İçindekiler
§ 1. Avukatlık Ücretinin Hukuki Niteliği
1.1. Vekâlet Sözleşmesi ve Avukatlık Sözleşmesi İlişkisi
1.2. Avukatlık Ücretinin Sui Generis Niteliği
1.3. Ücretin Anayasal ve Kanuni Temeli
1.4. Hukuki Yardımın Ücretsiz Olamayacağı İlkesi
§ 2. Avukatlık Ücretinin Türleri
2.2. Kanuni (Karşı Yan) Vekâlet Ücreti
2.4. Arabuluculuk Vekâlet Ücreti
§ 3. Avukatlık Ücret Sözleşmeleri
3.1. Sözleşmenin Şekli ve Yazılılık Şartı
3.7. Üçüncü Kişi Yararına Avukatlık Sözleşmesi
3.8. Tahkim ve Arabuluculuk Sözleşmelerinde Ücret
4.1. Serbestçe Belirleme İlkesi
4.2. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin Etkisi
4.8. Sözleşme Yokluğunda Ücretin Belirlenmesi (Av. K. m. 164/4)
5.1. Başarı Primi ve Sonuca Bağlı Ücret
5.2. Başarı Ücreti Yasağı ve Sınırları
5.3. Pactum de Quota Litis Yasağı
§ 6. Ücret Alacağının Muacceliyeti
§ 9. Yargılama Giderleri ile Avukatlık Ücreti İlişkisi
§ 10. Karşı Taraf Vekâlet Ücreti
§ 12. Davanın Konusuz Kalması Hâlinde Ücret
§ 13. Arabuluculuk Sürecinde Ücret
§ 15. Avukatın Hapis Hakkı ve Öncelik Hakkı
§ 16. Avukatın Hesap Verme Borcu
§ 17. Avukatın Vergisel Yükümlülükleri
§ 18. Ücret Alacağını Güvence Altına Alan Haklar
19.3. Azlin Ücret Alacağına Etkisi
20.3. İstifanın Ücret Alacağına Etkisi
§ 22. Birden Fazla Avukatla Takip Edilen İşlerde Ücret
§ 23. Ücret Alacağının Temliki
§ 24. Ücret Alacağının Mirasçılara Geçişi
§ 25. Şirket Avukatlarında Ücret Rejimi
§ 26. Kamu Avukatlarında Ücret Rejimi
§ 28. Ücret Alacağının Tahsili
28.1. İlamsız İcra ve Genel Haciz Yolu
28.2. Kambiyo Senetlerine Dayalı Takip
§ 29. İtiraz ve İtirazın İptali Davası
§ 31. Menfi Tespit ve İstirdat Davaları
§ 33. Görevli ve Yetkili Mahkeme
§ 34. Arabuluculuğa Başvuru Şartı
§ 35. Yargıtay İçtihatlarında Avukatlık Ücreti
§ 36. Karşılaştırmalı Hukukta Avukatlık Ücretleri
§ 37. Öğretide Tartışmalı Konular
38.1. Uygulamada En Çok Karşılaşılan Uyuşmazlıklar
38.2. Yargıtay’ın Yerleşik İlkeleri
Kısaltmalar
AAÜT: Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi · Av. K.: 1136 sayılı Avukatlık Kanunu · BAM: Bölge Adliye Mahkemesi · BK: 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu · GVK: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu · HGK: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · HMK: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu · HUMK: 1086 sayılı (mülga) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu · İİK: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu · KDVK: 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu · m.: madde · TBB: Türkiye Barolar Birliği · TBK: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu · TTK: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu · VUK: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu.
Giriş
Avukatın ücret alacağı, hem avukatın ekonomik bağımsızlığının hem de savunma mesleğinin onurunun teminatını oluşturur. Avukatlık, kamusal bir yargı görevidir; ancak bu kamusal nitelik, avukatın emeğinin karşılıksız bırakılabileceği anlamına gelmez. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi avukatlık ücretini “avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder” biçiminde tanımlamış; Kanun’un 1. maddesi avukatlığın serbest bir meslek olduğunu vurgulamıştır. Bu çalışma, avukatın ücret alacağını sözleşmenin kuruluşundan tahsiline kadar bütün aşamalarıyla; Avukatlık Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ile vergi mevzuatı ekseninde ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ışığında inceleme amacını taşır. İncelemede, akdî ücret ile kanuni vekâlet ücreti arasındaki temel ayrım esas alınmış, her bölümde önce kuralın normatif dayanağı ortaya konulmuş, ardından yargısal uygulama ve doktrin değerlendirmeleriyle somutlaştırılmıştır.
§ 1. Avukatlık Ücretinin Hukuki Niteliği
Avukatlık ücreti, avukatın yüklendiği hukuki yardım ediminin karşılığını oluşturan ve kaynağını hem sözleşmeden hem de kanundan alabilen kendine özgü bir alacaktır. Avukatlık mesleğinin Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı ile doğrudan bağlantılı olması, ücretin salt bir özel hukuk alacağı olmanın ötesinde yargısal bir işlevi de bulunduğunu gösterir. Bu nitelik, ücretin belirlenmesinde ve tahsilinde kamusal sınırlamaların (asgari tarife, başarı ücreti yasağı gibi) varlığını açıklar.
1.1. Vekâlet Sözleşmesi ve Avukatlık Sözleşmesi İlişkisi
Avukatlık sözleşmesi, niteliği itibarıyla vekâlet sözleşmesinin özel bir görünümüdür ve hakkında öncelikle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun özel hükümleri, bu hükümlerin boşluk bıraktığı yerde ise Türk Borçlar Kanunu’nun vekâlete ilişkin hükümleri (TBK m. 502 vd.) uygulanır. Türk Borçlar Kanunu’nun 502. maddesi vekâlet sözleşmesini tanımlarken, mülga BK 386. maddesi döneminden gelen “sadakat ve özen” yükümlülüğünü 506. maddede sürdürmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11.10.2006 tarihli ve 2006/13-610 E., 2006/639 K. sayılı kararında, vekilin sorumluluğunu açıklarken “iyi bir suretle ifa” ibaresinin mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nun 398/2. maddesine uygun olarak “sadakat ve özen ile ifa” şeklinde anlaşılması gerektiğini vurgulamıştır. Bu çerçevede avukatlık sözleşmesi, güvene dayalı bir sözleşmedir ve bu güven ilişkisi, ücretin akıbetini belirleyen azil ve istifa kurumlarının da temelini oluşturur.
1.2. Avukatlık Ücretinin Sui Generis Niteliği
Avukatlık ücreti, vekâlet ücretinin genel rejimine tabi olmakla birlikte, Avukatlık Kanunu’nun getirdiği özel sınırlamalar nedeniyle kendine özgü (sui generis) bir karakter taşır. Ücretin yüzde yirmi beşi aşamayacağına ilişkin Av. K. m. 164/2 sınırı, dava sonucu paylaşımının yasaklanması ve asgari tarifenin altında ücret kararlaştırılamaması, bu ücreti sıradan bir hizmet bedelinden ayırır. Doktrinde de avukatın ücret hakkı, hem sözleşmesel hem de mesleki-kamusal boyutu olan karma bir hak olarak nitelenmektedir (Atlı Darcan, *Vekilin (Özellikle Avukatın) Ücret Alacağı*, Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, 2024)
1.3. Ücretin Anayasal ve Kanuni Temeli
Avukatlık ücretinin nihai dayanağı, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ile 48. maddesinde güvence altına alınan çalışma ve sözleşme özgürlüğüdür. Avukatın hukuki yardımı, hak aramanın etkin biçimde kullanılmasının aracı olduğundan, bu yardımın ücretlendirilmesi de anayasal korumadan pay alır. Kanuni düzlemde temel norm, avukatlık ücretini tanımlayan ve sınırlarını çizen Av. K. m. 163 ve m. 164’tür. Av. K. m. 163, sözleşmenin belli bir meblağ veya değer içermesi gerektiğini düzenlerken; m. 164, ücretin türlerini, üst sınırını ve sözleşme yokluğunda nasıl belirleneceğini hükme bağlamıştır.
1.4. Hukuki Yardımın Ücretsiz Olamayacağı İlkesi
Avukatlık hukukunun temel ilkelerinden biri, hukuki yardımın kural olarak ücretsiz yapılamayacağıdır. Av. K. m. 164/son, “Ücretsiz dava alınması hâlinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir.” hükmüyle bu ilkeyi pekiştirmiştir; zira ücretsiz iş alınması istisnai ve denetime tabi bir durumdur. Bu nedenle taraflar arasında ücret kararlaştırılmamış olsa dahi avukat ücretsiz çalışmış sayılmaz; ücret, m. 164/4 uyarınca belirlenir. Sonuç olarak avukatlık ücreti, hem güvene dayalı bir vekâlet ilişkisinden doğan hem de mesleğin kamusal niteliğiyle sınırlandırılmış, anayasal ve kanuni temele sahip kendine özgü bir alacaktır.
§ 2. Avukatlık Ücretinin Türleri
Avukatlık ücreti, kaynağına ve işlevine göre dört temel türe ayrılır: tarafların serbest iradesiyle belirlenen akdî vekâlet ücreti, mahkeme kararıyla karşı tarafa yükletilen kanuni vekâlet ücreti, icra takiplerinde hesaplanan icra vekâlet ücreti ve arabuluculuk sürecinde doğan vekâlet ücreti. Bu ayrım, hem ücretin kime ait olduğunun hem de hangi usulle tahsil edileceğinin belirlenmesinde belirleyicidir.
2.1. Akdi Vekâlet Ücreti
Akdî vekâlet ücreti, avukat ile iş sahibi arasındaki avukatlık sözleşmesinden doğan ve avukata ait olan ücrettir. Bu ücretin dayanağı Av. K. m. 163 ve m. 164/1 olup, taraflar ücreti serbestçe kararlaştırabilir; ancak bu serbestlik m. 164/2’deki yüzde yirmi beş sınırı ve AAÜT’nin altına inilememesi kuralıyla sınırlıdır. Sözleşmede ücret kararlaştırılmamışsa, Av. K. m. 164/4 devreye girer ve ücret, değeri belli işlerde dava değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasında, değeri belli olmayan işlerde ise maktu olarak tarifeye göre belirlenir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 07.04.2025 tarihli ve 2025/589 E., 2025/1898 K. sayılı kararında, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığından talep edilen akdî vekâlet ücretinin Av. K. m. 164/4 ve azil tarihinde yürürlükte olan AAÜT’nin ilgili maddesi gereğince maktu vekâlet ücreti olarak hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.
