ……… tarihli ara kararımız ile birlikte davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından 28/11/2024 tarihli dilekçe ile OYAK kapsamındaki zararlar yönünden 41.865,77-TL bedel üzerinden miktar artırımı yapılmış olup miktar artırımı dilekçesi davalı idareye 04/12/2024 tebliğ edilmiştir.
Bu durumda; davacının meslekten çıkarıldığı döneme isabet eden OYAK kapsamı yönünden toplam zararının 41.865,77-TL olduğu anlaşılmakla, OYAK kapsamında alacaklarının bu miktar üzerinden kabulü gerekmektedir.
Davacının  manevi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede ise;
İdarenin sorumlu olduğu zararlar yalnızca maddî zararlar ile sınırlı olmayıp; idarenin eylem veya işleminden doğan manevî zararların da (diğer koşullar gerçekleşmişse) idare tarafından tazmini gereklidir. Manevî zarar; idarenin bir işlemi veya eylem(sizliğ)i ile bir kimsenin kişi olarak haiz olduğu ve hukukça korunan hayat, vücut bütünlüğü, sağlık, hürriyet, isim, şeref, haysiyet, cinsel ve ruhsal bütünlük gibi kişilik değerlerine yapılan saldırılar sonucu kişinin bu saldırıdan dolayı duyduğu bedenî ve/veya ruhsal acı ve üzüntü olarak tanımlanmakta; manevî tazminatla kişinin bu acı ve üzüntüsünün kısmen de olsa tatmin edilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre; manevî tazminata hükmedilebilmesi için, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması veya sona ermesi sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ya da idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetin rencide edilmiş olması gerekir.
Manevî tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen eksilmenin (manevî zararın) giderilmesi, tazmin ve telâfi edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Manevî tazminatın nitelik ve işlevini açıklayan birden çok görüş bulunmakla birlikte, bu hususta daha çok kabul edilen görüş; manevî tazminatın, zararın telâfi edilmesini veya zarar verenin cezalandırılmasını değil, zarar görenin uğradığı manevî zararı; acı ve üzüntüleri dindirecek veya hiç olmazsa hafifletip azaltacak bir tatmin duygusu sağlamayı amaçlayan bir müessese olduğudur.
 İdare Hukuku ilkelerine göre idarenin tazminat sorumluluğundan söz edebilmek için bir hizmet kusurunun bulunması gerekmektedir. Bir idarî işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de, her hukuka aykırılığın manevî tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı da İdare Hukukunun bilinen ilkeleri arasındadır. Gerçekten, idarî işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle manevî tazminat sorumluluğunu doğuran nedenler arasında tam bir özdeşlik kurmak mümkün değildir. Bir işlemin herhangi bir yönden yasalara ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olması başlı başına manevî tazminat sorumluluğunun varlığını kabule yetmez. Olağan nitelikteki hukuka aykırılıkların (içtihat hatalarının) manevî tazminat sorumluluğuna yol açtığından bahsedilmesine imkân bulunmamaktadır. İdarenin manevî tazminat sorumluluğundan bahsedilebilmesi için, saptanan hukuka aykırılığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması ve içtihat hatasına dayanmaması gerekmektedir.
Yukarıda belirtildiği üzere; davacının manevî zarara uğradığını iddia ettiği işlemin salt idare mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması veya hakkında yürütülen soruşturmanın selametle sürdürülebilmesinin temini maksadıyla idari bir tedbir mahiyetinde olmak üzere tesis edilen görevden uzaklaştırma işleminin, davacının uğradığını ileri sürdüğü manevî zararın idare tarafından tazminine karar verilmesi için yeterli bulunmamaktadır.
Kişiler lehine manevi tazminata hükmedilmesi için ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilecek bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi, hizmet kusurunun yanında, kusurun ağırlığı, kişilik haklarının zedelenmesi, idari işlem tesis edilirken kin ve garez ile hareket edilmesi gibi unsurların mevcut olması ve bunun sonucunda derin elem ve ızdırap duyulması, kişilerin manevi yıpranmalarının idarelerin işlemlerindeki ağır kusurdan kaynaklanması gerekir. Bahsedilen bu hususların dışında manevi tazminata hükmedilmesi için, idarenin hukuken geçerli sayılabilecek bir sebep olmaksızın, kişilerin zarara uğramasını hedefleyen bir saikle veya kasıtlı ya da kin ve garezle hareket ettiğinin anlaşılması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacının, Denizli İli Tavas ilçesinde 29.02.2020 tarihinde yapılan operasyonda kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı yapan kişilere yardım ettiğinin tespit edildiğinden “Yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla ya da kin ve dostluk gibi nedenlerle kötüye kullanmak” fiilini işlediğinden bahisle 7068 sayılı Kanunun 8/6(ç) maddesi uyarınca “Meslekten çıkarma” cezasıyla tecziyesine ilişkin İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun ………..tarih ve……..sayılı işleminin tesis edildiği, bu işlemin iptali istemiyle açılan davada, “Uyuşmazlık konusu olayda, davacı hakkında Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulunca ………… tarihinde dava konusu disiplin cezasının verildiği, ancak bu cezanın ………. tarihinde Bakanlık Makamınca onaylandığı, bu durumda, davacıya isnat edilen disiplin cezasına konu eylemin ………tarihinde gerçekleştiği, bu tarihten