2.2. Kanuni (Karşı Yan) Vekâlet Ücreti
Kanuni vekâlet ücreti, yargılama sonunda haksız çıkan tarafın, haklı çıkan taraf lehine ödemekle yükümlü tutulduğu ve mahkemece tarifeye göre hükmedilen ücrettir. Dayanağı HMK m. 323/1-ğ (yargılama giderleri arasında “vekille takip edilen davalarda vekâlet ücreti”) ile Av. K. m. 164/son’dur. Av. K. m. 164/son’a göre, “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir.” Bu nedenle karşı yan vekâlet ücreti, müvekkile değil, doğrudan avukata ait bir alacaktır; ancak bu ücret, takibe veya davaya konu edilmedikçe talep edilmiş sayılmaz. Nitekim Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi’nin 2004/16382 E., 2008/3767 K. sayılı kararında, karşı tarafa yüklenen vekâlet ücretinin takibe konu edilmediği hâlde itirazın iptaline dâhil edilmesi, talepten fazlaya hükmedilemeyeceği gerekçesiyle (HUMK m. 74; bugün HMK m. 26) bozma sebebi sayılmıştır.
2.3. İcra Vekâlet Ücreti
İcra vekâlet ücreti, vekille takip edilen icra işlemlerinde, AAÜT’nin icra ve iflas işlerine ilişkin hükümlerine göre hesaplanan ve kural olarak takibi yürüten avukata ait olan kanuni nitelikli bir ücrettir. Dayanağı İİK m. 138/3 (sıra cetvelinde avukatlık ücretinin gözetilmesi) ve AAÜT’nin “İcra ve İflas Müdürlükleri ile İcra Mahkemelerinde Ücret” başlıklı hükümleridir. İcra vekâlet ücreti, takip kesinleştiğinde ve takip konusu alacak tahsil edildiğinde muaccel olur; borçlunun ödemesi gereken bu ücret de tıpkı dava vekâlet ücreti gibi takipte talep edilmedikçe hükmedilemez.
2.4. Arabuluculuk Vekâlet Ücreti
Arabuluculuk vekâlet ücreti, tarafların avukatla temsil edildiği arabuluculuk görüşmelerinde, anlaşma sağlanması hâlinde AAÜT uyarınca doğan ücrettir. AAÜT’nin arabuluculuk faaliyetine ilişkin hükmü uyarınca, arabuluculuk sonunda anlaşma sağlanırsa avukat lehine maktu veya nispi vekâlet ücretine hükmedilir; anlaşma sağlanamazsa yalnızca görüşmelere katılım için maktu ücret söz konusu olabilir. Sonuç olarak avukatlık ücreti, kaynağı sözleşme olan akdî ücret ile kaynağı kanun olan kanuni, icra ve arabuluculuk vekâlet ücretleri biçiminde dört türde ortaya çıkar ve her türün muacceliyet ve tahsil rejimi farklıdır.
§ 3. Avukatlık Ücret Sözleşmeleri
Avukatlık ücret sözleşmesi, avukatın hukuki yardım edimini, iş sahibinin ise ücret ödeme borcunu üstlendiği, kural olarak yazılı şekilde yapılması öngörülen iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Sözleşmenin kuruluşu, geçerliliği ve yorumu, hem Avukatlık Kanunu’nun özel hükümlerine hem de Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine tabidir.
3.1. Sözleşmenin Şekli ve Yazılılık Şartı
Avukatlık ücret sözleşmesinde yazılılık, kural olarak bir geçerlilik şartı değil, ispat ve sınır şartıdır. Av. K. m. 163/1, sözleşmenin belli bir meblağ veya değer içermesi gerektiğini düzenler; m. 164/4 ise yazılı sözleşme bulunmayan hâllerde ücretin nasıl belirleneceğini gösterir. Bu düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden, yazılı sözleşme yoksa avukatın ücretsiz çalıştığının kabul edilemeyeceği, ücretin m. 164/4’e göre belirleneceği sonucu çıkar. Nitekim ücretin sözleşmede mutlaka belirlenmiş olması şart değildir; belirlenmediği hâllerde ücretin miktarı Av. K. m. 164/4’te düzenlenmiştir.
3.2. Sözleşmenin Kurulması
Sözleşme, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulur (TBK m. 1). Avukatlık sözleşmesinin kurulmasında özel bir şekil şartı bulunmadığından, vekâletname verilmesi ve avukatın işi üstlenmesiyle zımnen de kurulabilir. Ücret sözleşmesinin tarafının mutlaka iş sahibi olması gerekmez; üçüncü kişi de bir başkasının işini ücretini ödemek koşuluyla avukata gördürebilir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 14.05.1993 tarihli ve 1993/3121 E., 1993/4224 K. sayılı kararında, “ücret sözleşmesi ile avukata verilen işin mutlaka sözleşmeyi yapan kişinin işi olması gerekmez; kişiler kendilerine ait olmayan bir işi de ücretini ödemek koşuluyla bir avukata gördürebilirler” ilkesini benimsemiştir.
3.3. Geçerlilik Şartları
Avukatlık ücret sözleşmesinin geçerliliği, genel sözleşme geçerlilik şartlarına (ehliyet, irade, hukuka ve ahlaka uygunluk) ek olarak Avukatlık Kanunu’nun özel sınırlamalarına da bağlıdır. Ücret yüzde yirmi beşi aşamaz (Av. K. m. 164/2); dava konusu para dışında bir mal veya hak paylaşımı kararlaştırılamaz; asgari tarifenin altına inilemez. Özellikle vasi gibi temsilcilerin avukatlık ücret sözleşmesi yapması özel yetki gerektirir. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 26.11.2019 tarihli ve 2018/4194 E., 2019/11522 K. sayılı kararında, vasinin avukatlık ücret sözleşmesi yapabilmesi için özel yetkisinin bulunması ve sözleşmenin vesayet makamınca denetlenmesi gerektiğini, bu nitelikteki bir sözleşmenin müvekkili (vesayet altındaki kişiyi) bağlamayacağını belirtmiştir.
3.4. Sözleşmenin Yorumlanması
Avukatlık ücret sözleşmesi yorumlanırken, tarafların gerçek ve ortak iradesi esas alınır (TBK m. 19); belirsizlik hâlinde sözleşme, dürüstlük kuralı (TBK m. 2) ve avukatlık mesleğinin niteliği gözetilerek yorumlanır. Ücretin maktu mu nispi mi kararlaştırıldığı tereddütlü ise, sözleşmenin bütünü ve tarafların menfaat dengesi dikkate alınır. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 16.05.2013 tarihli ve 2013/8249 E., 2013/12850 K. sayılı kararında, “nispi ise yasal vekâlet ücreti hariç olmak üzere, dava ve takip konusu alacağın toplamının %25’i” biçimindeki bir sözleşme hükmünü yorumlamış; aynı sözleşmedeki azil hâlinde sabit ücret ödeneceğine ilişkin kaydı ise azil hakkını zorlaştırdığı için geçersiz saymıştır.
3.5. Geçersizlik Hâlleri
Avukatlık ücret sözleşmesinin geçersizliği, ya genel geçersizlik sebeplerinden ya da Avukatlık Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırılıktan doğar. Azil ve istifa hakkından önceden vazgeçilmesi veya bu hakların kullanılmasının cezai şartla zorlaştırılması, emredici hükümlere aykırı olduğundan geçersizdir. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 12.09.2013 tarihli ve 2013/16201 E., 2013/21325 K. sayılı kararında, azil sebebiyle %25 cezai şart ödenmesine ilişkin hükmü, avukatın hesap verme borcunu ve müvekkilin azil hakkını ortadan kaldırdığı için yok hükmünde saymıştır. Aynı dairenin 16.09.2015 tarihli ve 2014/3667 E., 2015/27125 K. sayılı kararı da azil hakkını zorlaştıran kararlaştırmaların geçersiz olduğunu, sözleşme hükmü geçersiz olduğundan azil haksız olsa dahi cezai şarta dayanılamayacağını teyit etmiştir.
3.6. Kısmi Geçersizlik
Sözleşmenin bir kısmının geçersizliği, kural olarak sözleşmenin tamamını geçersiz kılmaz; geçersiz kısım olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı anlaşılmadıkça, sözleşme kalan kısımlarıyla geçerliliğini korur (TBK m. 27/2 — kısmi butlan). Avukatlık ücret sözleşmelerinde bu ilke sıkça uygulanır: örneğin azil hâlindeki cezai şart kaydı geçersiz sayılsa bile, sözleşmenin asıl ücrete ilişkin hükümleri geçerli kalır. Yukarıda anılan 13. Hukuk Dairesi’nin 12.09.2013 tarihli kararında da “taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesi esas itibarıyla geçerli ise de, azil sebebiyle %25 cezai şart ödenmesine dair hüküm geçersiz, yok hükmündedir” denilerek kısmi geçersizlik açıkça uygulanmıştır.
3.7. Üçüncü Kişi Yararına Avukatlık Sözleşmesi
Üçüncü kişi yararına avukatlık sözleşmesinde, sözleşmeyi yapan kişi ile avukat arasındaki sözleşmeyle, hukuki yardımın üçüncü bir kişiye (yararlanan) sağlanması kararlaştırılır (TBK m. 129). Bu sözleşme genellikle iş sahibiyle doğrudan sözleşme yapmanın fiilen mümkün olmadığı (yurt dışında veya cezaevinde olma gibi) veya ücretin tahsilinin güvenceye alınmak istendiği hâllerde yapılır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 05.03.1991 tarihli ve 1991/7510 E., 1991/2429 K. sayılı kararında, oğlunun davasını takip ettirmek için baba ile avukat arasında yapılan ve babanın şahsen borç altına girdiği sözleşmeyi tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak nitelemiş; haksız azil hâlinde sözleşmeyi yapan babaya husumet düşeceğini belirtmiştir. Aynı dairenin 26.06.1990 tarihli ve 1990/4646 E., 1990/4682 K. sayılı kararı da ücretin yalnızca şahsen borç altına giren taraftan istenebileceğini hükme bağlamıştır.
3.8. Tahkim ve Arabuluculuk Sözleşmelerinde Ücret
Tahkim ve arabuluculuk süreçlerinde avukatın ücreti, hem taraflar arasındaki avukatlık sözleşmesine hem de ilgili tarifelere göre belirlenir. Tahkim yargılaması HMK m. 407 vd. uyarınca yürütülürken, avukatın bu süreçteki ücreti kural olarak akdî ücrettir; hakem kararıyla karşı tarafa yükletilebilecek vekâlet ücreti ise AAÜT’ye göre hesaplanır. Arabuluculukta ise anlaşma sağlanması hâlinde AAÜT uyarınca vekâlet ücreti doğar. Sonuç olarak avukatlık ücret sözleşmesi, yazılılığı ispat bakımından önemli olan, geçerliliği Avukatlık Kanunu’nun emredici sınırlarına bağlı ve azil-istifa haklarını ortadan kaldıran kayıtlar yönünden kısmen geçersiz sayılabilen bir sözleşmedir.
§ 4. Ücretin Belirlenmesi
Avukatlık ücretinin belirlenmesinde temel ilke, tarafların ücreti serbestçe kararlaştırabilmesi; sınır ise asgari tarifenin altına inilememesi ve yüzde yirmi beş üst sınırının aşılamamasıdır. Bu çerçevede ücret; nispi, maktu, götürü, saatlik veya karma modellerle belirlenebilir.
4.1. Serbestçe Belirleme İlkesi
Ücretin serbestçe belirlenmesi, sözleşme özgürlüğünün (TBK m. 26; Anayasa m. 48) avukatlık sözleşmesindeki görünümüdür. Av. K. m. 164/1, ücretin avukatla iş sahibi arasında serbestçe kararlaştırılacağını öngörür. Ancak bu serbestlik mutlak değildir: ücret AAÜT’de belirlenen asgari miktarların altında olamaz ve m. 164/2’deki yüzde yirmi beş sınırını aşamaz. Bu iki sınır, ücret özgürlüğünün kamusal nitelikli istisnalarıdır.
4.2. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin Etkisi
AAÜT, hem sözleşmeyle kararlaştırılabilecek asgari ücretin tabanını oluşturur hem de sözleşme yokluğunda ücretin hesaplanmasında ölçü işlevi görür. Tarife, Av. K. m. 168 uyarınca Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanır ve Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girer. Hâlihazırda yürürlükte olan 2025-2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, 4 Kasım 2025 tarihli ve 33067 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Tarifenin belirlediği maktu ve nispi ücretler, sözleşmede aksine veya altına bir kararlaştırma yapılamayacak asgari değerlerdir.
4.3. Nispi Ücret
Nispi ücret, dava veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi olarak belirlenen ücrettir ve üst sınırı Av. K. m. 164/2 gereğince dava değerinin yüzde yirmi beşidir. Maddenin metnine göre, “Yüzde yirmi beşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.” Bu sınırı aşan kararlaştırmalar, aşan kısım yönünden geçersizdir.
4.4. Maktu Ücret
Maktu ücret, dava değerinden bağımsız olarak sabit bir tutar biçiminde belirlenen ücrettir. Değeri belli olmayan işlerde (örneğin boşanma, nüfus kaydının düzeltilmesi gibi) ücret kural olarak maktu olarak kararlaştırılır. Yazılı sözleşme yoksa, değeri belli olmayan işlerde Av. K. m. 164/4 ve AAÜT’nin maktu ücretlere ilişkin hükmü uygulanır. Yukarıda anılan 3. Hukuk Dairesi’nin 07.04.2025 tarihli ve 2025/589 E., 2025/1898 K. sayılı kararı, sözleşme bulunmayan hâlde akdî ücretin maktu olarak belirleneceğini ortaya koyan güncel bir örnektir.
4.5. Götürü Ücret
Götürü ücret, işin tümü için tek ve toplu bir bedel kararlaştırılması hâlidir. Götürü ücret, maktu ücrete yakın olmakla birlikte, işin kapsamına bağlı olarak birden çok dava veya işlemi de içerebilir. Götürü ücretin de AAÜT’nin altına inmemesi gerekir; aksi hâlde asgari tarife devreye girer.
4.6. Saatlik Ücret
Saatlik ücret, avukatın işe harcadığı zamanın birim ücretle çarpılması suretiyle belirlenir ve özellikle danışmanlık ile şirket hukuku işlerinde tercih edilir. Saatlik ücret kararlaştırılması TBK ve Av. K. m. 164/1’in serbestçe belirleme ilkesine uygundur; ancak toplam ücretin, işin AAÜT’ye göre hesaplanacak asgari değerinin altında kalmaması gözetilmelidir.
4.7. Karma Ücret Modelleri
Karma ücret, maktu bir taban ile başarıya bağlı nispi bir ek ücretin birlikte kararlaştırıldığı modeldir (örneğin sabit bir danışmanlık ücretine ek olarak tahsil edilen alacağın belli bir yüzdesi). Karma modeller, yüzde yirmi beş üst sınırı (nispi kısım yönünden) ve başarı ücreti yasağının sınırları içinde geçerlidir. Bu modelde sözleşmenin açık ve tereddüde yer vermeyecek biçimde düzenlenmesi, sonraki uyuşmazlıkları önler.
4.8. Sözleşme Yokluğunda Ücretin Belirlenmesi (Av. K. m. 164/4)
Taraflar arasında ücret kararlaştırılmamış veya kararlaştırılan ücretin geçersiz sayıldığı hâllerde ücret, Av. K. m. 164/4’e göre belirlenir. Bu hükme göre değeri belli işlerde ücret, dava değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasında bir oran üzerinden; değeri belli olmayan işlerde ise AAÜT’ye göre maktu olarak takdir edilir. Sonuç olarak avukatlık ücreti, serbestçe ama asgari tarife ve yüzde yirmi beş sınırı içinde; sözleşme yoksa m. 164/4’ün belirlediği oran ve maktu esaslar uyarınca belirlenir.
§ 5. Şarta Bağlı Ücret
Şarta bağlı ücret, avukatın ücret hakkının davanın kazanılması gibi belirli bir sonuca bağlandığı modeldir ve Türk hukukunda kısmen serbest, kısmen yasaktır. Ayrım, sonuca bağlı makul bir başarı priminin geçerli; davanın sonucuna ortaklık niteliğindeki kararlaştırmaların ise geçersiz sayılması esasına dayanır.
5.1. Başarı Primi ve Sonuca Bağlı Ücret
Başarı primi, asıl ücrete ek olarak davanın olumlu sonuçlanması hâlinde ödenmesi kararlaştırılan ücrettir ve yüzde yirmi beş sınırı içinde kaldığı sürece geçerlidir. Av. K. m. 164/2’nin “dava veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi” biçimindeki kararlaştırmaya izin vermesi, sonuca bağlı ücretin sınırlı biçimde caiz olduğunu gösterir. Önemli olan, ücretin tamamının dava sonucuna bağlanmaması ve yüzde yirmi beş tavanının aşılmamasıdır.
5.2. Başarı Ücreti Yasağı ve Sınırları
Başarı ücreti yasağı, ücretin dava konusu şeyin tamamının veya bir kısmının aynen avukata devri biçiminde kararlaştırılmasını engeller. Av. K. m. 164/3, “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu hâllerde” tarife esasının uygulanacağını düzenler; m. 164/2 ise dava konusu para dışındaki mal ve hakların bir kısmının veya tamamının aynen avukata ait olacağının kararlaştırılmasını yasaklar. Bu yasak, avukatın müvekkiliyle menfaat çatışmasına düşmesini ve davayı kendi ekonomik çıkarına yönlendirmesini önlemeyi amaçlar.
5.3. Pactum de Quota Litis Yasağı
Pactum de quota litis, avukatın ücret yerine dava sonucundan pay alması anlamına gelen ve Türk hukukunda yasak olarak kararlaştırmadır. Av. K. m. 164/2’nin son cümlesi, dava konusu olan mal ve hakkın bir kısmının veya tamamının aynen avukata ait olacağının kararlaştırılamayacağını öngörmektedir. Bu yasağın amacı, avukatlık mesleğinin bağımsızlığını ve müvekkilin menfaatinin önceliğini korumaktır. Sonuç olarak şarta bağlı ücret, makul bir başarı primi düzeyinde geçerli; ancak dava sonucuna ortaklık niteliği taşıdığında pactum de quota litis yasağı nedeniyle geçersizdir.
§ 6. Ücret Alacağının Muacceliyeti
Avukatlık ücret alacağının muacceliyeti, kural olarak hukuki yardımın tamamlanmasına veya sözleşmede kararlaştırılan koşulun gerçekleşmesine bağlıdır. Av. K. m. 171/1, avukatın üzerine aldığı işi sonuna kadar takip etme yükümlülüğünü düzenlerken; ücretin muacceliyeti de işin görülmesiyle ilişkilendirilir. Sözleşmede ücretin ne zaman ödeneceği kararlaştırılmışsa o tarihte; kararlaştırılmamışsa işin (veya işin azil/istifa ile sona erdiği aşamadaki kısmın) tamamlanmasıyla ücret muaccel olur. Nispi ücrette, dava sonuçlanıp karar kesinleştiğinde alacak muaccel hâle gelir. Sonuç olarak ücretin muacceliyeti, işin ifa edilmesi veya sözleşmesel koşulun gerçekleşmesi ânına bağlıdır ve bu an, temerrüt ile faizin başlangıcı bakımından da belirleyicidir.