itibaren en geç iki yıl içinde söz konusu eylem nedeniyle disiplin cezası uygulanabilecek olmasına karşın belirtilen tarihten itibaren iki yıllık süre geçtikten sonra ……..tarihli Bakan Olur’lu işlemin tesis edildiği görülmektedir. Öte yandan; her ne kadar Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunca, fiilden itibaren 2 yıllık ceza zamanaşımı süresi içerisinde ……… tarihli karar ile davacının meslekten çıkarılmasına karar verilmiş ise de, 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un “Jandarma teşkilatı disiplin kurullarınca verilen kararların kesinleşmesi” başlıklı 21. maddesinde, Genel Komutanlık Merkez Disiplin Kurulunun meslekten çıkarma cezası kararlarının Jandarma Genel Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun uygun görüşü ve Bakanın onayıyla kesinleşeceğinin hükme bağlandığı görüldüğünden, dava konusu disiplin cezasının Bakan onayı tarihi itibarıyla verilmiş olduğu açıktır. Bu durumda; davacıya isnat olunan fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıllık disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımı süresi geçirildikten sonra tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.” gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, idare mahkemesi kararı ile iptal edilen, disiplin hükümleri uyarınca meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin ve davacı hakkında yürütülen soruşturmanın selametle sürdürülebilmesinin temini maksadıyla idari bir tedbir mahiyetinde olmak üzere tesis edilen görevden uzaklaştırma işleminin, davalı idare tarafından davacının manevi zarara uğratılması, davacıya elem ve ızdırap yaşatılması kastı ve maksadıyla yapılan işlemler olmadığı ya da kin ve garezle hareket edilmediği, yönetsel işlemlerin hukuka aykırı olarak tesis edilmesinin yargı içtihatlarına göre her zaman manevi zararlardan hukuksal sorumluluğu doğuran bir “ağır hizmet kusuru” oluşturmayacağı,  kaldı ki davacının meslekten çıkarılmasına dair işleme karşı açılan davada yargı yerince usulî gerekçeyle iptaline karar verildiği,  ölüm, bedeni zarar ve kişilik haklarına saldırı gibi bir durumdan da söz edilemeyeceği, öte yandan, idarenin kusursuz sorumluluk hali de bulunmadığı için manevi tazminata hükmedilmesini gerekli kılan koşullar oluşmadığından, davacının ödenmesini talep ettiği 100.000,00-TL manevi tazminat bakımından davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1-Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2-a) Davacının görevden uzaklaştırıldığı döneme ilişkin olarak eksik ödenen maaşlarının yasal faizinin ödenmesi talebinin kabulü ile 15.112,85-TL’nin davacıya ödenmesine,
b) Davacının meslekten çıkarıldığı tarih ile kamu görevine iade edildiği tarih arasındaki ödenen maaşlarının yasal faizinin ödenmesi talebinin kabulü ile 32.426,19-TL’nin davacıya ödenmesine,
c) Davacının banka promosyonunun ödenmesi  talebinin kabulü ile 1.000,00-TL’sinin dava tarihinden (22/03/2024) itibaren; kalan 8.793,56-TL’sinin ise miktar artırımı dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği (04/12/2024) tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine,
d) Davacının OYAK kapsamındaki zararlarının ödenmesi  talebinin kabulü ile 36.000,00-TL’sinin dava tarihinden (22/03/2024) itibaren; kalan 5.865,77-TL’sinin ise miktar artırımı dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği (04/12/2024) tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine,
3- Manevi tazminat talebi yönünden ise davanın reddine,
4- Dava “kısmen kabul, kısmen ret” ile sonuçlandığından tarafların haklılık durumuna/oranına göre takdiren yarı yarıya olmak üzere, aşağıda dökümü yapılan toplam 632,40-TL yargılama giderinin yarısı olan 316,20-TL’nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan yargılama giderinin ise davacı üzerinde bırakılmasına,
5- Dava “kısmen iptal, kısmen ret” ile sonuçlandığından;
-Kabul edilen maddi tazminat talebi için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 18.000,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
-Reddedilen manevi tazminat talebi için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 10/3. fıkrası uyarınca belirlenen 18.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6- Hükmedilen tazminat miktarı üzerinden nispi olarak hesaplanan 6.776,25-TL nispi karar harcından, davacı tarafından yatırılan 3.405,85-TL nispi karar harcının davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, bakiye 3.370,40 TL nispi karar harcının davalı idare harçtan muaf olduğundan tamamlatılması için müzekkere yazılmasına yer olmadığına,
7- Artan posta ücreti avansının kararın kesinleşmesinden sonra re’sen davacıya iadesine,
8- Kararın taraflara tebliğine,
9- Tebliğden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere, 23/01/2025 tarihinde karar verildi.

Av.Yalçın TORUN

UYARI

Web sitemizde yayımlanan yukarıdaki yazılı metnin, eser sahipliği hakları  Av.Yalçın TORUN’a aittir. Bu yazılı metin hak sahipliğinin tespiti amacıyla zaman içerikli elektronik imza ile muhafaza edilmektedir. Sitemizdeki yazılı metinler avukat meslektaşlarımız tarafından dilekçelerinde serbestçe kullanılabilir, fakat metinlerin tamamının, bir kısmının veya özetinin atıf yapılmaksızın başka web sitelerinde yayınlanmasına iznimiz yoktur.

Scroll to Top