§ 7. Temerrüt ve Faiz
Avukatlık ücret alacağında temerrüt, muaccel borcun borçlusunun alacaklının ihtarıyla mütemerrit olması esasına dayanır; faiz de kural olarak temerrüt tarihinden itibaren işler. TBK m. 117/1 (mülga BK m. 101/1), “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer.” hükmünü içerir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 26.04.2006 tarihli ve 2006/13-245 E., 2006/236 K. sayılı kararında, icra takibinden önceki dönem için faiz istenebilmesi için borçlunun usulüne uygun biçimde temerrüde düşürülmüş olması gerektiğini; ihtarnamenin tebliğ edilmediği hâlde takipten önceki faizin istenemeyeceğini belirtmiştir. Aynı ilke Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 26.04.2016 tarihli ve 2015/6376 E., 2016/11422 K. sayılı kararında da uygulanmış; muaccel bir borçtan dolayı ihtar yoksa faize ancak dava tarihinden itibaren hükmedilebileceği vurgulanmıştır. 12.03.2020 tarihli ve 2018/1569 E., 2020/3270 K. sayılı 13. Hukuk Dairesi kararı da, iade/alacak talebinde temerrüt faizinin ancak ihtar veya dava ile temerrüde düşürme tarihinden itibaren işleyeceğini teyit etmiştir. Sonuç olarak avukat, ücret alacağında temerrüt faizi talep edebilmek için borçluyu ihtar veya dava yoluyla usulüne uygun olarak temerrüde düşürmelidir.
§ 8. Avans ve Masraf Avansı
Avukatın yapacağı işler için gerekli masrafların iş sahibince peşin (avans olarak) ödenmesi asıldır ve aksi ispat edilmedikçe avansın verildiği karine olarak kabul edilir. Av. K. m. 173/2, “Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapıldıktan sonra sonucunun alınması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler, iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafından ilk istekle avukata veya gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafından yapılabilmesi için yeteri kadar avansın iş sahibi tarafından verilmiş olması gerekir.” hükmünü içerir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 17.02.2021 tarihli ve 2020/5105 E., 2021/1576 K. sayılı kararında, bu hüküm gereğince işin görülmesi için gerekli tüm masrafların iş sahibince işin başında avukata ödenmiş olduğunun karine olarak kabul edilmesi gerektiğini; aksini, yani avans almadığını iddia eden avukatın bu iddiasını ispatla yükümlü olduğunu belirtmiştir. Aynı ilke 3. Hukuk Dairesi’nin 28.01.2021 tarihli ve 2020/4028 E., 2021/595 K. ile 16.01.2023 tarihli ve 2022/8187 E., 2023/1 K. sayılı kararlarında da yinelenmiştir. Öte yandan 13. Hukuk Dairesi 21.02.2020 tarihli ve 2016/18145 E., 2020/2552 K. sayılı kararında, m. 173/2’nin emredici olmadığını, sözleşmeyle masrafların avukatça karşılanacağının kararlaştırılabileceğini ve bu hâlde sözleşmenin tarafları bağlayacağını vurgulamıştır. Sonuç olarak masraf avansı kural olarak iş sahibine aittir, avansın verildiği karine olarak kabul edilir ve aksini iddia eden avukat ispat yükü altındadır.
§ 9. Yargılama Giderleri ile Avukatlık Ücreti İlişkisi
Vekille takip edilen davalarda hükmedilen vekâlet ücreti, yargılama giderlerinin bir kalemini oluşturur ve davada haksız çıkan tarafa yükletilir. HMK m. 323/1-ğ, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretini açıkça yargılama giderleri arasında saymıştır. HMK m. 326/1 uyarınca yargılama giderleri kural olarak aleyhine hüküm verilen taraftan alınır. Bu kanuni vekâlet ücreti, Av. K. m. 164/son gereğince müvekkile değil avukata ait olduğundan, yargılama gideri olmasına rağmen tarafın değil vekilin alacağıdır. Doktrinde de yargılama gideri olarak vekâlet ücretinin niteliği ayrıntılı biçimde tartışılmıştır (Kazaz, *Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yargılama Gideri Olarak Vekâlet Ücreti*, Yüksek Lisans Tezi, Bahçeşehir Üniversitesi, 2019). Sonuç olarak kanuni vekâlet ücreti, yargılama giderlerinin bir kalemi olmakla birlikte, avukata ait olması yönüyle diğer giderlerden ayrılır.
§ 10. Karşı Taraf Vekâlet Ücreti
Karşı taraf vekâlet ücreti, davayı kazanan taraf lehine, kaybeden tarafa mahkemece tarifeye göre yükletilen ve avukata ait olan kanuni nitelikli ücrettir.
10.1. Hukuki Niteliği
Karşı yan vekâlet ücreti, sözleşmeden değil doğrudan kanundan (Av. K. m. 164/son ve HMK m. 323) doğan bir alacaktır. Bu nedenle akdî ücretten bağımsızdır; müvekkilin avukatına ödeyeceği akdî ücretle karşı taraftan alınacak kanuni ücret farklı hukuki temellere dayanır ve birbirinden mahsup edilmez.
10.2. Muacceliyeti
Karşı yan vekâlet ücreti, davaya ilişkin kararın kesinleşmesiyle muaccel olur. Bu ücrete ilişkin işlemiş faiz talep edilebilmesi için borçlunun ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekir. Nitekim 13. Hukuk Dairesi 26.04.2016 tarihli ve 2015/6376 E., 2016/11422 K. sayılı kararında, karşı yan vekâlet ücretine ilişkin işlemiş faizin, borçlu ihtarla temerrüde düşürülmedikçe istenemeyeceğini belirtmiştir.
10.3. Kime Ait Olduğu
Karşı yan vekâlet ücreti, Av. K. m. 164/son’un açık hükmü gereği müvekkile değil avukata aittir. Bu kural, avukatın emeğinin doğrudan karşılığı olması düşüncesine dayanır ve sözleşmeyle aksi kararlaştırılsa dahi kamusal niteliği nedeniyle avukat lehine yorumlanır.
10.4. Tahsili
Karşı yan vekâlet ücretinin tahsili için bu ücretin icra takibine veya davaya konu edilmiş olması gerekir; aksi hâlde talep edilmemiş sayılır. 13. Hukuk Dairesi’nin 2004/16382 E., 2008/3767 K. sayılı kararında, takibe konu edilmeyen karşı yan vekâlet ücretinin itirazın iptali davasında talep edilmiş sayılamayacağı ve buna hükmedilmesinin taleple bağlılık ilkesine (HMK m. 26) aykırı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak karşı taraf vekâlet ücreti, kanundan doğan, avukata ait, kesinleşmeyle muaccel olan ve ancak usulüne uygun talep edildiğinde tahsil edilebilen bir alacaktır.
§ 11. Sulh Hâlinde Ücret
Tarafların sulh olması hâlinde avukat, kural olarak ücretinin tamamına hak kazanır; zira sulh, işin avukatın hukuki yardımıyla sonuçlandığı bir hâldir. Av. K. m. 165, “İş sahibinin birden çok olması hâlinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukatlık ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” hükmüyle sulh hâlindeki ücret sorumluluğunu müteselsil sorumluluk esasına bağlamıştır. Bu nedenle müvekkilin karşı tarafla sulh olarak davayı sonlandırması, avukatın ücret hakkını ortadan kaldırmaz; aksine her iki tarafı da avukatlık ücretinden müteselsilen sorumlu kılar. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 07.11.2017 tarihli ve 2016/10799 E., 2017/10728 K. sayılı kararında, boşanma davasının tarafların barışmasıyla feragatle sonuçlanması hâlinde, davayı teşvik eden hükümler içermeyen sözleşmenin bağlayıcı olmayabileceği ve avukatın yalnızca maktu ücrete hak kazanabileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak sulh, kural olarak avukatın ücret hakkını koruyan, hatta tarafları müteselsil sorumlu kılan bir sona erme biçimidir.
§ 12. Davanın Konusuz Kalması Hâlinde Ücret
Davanın konusuz kalması (karar verilmesine yer olmadığı) hâlinde dahi, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre lehine vekâlet ücretine hükmedilir. HMK m. 331/1, “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.” hükmünü içerir. Bu hüküm uyarınca, davanın konusuz kalması avukatın kanuni vekâlet ücretini engellemez; hâkim, açılış tarihindeki haklılık durumunu esas alarak vekâlet ücretine hükmeder. Akdî ücret bakımından ise işin avukatın çabasıyla sonuçsuz kaldığı dikkate alınarak, tamamlanan aşamaya göre ücret belirlenir. Sonuç olarak davanın konusuz kalması, avukatın vekâlet ücreti hakkını sona erdirmez; ücret, açılış ânındaki haklılık durumuna göre takdir edilir.
§ 13. Arabuluculuk Sürecinde Ücret
Arabuluculuk sürecinde avukatın ücreti, hem taraflar arasındaki akdî ücrete hem de anlaşma hâlinde AAÜT uyarınca doğan vekâlet ücretine dayanır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu çerçevesinde yürütülen süreçte, taraflar avukatla temsil edilebilir ve anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde avukat lehine AAÜT’nin ilgili hükmüne göre maktu veya nispi vekâlet ücreti söz konusu olur. Avukatın bu süreçteki temsil hizmeti karşılığı olan akdî ücret ise sözleşmeye göre belirlenir. 2026 yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, ticari uyuşmazlıklarda anlaşma sağlanması hâlinde arabuluculuk ücreti belirli bir asgari tutarın altında olamaz. Sonuç olarak arabuluculuk sürecinde avukat, hem temsil ettiği taraftan akdî ücrete hem de anlaşma hâlinde tarifeye dayalı vekâlet ücretine hak kazanabilir.
§ 14. İcra Takiplerinde Ücret
İcra takiplerinde avukat, hem müvekkilinden akdî ücrete hem de takip nedeniyle borçluya yükletilen icra vekâlet ücretine hak kazanır. İcra vekâlet ücreti, AAÜT’nin icra dairelerindeki ücreti düzenleyen hükmüne göre, takip konusu alacağın miktarına bağlı olarak hesaplanır. Bu ücret, takip kesinleştiğinde ve alacak tahsil edildiğinde borçlu tarafından ödenir; kural olarak takibi yürüten avukata aittir. Avukatın kendi ücret alacağını icra yoluyla tahsil etmesi de mümkündür; bu hâlde avukat, müvekkili aleyhine ilamsız icra takibi başlatır ve takip kesinleştiğinde icra vekâlet ücreti de doğar. Sonuç olarak icra takipleri, hem avukatın müvekkilinden olan akdî alacağının tahsil yolu hem de borçludan icra vekâlet ücreti talep etmesinin kaynağıdır.
§ 15. Avukatın Hapis Hakkı ve Öncelik Hakkı
Avukat, ücret ve masraf alacağını güvence altına almak için müvekkiline ait olup elinde bulunan değerler üzerinde hapis hakkına ve tahsil ettiği paralarda öncelik (rüçhan) hakkına sahiptir. Av. K. m. 166, “Avukat, sözleşme ile kararlaştırılan ve hâkim tarafından takdir olunan ücretinden dolayı, kendi çalışması sonucunda müvekkilin muhafaza ettiği veya elde ettiği mallar ve davadaki diğer taraftan ilam gereğince tahsil edilecek para yahut alınacak mallar üzerinde diğer alacaklılara nazaran rüçhan hakkını haizdir.” hükmüyle bu öncelik hakkını düzenler. Bu hak, avukatın kendi emeğiyle elde edilen değer üzerinde, müvekkilin diğer alacaklılarına karşı öncelikli olmasını sağlar. Ayrıca avukat, tahsil ettiği paradan ücret ve masraf alacağını, TBK’nın vekilin hesap verme ve teslim borcuna ilişkin hükümleriyle Av. K. m. 166 çerçevesinde mahsup edebilir. Sonuç olarak avukatın hapis ve öncelik hakkı, ücret alacağının fiilen tahsilini güçlendiren kanuni bir güvencedir.
§ 16. Avukatın Hesap Verme Borcu
Avukat, müvekkili adına aldığı değerleri ve yürüttüğü işleri ona hesabını vermekle yükümlüdür; bu borç, ücret hakkının kötüye kullanılmasını da önler. Hesap verme borcu TBK m. 508’de düzenlenmiştir: “Vekil, talep üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve müvekkili adına aldığı şeyleri ona vermekle yükümlüdür.” Avukatlık ilişkisinde bu borç, vekâletin güven niteliğinin bir gereğidir ve ücret sözleşmesiyle ortadan kaldırılamaz. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 12.09.2013 tarihli ve 2013/16201 E., 2013/21325 K. sayılı kararında, avukatın özenle iş görme ve hesap verme borcunu ortadan kaldıracak nitelikteki sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğunu vurgulamıştır. Hesap verme borcunun ihlali, aynı zamanda haklı azil sebebi oluşturabilir. Sonuç olarak avukatın hesap verme borcu, ücret hakkıyla denge içinde duran ve sözleşmeyle bertaraf edilemeyen emredici bir yükümlülüktür.
§ 17. Avukatın Vergisel Yükümlülükleri
Avukat, serbest meslek erbabı olarak elde ettiği ücret üzerinden gelir vergisi, katma değer vergisi ve belge düzenine ilişkin yükümlülüklere tabidir. Gelir Vergisi Kanunu m. 65 ve m. 66 uyarınca avukatlık faaliyeti serbest meslek faaliyeti, bu faaliyetten elde edilen kazanç ise serbest meslek kazancıdır; avukat serbest meslek erbabıdır. GVK m. 67, serbest meslek kazancının tahsil esasına göre belirleneceğini düzenler; yani kazanç, tahsil edildiği dönemde vergilendirilir. Avukat, tahsil ettiği ücret için Vergi Usul Kanunu m. 236 uyarınca serbest meslek makbuzu düzenlemek zorundadır. Katma Değer Vergisi Kanunu m. 1/1 gereğince serbest meslek faaliyeti kapsamındaki avukatlık hizmeti KDV’ye tabidir ve makbuzda KDV ayrıca gösterilir. Ayrıca karşı yan vekâlet ücretinde de, ücret avukata ait olduğundan, tahsil edildiğinde serbest meslek makbuzu düzenlenmesi ve KDV hesaplanması gerekir. Sonuç olarak avukat, ücret alacağını tahsil ettiğinde GVK, KDVK ve VUK’tan doğan beyan ve belgeleme yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.
§ 18. Ücret Alacağını Güvence Altına Alan Haklar
Avukatın ücret alacağı, hem maddi hukuktan hem de usul hukukundan doğan çeşitli güvencelerle korunur. Bu güvencelerin başında Av. K. m. 166’daki öncelik (rüçhan) hakkı gelir; bu hak, avukatın kendi emeğiyle elde edilen değer üzerinde diğer alacaklılara karşı öncelik sağlar. İkinci güvence, Av. K. m. 164/son’un karşı yan vekâlet ücretini doğrudan avukata tahsis etmesidir. Üçüncü olarak avukat, ücret alacağını ilamsız icra yoluyla takip ederek ve gerektiğinde itirazın iptali davasıyla icra inkâr tazminatı da talep ederek alacağını güvenceye alabilir. Ayrıca üçüncü kişi yararına sözleşme ya da kefalet gibi sözleşmesel güvenceler de ücret alacağının tahsilini destekler. Sonuç olarak avukatın ücret alacağı, öncelik hakkı, kanuni tahsis, icra yolları ve sözleşmesel güvencelerle çok katmanlı biçimde korunmaktadır.
§ 19. Avukatın Azli
Azil, müvekkilin avukatını her zaman görevden alabilmesi hakkıdır; ancak azlin haklı olup olmaması, avukatın ücret alacağının akıbetini belirler.
19.1. Haklı Azil
Haklı azil, avukatın kusur veya ihmaliyle güven ilişkisinin sarsılması sonucu yapılan azildir ve avukatın ücret hakkını sınırlar. Av. K. m. 174/2, “Avukatın azli hâlinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücret ödenmesi gerekmez.” hükmünü içerir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 10.12.2020 tarihli ve 2020/4892 E., 2020/7646 K. sayılı kararında, haklı azil hâlinde avukatın yalnızca azil tarihi itibarıyla sonuçlanıp kesinleşen işlerden dolayı ücrete hak kazanacağını; azil işleminin bir bütün olduğunu ve bir dosyada haklı, diğerinde haksız sayılamayacağını belirtmiştir.
19.2. Haksız Azil
Haksız azil, avukatın herhangi bir kusuru bulunmaksızın görevden alınmasıdır ve avukata ücretin tamamını talep hakkı verir. Av. K. m. 174/2’nin ilk cümlesi gereğince, azil haklı bir sebebe dayanmıyorsa avukat ücretin tamamına hak kazanır. Azlin haklılığını ispat yükü, azli gerçekleştiren müvekkile aittir. Yukarıda anılan 13. Hukuk Dairesi’nin 26.11.2019 tarihli ve 2018/4194 E., 2019/11522 K. sayılı kararında, “davalı taraf, davacıyı haklı sebeple azlettiğini ispat edemediğinden davacının vekâlet ücretini ödemekle yükümlüdür” denilerek ispat yükünün müvekkilde olduğu açıkça ortaya konmuştur.
19.3. Azlin Ücret Alacağına Etkisi
Azlin ücrete etkisi, haklı-haksız ayrımına göre belirlenir: haksız azilde ücretin tamamı, haklı azilde ise yalnızca o ana kadar kesinleşen işlerin ücreti istenebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17.12.2021 tarihli ve 2018/13-50 E., 2021/1588 K. sayılı kararı, “Avukatlık sözleşmesinin azil ile sona ermesi hâlinde avukatlık ücretinin, yapılan azil işleminin haklı olup olmadığına göre belirlenmesi gerektiğini” açıkça hükme bağlamıştır. Aynı yöndeki ilkelere HGK’nın 09.02.2021 tarihli ve 2017/13-634 E., 2021/59 K.; 14.01.2020 tarihli ve 2017/13-1821 E., 2020/12 K.; 13.10.2020 tarihli ve 2019/13-15 E., 2020/749 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Sonuç olarak azlin ücret alacağına etkisi, azlin haklılığı ölçütüne göre belirlenir ve haklılığı ispat külfeti müvekkile düşer.
§ 20. Avukatın İstifası
İstifa, avukatın vekâlet ilişkisini sona erdirme hakkıdır ve tıpkı azil gibi haklı olup olmamasına göre ücret hakkını etkiler.
20.1. Haklı İstifa
Haklı istifa, müvekkilin yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi sebeplerle avukatın güven ilişkisinin sarsılması sonucu çekilmesidir ve avukata ücret hakkı verir. TBK m. 512, vekâletten her zaman istifa edilebileceğini; ancak uygun olmayan zamanda istifa eden vekilin doğan zarardan sorumlu olacağını düzenler. Avukat haklı sebeple istifa ettiğinde, üstlendiği işler için kararlaştırılan ücrete hak kazanır. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 26.11.2019 tarihli ve 2018/4194 E., 2019/11522 K. sayılı kararında, davacının haklı olarak istifa ettiği için ilgili dava ve icra dosyaları yönünden vekâlet ücretine hak kazandığı kabul edilmiştir.
20.2. Haksız İstifa
Haksız istifa, haklı bir sebep bulunmaksızın ve özellikle uygun olmayan zamanda yapılan istifadır; bu hâlde avukatın ücret hakkı sınırlanır ve doğan zarardan sorumluluğu gündeme gelir. TBK m. 512/2 uyarınca uygun olmayan zamanda istifa eden vekil, müvekkilin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Haksız istifa eden avukat, kural olarak ancak tamamladığı işler ölçüsünde ücret talep edebilir.
20.3. İstifanın Ücret Alacağına Etkisi
İstifanın ücrete etkisi, istifanın haklılığına ve işin tamamlanma derecesine göre belirlenir. Haklı istifada avukat kararlaştırılan ücrete hak kazanırken, haksız istifada yalnızca tamamlanan iş ölçüsünde ve müvekkilin zararını tazmin yükümlülüğü altında ücret talep edebilir. Sonuç olarak istifa, haklı olduğunda avukatın ücret hakkını korur; haksız olduğunda ise bu hakkı sınırlar ve tazminat sorumluluğu doğurabilir.
§ 21. Haklı Azil Sebepleri
Avukatlık sözleşmesinin haklı sebeple feshi, güven ilişkisinin taraflardan birinin davranışıyla çekilemez biçimde sarsılmasına dayanır. Vekâlet, karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olduğundan, TBK m. 512 uyarınca her iki taraf da sözleşmeyi her zaman sona erdirebilir; ancak bu hakkın haklı sebebe dayanıp dayanmaması, ücret ve tazminat sonuçlarını belirler. Müvekkil açısından haklı fesih (azil) sebepleri arasında avukatın özen ve sadakat borcuna aykırılığı, hesap vermekten kaçınması veya işi ihmal etmesi sayılır. Avukat açısından haklı fesih (istifa) sebepleri ise müvekkilin gerekli bilgi ve belgeleri vermemesi, kararlaştırılan ücret veya avansı ödememesi gibi edim ihlalleridir. Taraflardan birinin edimlerini gereği gibi yerine getirmemesi diğer tarafın güvenini sarsar ve haklı fesih sebebi oluşturur. Sonuç olarak haklı fesih sebepleri, güven ilişkisini sarsan edim ihlalleridir ve feshin haklılığı, ücret alacağının akıbetini doğrudan belirler.
§ 22. Birden Fazla Avukatla Takip Edilen İşlerde Ücret
Bir işin birden fazla avukatla takip edilmesi hâlinde, her avukatın ücret hakkı kendi sözleşmesine ve emeğine göre belirlenir; avukatların birbirini teşrik etmesi ise özel kurallara tabidir. Av. K. m. 172, bir işi birlikte takip eden avukatlardan birinin diğerini, müvekkilin yazılı muvafakatiyle işe ortak edebileceğini düzenler. Avukatlardan birinin diğerinin yazılı iznini almadan başka avukatları teşrik etmesi, sözleşmeye aykırılık oluşturabilir. Birden çok avukatın aynı işi üstlenmesi hâlinde, aksi kararlaştırılmadıkça her avukat kendi sözleşmesindeki ücrete hak kazanır; ücretin paylaşımı ise aralarındaki anlaşmaya göre belirlenir. Sonuç olarak birden fazla avukatla takip edilen işlerde ücret, her avukatın kendi sözleşmesi ve emeği esas alınarak ve teşrike ilişkin kurallar gözetilerek belirlenir.
§ 23. Ücret Alacağının Temliki
Avukatın ücret alacağı, kural olarak temlik edilebilir bir alacaktır; ancak temlik, alacağın niteliğine ve sözleşmedeki sınırlamalara tabidir. TBK m. 183, kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü kişiye devredebileceğini düzenler. Avukatlık ücret alacağı parasal bir alacak olduğundan, kural olarak devredilebilir; temlik, TBK m. 184 uyarınca yazılı şekilde yapılmalıdır. Ancak avukatlık ilişkisinin kişiye sıkı sıkıya bağlı (intuitu personae) niteliği, hukuki yardım ediminin değil yalnızca doğmuş para alacağının temlikine imkân tanır. Sonuç olarak avukat, doğmuş ücret alacağını yazılı bir temlik sözleşmesiyle üçüncü kişiye devredebilir; devre konu olan, edim değil para alacağıdır.
§ 24. Ücret Alacağının Mirasçılara Geçişi
Avukatın ücret alacağı, mal varlığı değeri taşıyan bir alacak olarak mirasçılarına geçer; buna karşılık avukatlık ediminin kişiye bağlı niteliği nedeniyle sözleşme ölümle sona erer. TBK m. 513, vekâletin kural olarak vekilin veya müvekkilin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflasıyla sona ereceğini düzenler. Avukatın ölümü hâlinde vekâlet ilişkisi sona erse de, o ana kadar doğmuş bulunan ücret alacağı terekeye dâhil olur ve mirasçılarına intikal eder. Av. K. m. 165 ve m. 166 çerçevesinde doğmuş alacaklar, terekenin aktifi olarak mirasçılarca talep edilebilir. Sonuç olarak avukatlık sözleşmesi ölümle sona erse de, doğmuş ücret alacağı mal varlığı değeri olarak mirasçılara geçer.
§ 25. Şirket Avukatlarında Ücret Rejimi
Şirket bünyesinde çalışan avukatların ücreti, ilişkinin iş sözleşmesine mi yoksa avukatlık (vekâlet) sözleşmesine mi dayandığına göre farklı rejimlere tabidir. Bir şirkete bağlı, ücretli ve sürekli iş ilişkisiyle çalışan avukat, İş Kanunu kapsamında işçi sayılır ve aldığı maaş iş sözleşmesinden doğan ücrettir; bu hâlde karşı yan vekâlet ücretinin avukata mı işverene mi ait olacağı tartışmalıdır ve genellikle iş sözleşmesindeki düzenlemeye göre çözülür. Buna karşılık şirkete vekâletle, bağımsız biçimde hukuki hizmet veren avukat, serbest meslek erbabı olarak akdî ücrete ve Av. K. m. 164/son’a göre karşı yan vekâlet ücretine hak kazanır. Sonuç olarak şirket avukatlarında ücret rejimi, ilişkinin bağımlı iş ilişkisi mi yoksa bağımsız vekâlet ilişkisi mi olduğuna göre belirlenir.
§ 26. Kamu Avukatlarında Ücret Rejimi
Kamu kurumlarında kadrolu olarak görev yapan avukatların ücreti, kamu personel mevzuatına tabi maaş ile karşı yan vekâlet ücretinden oluşan özel bir rejime bağlıdır. Kamu avukatı, asıl olarak tabi olduğu personel mevzuatı uyarınca aylık alır; ayrıca lehine hükmedilen karşı yan vekâlet ücretinden de 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili mevzuat çerçevesinde, belirli bir tavan dâhilinde pay alır. 659 sayılı KHK, kamu görevlisi avukatlara dağıtılacak vekâlet ücretinin usul ve sınırlarını düzenler; bu ücret, dağıtıma esas tutar ve kişi başına yıllık tavan sınırlamalarına tabidir. Sonuç olarak kamu avukatlarında ücret, personel mevzuatına dayalı maaş ile mevzuatın sınırları içinde dağıtılan vekâlet ücretinden oluşan karma bir yapı gösterir.
§ 27. Ücret Alacağının İspatı
Avukatın ücret alacağının ispatı, hem alacağın varlığının hem de miktarının ortaya konmasını gerektirir ve ispat araçları HMK’nın delil rejimine tabidir.
27.1. İspat Yükü
İspat yükü, kural olarak iddia eden tarafa düşer: alacağının varlığını iddia eden avukat, alacağın doğduğunu; buna karşı ödeme savunması yapan müvekkil ise ödediğini ispatla yükümlüdür (HMK m. 190; TMK m. 6). İtirazın iptali davasında da, İİK m. 67 uyarınca ispat yükü kural olarak davacı alacaklıdadır; alacaklı alacağının varlığını ispatla yükümlüdür. Masraf avansı bakımından ise, yukarıda § 8’de açıklandığı gibi, avansın verildiği karine kabul edilir ve aksini iddia eden avukat ispat yükü altındadır (3. HD, 17.02.2021, 2020/5105 E., 2021/1576 K.).
27.2. Yazılı Deliller
Yazılı deliller, ücret alacağının ispatında en güçlü araçtır; özellikle yazılı avukatlık ücret sözleşmesi, vekâletname, makbuz ve ihtarnameler belirleyicidir. HMK m. 200 uyarınca, belirli bir tutarı aşan hukuki işlemlerin senetle ispatı gerekir; bu nedenle yazılı ücret sözleşmesinin bulunması, hem akdî ücretin miktarını hem de türünü (maktu/nispi) ispat bakımından kritik öneme sahiptir. Yazılı sözleşme yoksa ücret, Av. K. m. 164/4’e göre belirlenir; ancak bu hâlde dahi işin görüldüğü, vekâletname ve dosya içeriğiyle ispat edilmelidir.
27.3. Elektronik Yazışmalar
Elektronik yazışmalar (e-posta, mesajlaşma kayıtları), HMK m. 199 anlamında belge niteliğinde olup ücret ilişkisinin ispatında delil olarak kullanılabilir. HMK m. 199, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, elektronik ortamdaki verileri belge olarak tanımlar. Avukatlık ücret sözleşmesinin elektronik ortamda kurulması ve elektronik yazışmaların ispat değeri, güncel doktrinde de ayrıntılı biçimde incelenmiştir (Tarla, *Avukatlık Ücret Sözleşmesinin Elektronik Sözleşmeler ile Düzenlenmesi*, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, 2025). Güvenli elektronik imza taşıyan veriler, senet hükmündedir (HMK m. 205/2).
27.4. Tanık
Tanık, senetle ispat zorunluluğunun bulunmadığı veya senede karşı senetle ispat kuralının istisnalarının uygulandığı hâllerde başvurulabilen bir delildir. HMK m. 200 ve m. 201 uyarınca, senetle ispatı gereken hususlarda kural olarak tanık dinlenemez; ancak yazılı delil başlangıcı varsa (HMK m. 202) tanık dinlenebilir. Bu nedenle yazılı ücret sözleşmesi bulunmayan hâllerde tanık beyanı, tek başına ücretin miktarını ispatta sınırlı bir değere sahiptir.
27.5. Ticari Defterler
Ticari defterler, tarafların tacir olduğu uyuşmazlıklarda HMK m. 222 çerçevesinde delil olarak kullanılabilir. Avukat veya müvekkilin tacir olması hâlinde, usulüne uygun tutulan ticari defterler sahibi lehine de delil teşkil edebilir; ancak bunun için defterlerin birbirini doğrulaması ve kanuni şartların gerçekleşmesi gerekir. Avukatlık ücreti uyuşmazlığında, şirket müvekkilin defterlerindeki kayıtlar ücretin tahakkuk ve ödeme durumunu göstermesi bakımından önem taşır.
27.6. Yemin
Yemin, başka delille ispat edilemeyen vakıalar için başvurulan tamamlayıcı bir kesin delildir (HMK m. 225 vd.). Avukatlık ücreti uyuşmazlığında, ücretin ödenip ödenmediği gibi vakıalar başka delille ispatlanamıyorsa, taraflardan birine yemin teklif edilebilir. Sonuç olarak ücret alacağının ispatında yazılı deliller esas; elektronik yazışmalar, ticari defterler ve sınırlı hâllerde tanık ve yemin ise tamamlayıcı araçlardır ve ispat yükü kural olarak alacağını iddia eden avukattadır.
§ 28. Ücret Alacağının Tahsili
Avukat, ücret alacağını kural olarak ilamsız icra yoluyla, alacağın bir kambiyo senedine bağlanmış olması hâlinde ise kambiyo senetlerine mahsus takip yoluyla tahsil edebilir.
28.1. İlamsız İcra ve Genel Haciz Yolu
Avukatlık ücret alacağı, bir para alacağı olduğundan kural olarak genel haciz yoluyla (ilamsız icra) takip edilir. İİK m. 42 ve devamı uyarınca, bir ilama dayanmayan para alacakları için genel haciz yolu açıktır. Avukat, müvekkili aleyhine takip talebinde bulunur; borçluya ödeme emri tebliğ edilir ve borçlu süresinde itiraz etmezse takip kesinleşir. İtiraz hâlinde ise alacaklı avukat, itirazın iptali davası veya itirazın kaldırılması yoluna başvurur.
28.2. Kambiyo Senetlerine Dayalı Takip
Avukatlık ücret alacağı bir çek, bono veya poliçeye bağlanmışsa, alacak İİK m. 167 vd. uyarınca kambiyo senetlerine mahsus takip yoluyla tahsil edilebilir. Bu yol, daha hızlı ve borçlunun itiraz imkânlarının sınırlı olduğu bir takiptir. Ancak ücretin senede bağlanması, alacağın sebebini (avukatlık ücreti) gizleyebileceğinden, müvekkilin senedin temelindeki ilişkiye yönelik itirazları (örneğin haklı azil savunması) ayrıca değerlendirilir. Sonuç olarak avukat, ücret alacağını niteliğine göre genel haciz veya kambiyo takibiyle tahsil edebilir; itiraz hâlinde ise dava yolu devreye girer.
§ 29. İtiraz ve İtirazın İptali Davası
Borçlunun ödeme emrine itirazı üzerine duran takibin devamını sağlamak için alacaklı avukat, İİK m. 67 uyarınca itirazın iptali davası açabilir ve bu davada takip talebiyle bağlılık ilkesi esastır. İİK m. 67, itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde, genel mahkemede itirazın iptali davası açılabileceğini düzenler. İtirazın iptali davasının en temel ilkesi, davanın takip talebinde gösterilen borç ve borcun sebebiyle sıkı sıkıya bağlı olmasıdır; takipte dayanılmayan bir alacak veya belge, davada ileri sürülemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 03.05.2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K. sayılı kararında, itirazın iptali davasının takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gerektiğini, takip talebinde dayanılan borç ve borcun sebebiyle bağlılığın asıl olduğunu belirtmiştir. Aynı ilke HGK’nın 14.12.2011 tarihli ve 2011/19-617 E., 2011/749 K.; 11.02.2020 tarihli ve 2017/19-2076 E., 2020/117 K. sayılı kararlarında ve 23. Hukuk Dairesi’nin 12.02.2018 tarihli ve 2015/9116 E., 2018/342 K. sayılı kararında da yinelenmiştir. 19. Hukuk Dairesi 17.04.2012 tarihli ve 2012/213 E., 2012/6526 K. sayılı kararında ise dava konusu yapılmayan birikmiş faizin tahsiline yol açacak şekilde hüküm kurulmasının HMK m. 26’daki taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu vurgulamıştır. Güncel bir örnek olarak 3. Hukuk Dairesi 07.04.2025 tarihli ve 2025/589 E., 2025/1898 K. sayılı kararında, takip talebinde yer almayan diğer işler için vekâlet ücreti talep edilemeyeceği, davanın takip talebiyle ve borcun sebebiyle sınırlı olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak itirazın iptali davası, takip talebinde gösterilen borç ve sebeple sıkı sıkıya bağlı, takibin devamını sağlamaya yönelik bir eda davasıdır.
§ 30. İcra İnkâr Tazminatı
İcra inkâr tazminatı, itirazın iptali davasında alacaklının haklı çıkması hâlinde, haksız itiraz eden borçluya yükletilen ve alacağın belirli bir oranı tutarındaki tazminattır. İİK m. 67/2, “Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, ret veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, bir tazminata mahkûm edilir.” hükmünü içerir. İcra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için alacağın likit (belirli veya belirlenebilir) olması gerekir. Avukatlık ücreti alacağında, alacağın yazılı sözleşmeyle belirlenmiş ya da kolayca hesaplanabilir olması hâlinde likit kabul edilir; ücretin tartışmalı veya takdire bağlı olduğu hâllerde ise likit olmadığı gerekçesiyle inkâr tazminatı reddedilebilir. Sonuç olarak icra inkâr tazminatı, haksız itirazı caydıran bir yaptırımdır ve avukatlık ücreti alacağında ancak alacağın likit sayıldığı hâllerde hükmedilir.
§ 31. Menfi Tespit ve İstirdat Davaları
Müvekkil, avukatın takip ettiği ücret alacağının mevcut olmadığını ileri sürerek menfi tespit; ödeme yaptıktan sonra borçlu olmadığını iddia ederek istirdat davası açabilir. İİK m. 72, borçlunun, icra takibinden önce veya sonra borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceğini; takip sonunda ödeme yapılmışsa ödenen paranın geri alınması için istirdat davası açılabileceğini düzenler. Avukatlık ücreti bağlamında müvekkil, örneğin avukatın haklı azledildiğini ve ücrete hak kazanmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açabilir. İstirdat davasında ise müvekkil, ödediği ücretin haksız olduğunu ve geri verilmesi gerektiğini ispatla yükümlüdür. Sonuç olarak menfi tespit ve istirdat davaları, müvekkilin avukatlık ücreti talebine karşı başvurabileceği savunma ve geri alma yollarıdır.
§ 32. Zamanaşımı
Avukatlık ücret alacağı, kural olarak beş yıllık zamanaşımına tabidir ve süre, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işler. TBK m. 147/5, vekâlet sözleşmesinden doğan alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olduğunu düzenler; avukatlık sözleşmesi de vekâletin özel bir görünümü olduğundan bu süreye tabidir. Zamanaşımı, ücretin muaccel olduğu (kural olarak işin tamamlandığı veya azil/istifa ile ilişkinin sona erdiği) tarihten itibaren işlemeye başlar. Karşı yan vekâlet ücreti bakımından ise süre, kararın kesinleşmesiyle işler. Sonuç olarak avukatlık ücret alacağı, muacceliyet tarihinden itibaren beş yılda zamanaşımına uğrar.
§ 33. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Avukatlık ücreti uyuşmazlıklarında görevli mahkeme, kural olarak asliye hukuk mahkemesi; tüketici işlemi niteliği taşıyan hâllerde ise tüketici mahkemesidir. HMK m. 2 uyarınca, malvarlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak davalının yerleşim yeri mahkemesidir (HMK m. 6); sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkilidir (HMK m. 10).
§ 34. Arabuluculuğa Başvuru Şartı
Avukatlık ücreti alacağından doğan uyuşmazlıklar, niteliğine göre dava şartı arabuluculuğa tabi olabilir; ancak bu konuda alacağın ticari iş sayılıp sayılmadığı belirleyicidir. HMK ve 6325 sayılı Kanun çerçevesinde, ticari davalarda (TTK m. 5/A) ve belirli alacak davalarında arabuluculuk dava şartıdır. Avukatlık ücreti alacağına dayalı uyuşmazlığın ticari iş niteliği taşıması hâlinde, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu olabilir; aksi hâlde dava, dava şartı yokluğundan usulden reddedilir. Buna karşılık, vekâlet ücretinden doğan ve ticari nitelik taşımayan alacaklar bakımından arabuluculuk kural olarak zorunlu değildir; taraflar isterse ihtiyari arabuluculuğa başvurabilir. Bu nedenle avukatın, takip ve dava öncesinde uyuşmazlığın niteliğini ve dava şartı arabuluculuk kapsamına girip girmediğini değerlendirmesi gerekir. Sonuç olarak avukatlık ücreti alacağında arabuluculuğa başvuru şartı, uyuşmazlığın ticari nitelik taşıyıp taşımadığına göre belirlenir.
§ 35. Yargıtay İçtihatlarında Avukatlık Ücreti
Yargıtay’ın avukatlık ücretine ilişkin içtihatları, birkaç yerleşik ilke etrafında istikrar kazanmıştır. Birincisi, azil ve istifa hakkından önceden vazgeçilemeyeceği ve bu hakları zorlaştıran cezai şartların geçersiz olduğudur (13. HD, 12.09.2013, 2013/16201 E., 2013/21325 K.; 16.09.2015, 2014/3667 E., 2015/27125 K.). İkincisi, azlin ücrete etkisinin haklı-haksız ayrımına göre belirlendiği ve haklılığı ispat yükünün müvekkilde olduğudur (HGK, 17.12.2021, 2018/13-50 E., 2021/1588 K.). Üçüncüsü, masraf avansının verildiğinin karine kabul edildiği ve aksini iddia eden avukatın ispatla yükümlü olduğudur (3. HD, 17.02.2021, 2020/5105 E., 2021/1576 K.). Dördüncüsü, sözleşme yokluğunda ücretin Av. K. m. 164/4 ve AAÜT uyarınca belirleneceğidir (3. HD, 07.04.2025, 2025/589 E., 2025/1898 K.). Beşincisi, itirazın iptali davasında takip talebiyle bağlılığın esas olduğudur (HGK, 03.05.2006, 2006/19-260 E., 2006/251 K.). Sonuç olarak Yargıtay içtihatları, avukatlık ücretini hem avukatın emeğini koruyan hem de müvekkilin temel haklarını (azil, hesap sorma) güvence altına alan dengeli bir çizgide istikrara kavuşturmuştur.
§ 36. Karşılaştırmalı Hukukta Avukatlık Ücretleri
Karşılaştırmalı hukukta avukatlık ücretine ilişkin yaklaşımlar, ücretin serbestçe belirlenmesi ile dava sonucuna ortaklık modeline bakış açısından farklılaşır. Alman hukukunda avukatlık ücreti, Avukatlık Ücretleri Kanunu (RVG) ile ayrıntılı bir tarifeye bağlanmıştır ve dava sonucuna ortaklık (Erfolgshonorar) kural olarak sınırlıdır; Türk hukukundaki AAÜT ve pactum de quota litis yasağına benzer bir yapı görülür. İsviçre hukuku, mehaz Borçlar Kanunu’nun vekâlet hükümleriyle Türk hukukuna kaynaklık etmiş; özellikle azil ve istifanın her zaman caiz olması ilkesi Türk uygulamasına da yansımıştır. Anglo-Amerikan hukukunda ise contingency fee (sonuca bağlı ücret) yaygın biçimde caizdir ve özellikle ABD’de tazminat davalarında başlıca ücret modelidir; bu, Kıta Avrupası ve Türk hukukundaki kısıtlayıcı yaklaşımdan ayrılan temel noktadır. Sonuç olarak karşılaştırmalı hukukta Türk hukuku, ücretin tarifeyle korunduğu ve dava sonucuna ortaklığın yasaklandığı Kıta Avrupası modeline yakın durmaktadır.
§ 37. Öğretide Tartışmalı Konular
Avukatlık ücretine ilişkin öğretide, özellikle dört konu tartışmalıdır. Birincisi, karşı yan vekâlet ücretinin hukuki niteliğidir: bir görüş bunu tamamen kanundan doğan ve avukata ait bağımsız bir alacak sayarken, diğer görüş yargılama gideri olması yönünü öne çıkararak tarafın alacağına yaklaştırır (Kazaz, 2019). İkincisi, AAÜT’nin azami sınır mı yoksa yalnızca asgari sınır mı olduğudur; baskın görüş tarifenin asgari nitelikte olduğunu, üst sınırın ise m. 164/2’deki yüzde yirmi beş olduğunu kabul eder. Üçüncüsü, haklı azilde “kesinleşen işler” ölçütünün kapsamıdır: hangi işlerin azil tarihi itibarıyla “kesinleşmiş” sayılacağı uygulamada tereddüt doğurur. Dördüncüsü, elektronik ortamda kurulan ücret sözleşmelerinin geçerlilik ve ispat değeridir (Tarla, 2025). Sonuç olarak öğretideki tartışmalar, ücretin niteliği, sınırı ve modern sözleşme biçimleri etrafında yoğunlaşmakta ve yargısal uygulamayı da etkilemektedir.
§ 38. Genel Değerlendirme
Avukatın ücret alacağına ilişkin tüm boyutlar bir arada değerlendirildiğinde, uygulamadaki uyuşmazlıkların belirli odaklarda toplandığı ve Yargıtay’ın bu odaklarda yerleşik ilkeler geliştirdiği görülür.
38.1. Uygulamada En Çok Karşılaşılan Uyuşmazlıklar
Uygulamada en çok karşılaşılan uyuşmazlıklar; azlin haklı olup olmadığı ve buna bağlı ücret hakkı, yazılı sözleşme bulunmayan hâllerde ücretin m. 164/4’e göre belirlenmesi, masraf avansının ödenip ödenmediği, itirazın iptali davasında takip talebiyle bağlılık ve azil hâlindeki cezai şartların geçerliliği konularında yoğunlaşmaktadır. Bu uyuşmazlıkların büyük kısmı, taraflar arasında yazılı ve açık bir ücret sözleşmesinin bulunmamasından kaynaklanır.
38.2. Yargıtay’ın Yerleşik İlkeleri
Yargıtay’ın yerleşik ilkeleri şu noktalarda toplanır: azil ve istifa hakkından vazgeçilemez ve bu hakları zorlaştıran kayıtlar geçersizdir; azlin ücrete etkisi haklılık ölçütüne göre belirlenir ve haklılığı ispat yükü müvekkildedir; masraf avansının verildiği karine kabul edilir; sözleşme yoksa ücret m. 164/4 ve AAÜT’ye göre belirlenir; itirazın iptali davasında takip talebiyle bağlılık esastır. Bu ilkeler, yukarıda anılan HGK ve daire kararlarıyla istikrar kazanmıştır.
38.3. Doktrindeki Görüş Ayrılıkları
Doktrindeki görüş ayrılıkları, özellikle karşı yan vekâlet ücretinin niteliği, tarifenin azami sınır işlevi görüp görmediği, haklı azilde kesinleşen işlerin kapsamı ve elektronik sözleşmelerin geçerliliği konularında belirginleşir. Bu tartışmalar, uygulamada yeknesaklığı güçleştirmekte ve yasal düzenlemenin netleştirilmesi ihtiyacını ortaya koymaktadır.
38.4. Çözüm Önerileri
Çözüm önerileri olarak; avukatlık ücret sözleşmesinin yazılı, ücret türünü (maktu/nispi) ve muacceliyet ânını açıkça belirten biçimde düzenlenmesi, azil ve istifa hâlindeki ücret sonuçlarının sözleşmede emredici hükümlere aykırı olmayacak şekilde öngörülmesi, masraf avansının makbuzla belgelenmesi ve karşı yan vekâlet ücretinin takibe/davaya açıkça konu edilmesi önerilebilir. Ayrıca elektronik ortamda kurulan sözleşmelerde güvenli elektronik imza kullanılması, ispat sorunlarını önler. Sonuç olarak avukatın ücret alacağına ilişkin uyuşmazlıkların büyük kısmı, baştan açık ve yazılı bir sözleşme ile önlenebilir niteliktedir.
Sonuç
Avukatın ücret alacağı, kaynağını hem sözleşmeden hem de kanundan alan, vekâlet sözleşmesinin özel bir görünümü olarak Avukatlık Kanunu’nun emredici sınırlarına tabi, kendine özgü bir alacaktır. Akdî ücret tarafların serbest iradesiyle ama asgari tarife ve yüzde yirmi beş üst sınırı içinde belirlenirken; kanuni, icra ve arabuluculuk vekâlet ücretleri doğrudan kanundan doğar ve kural olarak avukata aittir. Ücretin muacceliyeti işin görülmesine, temerrüt ve faiz ise borçlunun usulüne uygun temerrüde düşürülmesine bağlıdır. Azil ve istifa, güven ilişkisinin sona erme biçimleri olarak ücretin akıbetini haklılık ölçütüne göre belirler; bu hakları ortadan kaldıran veya zorlaştıran kayıtlar emredici hükümlere aykırı olduğundan geçersizdir. Ücret alacağı; öncelik hakkı, kanuni tahsis, icra yolları ve sözleşmesel güvencelerle korunur; tahsili ise itirazın iptali davasında takip talebiyle bağlılık ilkesi çerçevesinde yürür. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, avukatın emeğini koruyan ve müvekkilin temel haklarını güvence altına alan dengeli bir çizgi oluşturmuştur. Nihayetinde, avukatın ücret alacağına ilişkin uyuşmazlıkların büyük bölümü, baştan açık, yazılı ve Avukatlık Kanunu’nun sınırlarına uygun bir sözleşmeyle önlenebilir; zira ücret hakkı, hem avukatlık mesleğinin onurunun hem de etkili hak aramanın güvencesidir.
Kaynakça
Mevzuat
1136 sayılı Avukatlık Kanunu · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu · 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu · 213 sayılı Vergi Usul Kanunu · 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu · 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu · 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu · 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu · 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun · 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname · 2025-2026 Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (RG 04.11.2025, S. 33067) · 2026 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi · Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları.
Yargı Kararları
Yargıtay HGK 03.05.2006, 2006/19-260 E., 2006/251 K. · Yargıtay HGK 26.04.2006, 2006/13-245 E., 2006/236 K. · Yargıtay HGK 11.10.2006, 2006/13-610 E., 2006/639 K. · Yargıtay HGK 14.12.2011, 2011/19-617 E., 2011/749 K. · Yargıtay HGK 14.01.2020, 2017/13-1821 E., 2020/12 K. · Yargıtay HGK 11.02.2020, 2017/19-2076 E., 2020/117 K. · Yargıtay HGK 13.10.2020, 2019/13-15 E., 2020/749 K. · Yargıtay HGK 09.02.2021, 2017/13-634 E., 2021/59 K. · Yargıtay HGK 17.12.2021, 2018/13-50 E., 2021/1588 K. · Yargıtay 13. HD 26.06.1990, 1990/4646 E., 1990/4682 K. · Yargıtay 13. HD 05.03.1991, 1991/7510 E., 1991/2429 K. · Yargıtay 13. HD 14.05.1993, 1993/3121 E., 1993/4224 K. · Yargıtay 13. HD 2004/16382 E., 2008/3767 K. · Yargıtay 19. HD 17.04.2012, 2012/213 E., 2012/6526 K. · Yargıtay 13. HD 16.05.2013, 2013/8249 E., 2013/12850 K. · Yargıtay 13. HD 12.09.2013, 2013/16201 E., 2013/21325 K. · Yargıtay 13. HD 16.09.2015, 2014/3667 E., 2015/27125 K. · Yargıtay 13. HD 26.04.2016, 2015/6376 E., 2016/11422 K. · Yargıtay 13. HD 07.11.2017, 2016/10799 E., 2017/10728 K. · Yargıtay 23. HD 12.02.2018, 2015/9116 E., 2018/342 K. · Yargıtay 13. HD 15.10.2018, 2016/2491 E., 2018/9349 K. · Yargıtay 13. HD 16.01.2019, 2016/13919 E., 2019/240 K. · Yargıtay 13. HD 26.11.2019, 2018/4194 E., 2019/11522 K. · Yargıtay 13. HD 21.02.2020, 2016/18145 E., 2020/2552 K. · Yargıtay 13. HD 12.03.2020, 2018/1569 E., 2020/3270 K. · Yargıtay 3. HD 10.12.2020, 2020/4892 E., 2020/7646 K. · Yargıtay 3. HD 28.01.2021, 2020/4028 E., 2021/595 K. · Yargıtay 3. HD 17.02.2021, 2020/5105 E., 2021/1576 K. · Yargıtay 3. HD 16.01.2023, 2022/8187 E., 2023/1 K. · Yargıtay 3. HD 07.04.2025, 2025/589 E., 2025/1898 K.
Doktrin (Tezler)
Atlı Darcan, Banu, *Vekilin (Özellikle Avukatın) Ücret Alacağı*, Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir, 2024. · Kazaz, Gözde, *Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yargılama Gideri Olarak Vekâlet Ücreti*, Yüksek Lisans Tezi, Bahçeşehir Üniversitesi, İstanbul, 2019. · Sarıca, Dilşad, *Avukatın Ücret Hakkı*, Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Antalya, 2016. · Tarla, Adem, *Avukatlık Ücret Sözleşmesinin Elektronik Sözleşmeler ile Düzenlenmesi: Hukuki ve Pratik Yönleri*, Tezli Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2025.
Bu makale Av. Arb. Yalçın TORUN tarafından hazırlanmıştır. Hukuki bilgilendirme amaçlıdır; somut uyuşmazlıklarda profesyonel hukuki danışmanlık alınması önerilir. © Torun Hukuk Bürosu — yalcintorun.av.tr
